Savaşlarıyla seçkinlerin tarihi


Bir alanda benzerlerine fark ve üstünlükleriyle ayrıcalık yaratanlara seçkin(elit) denir. Aydın seçkinler, siyasi seçkinler, ekonomi(burjuvazi) seçkinleri, bürokrat seçkinler, teknokrat seçkinler, sanatçı seçkinler ve askeri seçkinler başlıcalarıdır.

 

1453’te Fatih’in sadrazam Çandarlı’yı idam ettirmesinden sonra sadrazamlığa, bürokratik ve askeri mevkilere devşirmeleri getirilmesiyle Osmanlı’da iki asır boyunca bürokrat ve asker seçkinler devşirmelerden oluşuyordu.

 

 

Lale Devri'(1718-1730)nde Avrupa’ya gönderilen elçilerin etkisiyle Avrupa’daki bilim ve teknolojiyi Osmanlı’ya taşıma fikri ve uygulamalarıyla Batılılaşma(yenilik) hareketi başlatılmıştır. Batılılaşma hareketi, yine 2. Mahmut döneminde(1808-1839)Avrupa’ya eğitim için gönderilen öğrenciler ile hız almıştır. Bu aynı zamanda; Fransız Devrimi’yle yayılan milliyetçilik ve özgürlük rüzgârlarıyla çok uluslu imparatorluğu dağılmaktan kurtarmanın yegâne yolun, Avrupa’daki sanayi ve demokrasi yeniliklerini benimseme temelinde çok çeşitli kültürel ve siyasal birliği sağlamaktan geçtiğini savunan Osmanlıcılık fikir ve uygulamalarının başlatıcısı olmuştur.

 

 

Avrupa’yla ilişkiler içinde olan ve lokomotif işlevi gören bürokrat seçkinler ile savaş yenilgileri yüzünden orduda yenilik misyonunu üstlenen askeri seçkinler(Yeniçerilerden sonra)yenilik hareketinin öncülüğünü yapmışlardır.

 

Osmanlı’da felsefe ve bilim gelişmediğinden, aydın seçkinler din ulemasından oluşuyordu.

 

Sanayinin gelişmediği, az hacimli ticaretin de Gayri Müslimlerin elinde olduğundan Osmanlı’da burjuvazi seçkinleri türememiştir. Özel mülkiyet hakkını tanıyan Tanzimat Fermanı(1839)’yla Tımar Sipahileri(asker besleme karşılığında arazi vergisini toplayan) yerine geçen toprak sahipleri ve ulema yeniliğe karşı çıkmışlardır. Yenilik süreçlerinde, toprak soylularla halkı arkasına alan ulema ile bürokrat-asker seçkinler arası savaşa dönüşmüştür. Yine Avrupa’ya gönderilen öğrencilerin etkisiyle ve zaman içinde, ulemayı etkisizleştirecek biçimde yenilikçi ve demokrat görüşü edinmiş, bürokrat ve asker seçkinlerin ittifakına katılan yeni bir aydın seçkinler kesimi türemiştir.

 

Böylelikle İttihatçılar döneminden(1908) Menderes dönemine’(1950)e kadar bürokrat- asker-aydın seçkinler ittifakının egemenliği hâkim olmuştur. İlk anayasanın kabulü ve ilk meclisin açıldığı 1. Meşrutiyet(1876) sivil bürokrat seçkinler sayesinde ilan edilmiştir. 2 Meşrutiyet(1908) ise asker seçkinler sayesinde ilan edilmiştir. Kurtuluş Savaşı(1918-1922), bürokrat ve aydın seçkinler ile halkı arkasına alan yine asker seçkinlerin öncülüğünde gerçekleşmiştir.

 

Çok köklü değişimin yapıldığı Cumhuriyet döneminde asker seçkinlerin etkisiz ve sessiz kalmalarının sebebi, kendi fikirleriyle Kemalist-Cumhuriyet ideolojisinin bütünleşmiş olması ve başta Atatürk ile İnönü olmak üzere ülkeyi yöneten Kadroların asker kökenli olmasıdır.

 

1940’larda Ticaret ve Sanayinin belirginleşmesiyle türeyen burjuvazi görüşüne paralel olarak güçlenen sağcı liberal Siyasi seçkinler; burjuvazi, feodalite-toprak soylu ve dini erklerin desteğiyle 1950’ de iktidarı ele geçirmişlerdir. Menderes, Cumhuriyet döneminde idam ve sürgün edilen feodal ve dini erklerin çocuklarını parlamentoya taşımıştır.

 

27 Mayıs 1961 darbesi, bir anlamda asker-bürokrat seçkinlerin rövanşı biçiminde yorumlanabilir. 1961 Anayasasına onlar şekil vermişlerdir. Senatoya üye seçimi şekli, Mili Güvenlik Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve sonra kurulacak olan YÖK ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri gibi kurumlar aracılığıyla asker ve bürokrat seçkinlerin siyasal iktidara ortak olmaları sağlanmıştır.

 

Siyasi seçkinlerin gücünü kırma operasyonu olan 12 Mart 1971 müdahalesi, tersi bir etkiyle tarihsel asker-bürokrat-aydın seçkinlerin ittifakını çatlatmıştır. Büyük ölçüde bürokrat ve aydın seçkinlerin desteğini kaybeden asker seçkinler, 12 Eylül 1980 darbesiyle yönetemeyecekleri kadar karmaşıklaşan devlet yönetimini bürokrat ve teknokratlara vermek zorunda kalmaları ve akabinde 1983 Seçimlerinde iktidarı liberal seçkinlere kaptırmaları, askerler için büyük hezimetle sonuçlanmıştır.

 

1990’larda koşullar, sağ cenahta liberalleri pasivite, muhafazakârları aktive etmesiyle endişelenen askerlerin kanalize etmesiyle bir kısım bürokrat, aydın, siyasetçi ve burjuva desteği ile 1961 Anayasasının kurumları aracılığıyla jüristokrasi(yargıçların egemenliği) hâkim olmuştur.

 

Demokrasiye aykırı bir şekilde meclis üstü yetkilerle donatılan kurumlar aracılığıyla alınan 28 Şubat Kararları da, tersi bir tepkiyle halk tarafından muhafazakârlara iktidar vizesi vermesine neden olmuştur. Peş peşe darbe planlarının olduğu iddiası, son çırpınış olarak 27 Nisan e-muhtıra, çağımızda darbelere yer olmadığı düşüncesiyle orduda çatlak oluşturmuş, askerleri tamamen siyasetten çekilip kışla içi inzivaya ve dinginliğe zorlamıştır.

 

2000’li yıllardan sonra siyasetçileri, bürokratları, aydınları ve burjuvasıyla türeyip güçlenen, kurumlardaki eski yapıları temizleyerek kendi yapısını kuran yeni muhafazakâr erkler, kadro ve otorite paylaşamama temelinde bir ayrışmayla Hükümet ile jüristokrasisini ve polistokrasisini kuran Paralel Yapı arasında amansız savaşa dönüşmüştür.