Cumhurbaşkanlığı Seçimi


Cumhurbaşkanlığı seçimine yaklaşıyoruz. İlk turu 10 Ağustosta yapılacak olan seçim için hala adaylar belli değil. YSK’nın açıkladığı takvime göre adaylık başvurusu 29 Haziran 2014’te başlayacak ve 3 Temmuz’da ise başvuruların son günü olacak.

 

Aday seçimi konusunda muhalefet hummalı bir çalışma içine girmiş durumda. Özellikle Devlet Bahçeli’nin çatı aday teklifi ve bu konuda yaptığı çeşitli temaslarını, basından ve medyadan takip ettik. En son Kemal Kılıçdaroğlu’yla da bir görüşme gerçekleştirmişti. Kemal Kılıçdaroğlu olsun Devlet Bahçeli olsun 30 Mart yerel seçimlerinden sonra yaptıkları açıklamalarla Başbakanın bu göreve talip olmaması gerektiğini açık açık söylüyorlardı. Aslında ikisinin kafasında da Ahmet Necdet Sezer gibi dışarıdan ve herhangi bir siyasi partiyle ilgisi olmayan bir çatı aday fikri var. Bu çatı aday fikri kanımca iki sebepten dolayı yanlıştır. Birincisi; Cumhurbaşkanını halk seçecek. Meclis değil. Eğer meclis seçmiş olsaydı belki olabilirdi. Çünkü meclis tarafından seçildiğinde paket oy çıkabiliyordu. Örneğin; Ahmet Necdet Sezer’de olduğu gibi, meclisin paket oyuyla seçilmişti. Fakat halk oy kullanacağı için paket oyların çıkması mümkün değildir. İkincisi; Bu seçimde halk ilk defa Cumhurbaşkanını seçecek. Dolayısıyla halk daha çok tanıdığı, bildiği birini seçecek. Meclis dışında birinin aday gösterilmesi halk tarafından onaylanmayabilir. Daha doğrusu halk, iyi tanımadıkları birini kabullenemeyebilir.

 

Çatı aday fikri konusunda muhalefetin hem fikir olmasına karşın aday gösterilecek şahıs konusunda hem fikir olabilecekleri çok zor görünüyor. Zira Devlet Bahçeli sağ kesimden aday isteyebilir. Buna karşın Kılıçdaroğlu sol, laik birini isteyebilir. Bu da şahıs konusunda ortaklaşabilmelerini zorlaştırıyor.

 

Muhalefetin adayının belli olmamasına karşın, iktidar partisinin adayı kesin gibi görünüyor. Zira gerek Afyon kampında iktidar partisinin yaptığı istişare toplantısında gerekse parti içi diğer istişare toplantılarında Başbakanın adı öne çıkmış durumda. Hatta artık partinin önemli adamları tarafından Başbakanın adaylığı sesli bir şekilde dile getirilmektedir. Cumhurbaşkanı adaylarının Başbakan Erdoğan olacağını, yıllardır bu millete başbakan olarak hizmet eden Erdoğan’ın bundan sonra Cumhurbaşkanı olarak hizmet edeceğini açıklamaktadırlar. Tabi Başbakan daha kendisi ben adayım demedi ancak bütün işaretler onu gösteriyor. Ayrıca hepinizin bildiği gibi 3 dönem kuralından dolayı bir daha milletvekili seçilemeyecek olan Başbakanın, Cumhurbaşkanlığı görevine talip olmaması da mümkün değildi zaten.

 

30 Mart yerel seçimin galibi olan ve her girdiği seçimde oyunu arttırarak yoluna devam eden Başbakanın aday olması muhalefetin işini zorlaştırıyor. Doğrusu çatı aday olarak çıkabilecek adayın da işini zorlaştırıyor. Zira Başbakanın halk tarafından iyi tanınıyor olması onun için bir avantajdır. Ayrıca YSK’nın en son aldığı bir karara göre oy pusulalarında adayların fotoğraflarının da olacağını söylemesi Başbakanı diğer adaylara göre daha da avantajlı duruma getiriyor. En nihayetinde bu ülke için hangisi hayırlıysa o olsun.

 

MISIR’IN GAYRİ MEŞRU CUMHURBAŞKANI

 

Askeri darbenin mimarı Abdulfettah El-Sisi yapılan seçimde cumhurbaşkanı seçildi. Katılımın yüzde 47 civarında olduğu ve yaklaşık olarak oyların yüzde 96’sını alan Sisi Mısır’ın yeni cumhurbaşkanı oldu. Tabi bu arada onu da ilk kutlayan Suudi Arabistan kralı oldu.

 

Askeri darbenin kendisi gayri meşru olduğu kadar bu darbenin ardından darbeyi yapan kişinin cumhurbaşkanı seçilmesi de o kadar gayri meşrudur. Zira hiçbir şey yok iken sırf dindar insanlar iktidardadır diye askeri darbeyle onların iktidardan uzaklaştırılması ve bu da yetmezmiş gibi binlercesinin öldürülmesi ve ardından tutuklananların da idama mahkûm edilmesinden sonra seçimlerin yapılması ne kadar demokratik olabilir ki? Fakat daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi bu durum Mısır’ın talihsizliğini gösteriyor. Çünkü Mısır’ı her zaman asker kökenli kişiler yönetti. Şimdi durum yine aynı ve değişen bir şey yok.

 

Zaten İhvan’ın seçimlere katılması yasaklanmıştı. Daha doğrusu bütün faaliyetleri yasaklanmıştı. Kaldı ki yasaklanmazsa bile bu şartlarda seçime katılmaları doğru da olmazdı. Zira seçimlere katılmaları durumunda katılım oranının yükselebileceği gibi seçime de bir meşruluk verilmiş olurdu.

 

Sonuç olarak ne yapılan seçimlerin ne de kazanan cumhurbaşkanının meşru olduğu söylenebilir. Bundan sonra da geçmişte olduğu gibi yine İhvan Hareketinin üyeleri ağır işkencelerden geçecek ve birçoğu idam edilecek. Çünkü Mısır’da her zaman tarih tekerrür ediyor.