SIKILAN VAR MI?


Bu şehirde yaşayıpta hayatından şikayet etmeyen yok gibidir heralde. Yahu tarfiği bir dert apartman kültürü bir dert, insan ilişkileri ayrı bir dert, ben hala bu şehirde ne diye yaşıyorum diyerek yılın muhtelif zamanlarında hepimiz dürtüklemişizdir içimizdeki ufaklığı.

 

Gençlere sorsan sosyal hayat yok problem orda, orta yaş mektepten dem vurur, ilerleyen yaşlarda da kabulleniş ve teslim oluşla birlikte “mermeketimiz” eyidir yav nidalarıyla defter kapanır.

 

Gelin bu işe bir çözüm bulalım arkadaşlar. Kaçınılmayan durumlardan hoşnutluk çıkarma derdi ile kendimizi avutmak yerine, hoşnutsuzluklarımızdan kaçınılmayan dersler çıkaralım.

 

Bizi “burada tutan nedenler”i birer sorun kaynağı olarak görmemiz lazım öncelikle. Bu nedenleri sorun olarak adlandırırsak bilinçaltımıza daha önce adlandırmadığımız bir mesaj göndermiş oluruz ki bu da sorunun çözümüne katkı sunar. Yani deli olan birinin ben deli değilim diyerek tedaviyi kabul etmemesi yerine evet ben deliyim diyerek en azından sorunu kabulleniyor olması bir nebze fayda eder sorunun çözümüne.

 

Gelelim sorunlara;

 

Sorun 1 – kıymalı, tepsi kebabı, balcanlı ve domatesli bir afyon gibi saplanmış beynimize..

 

Sorun 2- Paklava’yı da sorun 1’e dahil edebilirdik ama bence başlı başına bir afyon

 

Sorun 3 – Oda kültürümüz.. Yani arkadaşlarla haftada bir iki bazen üç gün bir araya geldiğimiz birbirimize açıldığımız birbirimizi açtığımız hattı zatında zaman zaman “misafir” getirttiğimiz mekanlar. Bu mekanlar da bir nebze olsun bizi nefeslendirdiği için kopamayışımızın bir nedeni olarak sayılabilir.

 

Sorun 4 – Çalıştığımız devlet dairesinde artık “şatır” olduğumuz için başka bir şehirde başımıza gelecekleri düşünmemiz.

 

Sorun 5 – Bulunduğumuz çarşı, ortam, dükkan komşuluğu, kısacası çevremiz bizi bir halt zannedip hesaba aldığı için, bir halt olamayacağımız başka bir yere gitmeyi göze alamamız.

 

Sorun 6 – Birbirimizin ayarını çok iyi bilmemiz ve birbirimizin nabzına göre şerbet verebilmemiz. Yani müsülman tayfa ile arakıcı tayfayı bir bakışta şıp diye anlayıp ona göre hareket edebilmemiz.

 

Sorun 7 – İnsanları yıkıntıya getirebilmemiz. Yani evini veya arabasını satmak zorunda kalan adamın atasını dedesini yedi ceddini tanıdığımız için onun düştüğü zor durumda elimizden gelenin en fazlasını yaparak onu çarpabilmemiz.

 

Sorun 8 – Siyasette; kim güçlü kim güçsüz, şahsiyetimizi hangi güçlüye hangi mekanda nasıl peşkeş çekebiliriz sorusunun cevabını iyi bilmemiz.

 

Bu sorunları aşabilirsek değerli dostlarım, bu şehirden ayrılabiliriz. Bu bizi hiç bir şekilde üzmez. Gittiğimiz şehre de çok çabuk adapte oluruz.