Işid Ve Mezhep Savaş(lar)ı


 

Önce Rojava’da sahneye çıktılar. Ama öyle bir sahneye girişleri vardı ki bir anda dünyanın en popüler örgütü oldular. Çünkü canlı canlı insanın kafasını kesiyorlardı. Cami minarelerinden şimdiye kadar hiçbir İslam âliminden duymadığımız fetvalar veriyorlardı. Kendilerine karşı çıkan Kürtler’in; malını, canını, ırzını kendilerine helal sayıyorlardı. Kürtler’e karşı bu fetvayı verdiklerinde ve onları öldürdüklerinde hiç kimseden ses çıkmadı. Zulümlerine kimse bir şey demedi. Bu gün yapılan bazı iddialara göre ise Irak’ta, Şiilere de aynısını yapmaktadırlar.

 

 Başta Esad’a karşı savaşacaklar bahanesiyle Suriye’ye sokuldular. Sonra ne olduysa Rojava’aya yönelerek Kürtlerle savaştılar. Ardından Özgür Suriye ordusunun aldığı yerlere saldırarak Özgür Suriye ordusuyla savaştılar. Kimse bunlara dur demedi, diyemedi. Girdikleri ve aldıkları her yerleşim biriminde adeta yeni bir din türeterek kurallar koydular. Sözüm ona da bu koyduğu kurallara da şer’î kurallar dediler. Tabi onların aldıkları pozisyonun sonucunda da Esed rahatladı ve katliamlarına devam etti. Daha önceki yazılarımızda da belirtmiştik, Işid Kürtler’le savaştığında Özgür Suriye ordusundan da destek alıyorlardı. Ama zamanla işler tersine döndü.

 

Ve şimdi Irak’ta terör estiriyorlar. Musul’u bir gecede aldılar. Ardından Tikrit ve şimdi de Bağdat’a doğru ilerliyorlar. Stratejik yerleri bilinçli bir şekilde işgal ederek önce buraları ele geçirmeye çalışıyorlar. Örneğin önce petrol kuyularını ele geçiriyor ya da şehirlere saldırdığında cezaevlerini boşaltıyor ve çıkardıkları mahkûmları silahlandırarak örgütün militan sayısını arttırıyor. Militan sayısı arttıkça da bir başka yerleşim yerini kuşatıyor. Böylelikle ilerleyişi durdurulamıyor.

 

Peki, bunların durdurulamamasının sebebi sadece çok güçlü oldukları için midir? Hayır. Zira Maliki’nin mezhepçi ve baskıcı politikası bunların güçlenmesine sebep oluyor. Saddam sonrasında iktidara gelen Maliki Şia mezhebine mensup ve nasıl ki Saddam Hüseyin hem Şiilere hem de Kürtlere hayat hakkı tanımıyordu şimdi neredeyse Maliki de aynısını Sünnilere ve hatta elinden gelirse Kürtlere yapmaya çalışıyor. Hatta hepimiz hatırlayalım Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık Haşimi Sünni idi ve ondan kaçarak önce Barzani’ye sığınmıştı. Yani Barzani olmasaydı onu yakalatıp hapse atacaktı. Ardından Haşimi Türkiye’ye gelmiş ve hala Türkiye’dedir. Maliki’nin bu baskıcı politikasından bunalan özellikle Sünni halk bu yüzden Sünni olan bir örgüte teveccüh gösteriyor ve yardım ediyor. Hatta bunlara kanıp katılan çok kişi de oldu.  Ayrıca Irak ordusunda bulunan Sünni askerlerin de Maliki’den çektikleri aşikârdır. Çünkü hiç savaşmadan silahlarını bırakıyorlar ve çekiliyorlar.

 

Musul’dan sonra Kekük’e yönelen Işid sert bir direnişle karşılaştı zira Peşmerge güçleri Kerkük’ü savunmaya gelmişti ve onların Kerkük’e girmesini engelledi. Işid şu anda da Türkmen kentlerini ele geçirmiş durumda ve oradaki Türkmenler, Kürdistan bölgesine sığınıyorlar. Irak ordusu maalesef hiçbir varlık gösteremiyor ve şu anda en sağlam ve organizeli olan Peşmerge güçleri bunların Kerkük’e girmesine müsaade etmedi. Eğer Peşmerge kuvvetleri olmasaydı şu an Kerkük’ü de almışlardı.

 

Farklı söylentiler de çıkmaya başladı. Örneğin Işid komutanlarının Ürdün’de Amerika tarafından eğitildiği söyleniyor. Bu iddiaların ne kadar doğruluk payı var bilinmez ancak olmayacak bir şey de değil. Çünkü Amerika Maliki’nin yardım çağrısına olumlu yanıt vermedi ve hatta iktidardan çekilmesi gerektiğini söyledi. Tüm bunları yan yana koyduğumuzda birçok ihtimalin olabileceğini düşünebiliriz.

 

Ve gelelim İslam Ümmetinin kanayan yarası; mezhep savaşı veya mezhepçilik. Hiç olmaması gerekirken ama en çok mezhepler üzerinden birbirini öldürmüş, ezmiş, baskı kurmuş ve birbirini din dışılıkla suçlamış Müslümanların en ağır hastalığıdır mezhepçilik. Oysa mezheplerin ortaya çıkışı sadece şartlardan dolayı kolaylık olsun diye âlimlerin ortaya koyduğu görüşlerdir. Ama maalesef bizler bu görüşleri sanki ayetmiş veya hadismiş gibi kabul ederek tartışılmaz bir şekle sokmuşuz. Bizim mezhepten olmayanı dışlamışız ve bizden farklı olanı reddetmişiz. İş öyle bir hale gelmiş ki maalesef çok kan dökülmüştür. Örneğin tarihe baktığımızda bölge hâkimiyeti için Osmanlı ve Safevi devletinin mezhepçi politikalarını rahatlıkla görebiliriz. Zira biri Sünniliği yaymaya çalışırken diğeri Şiiliği yaymaya çalışmıştır. Bu gün de bölgede aynısı yaşanmaktadır.

 

Bugün Müslümanlar arasındaki birliğin oluşmamasının temel sebebi de yine mezhepçiliktir. Maalesef mezhepçilik aşırı Şiiler ve Sünniler tarafından adeta din haline getirilmiştir. Kur’an yani hayatı inşa etmek için Allah’ın bize gönderdiği yüce kitabı ve Peygamberin sünneti dururken biz bu iki emanete bakmadan direkt mezheplere bakarak dini yaşantımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Sonuç da işte böyle savaşlar ve katliamlar oluyor.

 

Ortaçağ Avrupa’sında mezhep savaşları (Protestan ve Katolik mezhepleri savaşı) olmuştu ve tarihe Otuz Yıl savaşı olarak geçen bu savaş sonucunda binlerce insan ölmüş ve yüz binlercesi de savaşın getirdiği kıtlık sayesinde açlık ve hastalık yüzünden ölmüştür. Ama ilginçtir ki Avrupalılar bir daha mezhepler yüzünden savaşmamışlardır. Oysa Müslümanlar hiç vazgeçmeden hep savaştılar, savaşıyorlar. Bugün Suriye’deki iç savaşın bu kadar sürmesi mezhepçi duyguların öne çıkması (İran ve Lübnan Hizbulahının savaşa müdahil olmaları) nedeniyledir. Irak’taki durum da bundan farksız değildir.

 

Allah, bu tür saçma konular yüzünden aramıza girmiş ayrılıkları tez zamanda çıkarsın ve hak, hukuk ve adalet temelinde birliğimizi sağlasın inşaallah…