Ekmel Bey ve Doğu oyları


    Türkiye’de Özal öncesine kadar, Parlamento içinde seçilen cumhurbaşkanları, laikliği koruma adına asker kişilerden seçilmeleri, kurallı gelenekti. 1989’da CHP ve DYP’nin boykotuna rağmen ilk sivil Cumhurbaşkanı seçilen Özal ile bu tabu yıkıldı. 10 Ağustos 2014’te Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilecek olması, halk iradesine süzgeç niteliğindeki meclis seçimine son verilmiş olunacaktır.

 

    Ekonomik ve siyasal istikrarsızlıklar, laiksel ve etniksel dayatmalar; liberal, muhafazakâr, Doğu oylarının büyük bölümü ve az sayıda bulunan sosyal demokrat oylarının bir kısmının toplamı % 50 oy oranıyla muhafazakâr referanslı Ak Parti’yi sağın merkezine oturtmuştur.

 

    1.turda az farkla kazanmasa da 2.turda kazanması kesin olarak hesaplanan Erdoğan’a karşı, MHP ve CHP’yi çatı aday olarak Ekmeleddin İnsanoğlu isminde anlaşmak zorunda bırakmıştır.

 

    Erdoğan’ın yükselişine karşı fikri hareketlerinin tek başlarına başaramayacak olma telaşıyla, dini referanslarda birbirlerine zıt, Türk-İslam referanslı ülkücüler ile din ekolünden sıyrılmış, Atatürkçülüğe dayalı ulusalcılar, tek anlaşabilecekleri ve başarı umdukları Türkçülük hamağında siyaseten beraber sallanmaya karar vermişlerdir.

 

    Bu iki hareketin anlaştıkları ve ayrıştıkları değerler ise; Ülkücüler, Anadolu’nun muhafazakâr ailelerin çocukları olarak Türk-İslam sentezini benimseyenler. Ulusalcılar da, metropol ve sahil kentlerdeki eğitimli ailelerin çocukları olarak din yerine Türkçülük temelinde gelişen çağdaş Atatürkçü değerlere dayalı ideolojiyi benimseyenlerdir. Zamansal süreçte, geleneksel değerlerin çağdaş değerlere karşı zayıfladığı yeni gençlik jenerasyonunda, ulusalcı ideoloji, ülkücülüğü kendine eritecek şekilde yayılmaktadır.

 

    Bu farklılıklar neticesinde İnsanoğlu’nun MHP’ye yakın olmasıyla, CHP yönetimi, İnsanoğlu’nun profilini Atatürkçü frekanslarla yumuşatarak Partililere tanıtması, hatta bir ara Ekmeleddin isminden DİN ekini çıkararak Ekmel Bey olarak telaffuz etmelerine karşın, bir kısım ulusalcılar şiddetle karşı çıkmışlardır. Ulusalcıların bir kısmı da, Kemalizm’den geçici ödün vererek, Erdoğan’ın sayısal çoğunlukla Köşke çıkmaması için İnsanoğlu’na destek vereceklerini beyan etmişlerdir.

 

    Bu özelliğinden dolayı siyasal anlamda İnsanoğlu’nun; ülke içinde bölgesel kalacak şekilde tabanı doğrultusunda nasyonal-ulusalcı yaklaşımı temelinde Doğu’yu kapsamayan politikalar etmesi/etme ihtimali olması, seçmen yelpazesini sadece Batı’yla sınırlandırmasına zemin hazırlamıştır.

 

    Laikçi gözlükle ümmetçi olan, ümmetçi söylemleri de sürekli vurgulayan Erdoğan’ın; Müslüman olmayan Ermeni halkından özür dilemesi, Ruhban Okullarının açılması, yavaş ilerleseler de Ermeni, Kürt, Alevi ve Roman açılımlarıyla transnasyonal yani ulus ötesi siyaseti kısmen hissettirmesi, evrensel demokrasiyi arzulayan halkın çoğunluk iradesini sürekli lehine çevirmeyi başarmıştır.

 

    Ulusalcı ve Ülkücü politikalara karşı tepki olarak doğan Kürt hareketinin, Türk sosyalistlerin desteğini almak için dönüştüğü HDP, Selahattin Demirtaş’ı aday göstermiştir. HDP, çatı adayına karşı, Doğu’da amansız ve tek rakibi Erdoğan’a kendi tabanının desteğini en azından 1.turda önlemek ve potansiyel seçmeninden, 1. Turda bize, 2. Turda Erdoğan yönünde serbest bırakma ihtimaliyle, oylarını artırıp Parti moralini yükseltme hedefinde.

 

    CHP ve MHP’ye göre vatan haini, BDP-HDP’ye göre de devlet faşisti olan Erdoğan’ın, kendine göreyse, CHP ve MHP’yi ırkçılık, BDP-HDP’yi de bölücülük yapmakla suçladığı/ suçladıkları, kutuplaştırıcı atmosferdeyiz. Sosyal ve liberal demokrasinin olmadığı kutuplaşmış ortamda, milliyetçi politikalarla CHP ve MHP Batı’ya, BDP-HDP’de Doğu’ya sıkışmış durumdalar. Batı’da "Tek Vatan, Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak"sloganıyla, Doğu’da da "Demokratik açılımlar" vaadiyle dengeyi kuran Erdoğan ve Ak Parti, milliyetçi olmayan oyların bileşimiyle, BÜTÜNÜ oluşturan DOĞU ile BATI arasındaki KAN DOLAŞIMINI sağlayan çoğunluğun destediğiyle, daha birçok seçimin favorisi olacağı yadsınamaz gerçekliktir.