Ölümlere Alışmak


Bu kadar ölümün üzerimize çöktüğü, böylesine acımasız bir katliamın beynimizi esir aldığı bu günlerde bir şeyler yazabilmek, özellikle yaşama dair bir şeyler karalayabilmek çok zor. Ölenlerle yüreğimizin bir parçası sakatlanıyor, aklımız tükeniyor, Bakışlarımızdaki o insansı tılsım sönüyor. Zamanla alışıyoruz ve unutmayı öğreniyoruz. Örneğin trafik kazalarında ölenlere aldırmaz olmadık mı? Dağlarda ölen geçlerin cenazesi bizim sokağa gelmemişse kılımızı bile kıpırdatmamayı da… Çünkü onlar uzaklarda ölüyorlar. Korkuyorum. En çok alışmaktan korkuyorum. Ölene kalana aldırmadan yaşamayı öğrenmekten korkuyorum.   Yaşadığım coğrafyada ölüm adam seçiyor. Öyle kader, yazgı, tombala falan dinlemiyor. Bir dere taşıyor ya da sokakları su basıyor. Bilin bakalım kim ölüyor. Elbette yoksullar. Neden yoksullar. Çünkü ancak o evlerin kirasını ödeyebilecek kadar kazanıyorlar. Ya da kazandıkları veya yemeden içmeden kesip biriktirdikleri ile ancak çerden çöpten konut yapabiliyorlar. Deprem olsa kim ölecek. Elbette yine onlar. Çünkü zaten durduğu yerde titreyerek ayakta zor durabilen o evler en ufak bir sallantıda yıkılı verecek. Salgın hastalık veya en ufak bir enfeksiyon salgınında kim ölecek? Yine onlar. Çok basit. Çünkü onlar yeterince beslenmiyor. Çünkü onlar en sağlıksız koşullarda yaşıyorlar. Soma madeninin karanlık dehlizlerinde kaç can kaldı? Kaçı bu kazadan kurtuldu? Kaçının ölüsü kavun deposuna kondu bilinmiyor. Bütün okumuş adamlar taşeronluktan söz ediyor. Güvenlik önlemlerinin maliyeti yükselttiği için alınmadığını.     Kimisi ucuz kömür için işverenin bilerek ve isteyerek gerekli teknolojik harcamaları yapmadığını anlatıyorlar. Herkes anlatıyor, herkes üzgün, herkes öfkeli. Televizyonlar ölenlerin ruhuna mevlit okuyorlar. Acıları içinde eriyip tükenen anneleri, eşleri gösteriyorlar. İnsanların acıları ve gözyaşları medyanın kazancına dönüşüveriyor. Bütün yalanlara, manipülasyonlara rağmen bir gerçek çırılçıplak ortada duruyor. Son maden kazası bir can kaybı rekoru kırdı. Sanki daha fazla kaybedecek bir şey varmış gibi herkes korkuyor. Hadi kalkın arkadaşlar. Ankara’ya yürüyoruz. Şu şu şu sorunlar yasal bir düzenlemeye kavuşmadıkça geri gelmeyelim diyemiyor. Ortada doğru düzgün sendika yok. İşçi örgütü yok. İşçilerin sorunları kentli gençlerin eylemlerine neden oluyor. Meydanlara çıkanların, polis copu yiyenlerin, gaz soluyanların içinde neredeyse işçi yok.     Ecel yoksulların sokaklarında, madenlerde, tersanelerde, fabrikalarda kol geziyor. Din âlimlerimize söyleyin bu kaderi değiştirsinler. Kurşun döksünler, tütsü yaksınlar. Kem gözleri yoksulların üzerinden kovalasınlar. Ölüm biraz da patronların semtine gitsin. Zenginlerin sokaklarına dadansın. Yoksuldan uzak dursun.