Kürt'ten Evliya Sokma Avluya


Kürt'ten Evliya Sokma Avluya....     Evet  yukarıdaki yazı  ırkçılığın  belirtisinin ta kendisidir. Osmanlı donemi sonrasında yani cumhuriyetin kurulmasından bu yana  Kürtler ne yazık ki toplum tarafından dışlanmış, itilmiş kakılmış ve en önemlisi de Kürtçe konuşmalarının yasaklanması ile tamamen  asimle edilmeye çalışılmışlardır. tabi burada sadece Kürtlerden söz etmek yanlış olur, Türkiye' de  Romanlar;Türk asıllı Ermeniler, ve diğer azınlık gurupları da  Kürtlerle aynı kaderi paylaşmışlardır.     Türkiye’de ırkçılık Devlet nezdinde de hoş görüyle karşılanan ve hatta uygulanan bir gerçektir.  Milli Güvenlik kurumu tarafından 1996 yılında dönemin hükumetine verilen rapor (‘talimatname’ diye okumak lazım) bunlardan sadece biriydi. Söz konusu raporda Kürt nüfusun artışındaki tehlikeye işaret ediliyor. Önlem olarak da fazla çocuk dünyaya getiren Kürtlere ceza verilmesi öngörülüyordu . Dönemin Kürt kökenli birkaç bakanın itirazı ile rapor rafa kaldırıldı sonrada Eylemlere katılan Kürt çocuklarının Ailelerinden koparılması önerisi  gündeme geldi.   Devletin düşüncesi ve uygulaması böyle olunca gündelik hayatta saldırgan bir milliyetçilik ve ırkçılıkla karşılaşmak da şaşırtıcı olmuyor. Devletin Türk ırkçılığı konusundaki derin hoşgörüsüne sığınan siyasal aktörlere ve davranış biçimlerine sıklıkla tanık olunuyor.bunların başında  Milliyetçiler geliyor.   2012 yılında Tokat’ta tanık olduğumuz ‘Kürtleri burada istemiyoruz’ türünden linç girişimleri olmuştu  bugün halen   linç girişimleri her yerde devam etmektedir bu olaylara karşı alınan önlemler ya yoktur, yada yok denecek kadar azdır..   son günlerde elinde sopalarla polisle beraber gezen sakallı adamların olduğunu da göz önünde bulundurursak ırkçılığın polislerin içindede az olmadığını görebiliriz. bu sakallı adamlar kimdir, necidir, neden polislerle beraber hareket etmektedir belli değildir.ve bu konuda bir açıklama yapılmamıştır.   hatırlayacağınız gibi Ahmet Türk’e dönük bir  saldırı yapılmış, ve saldırgan hiç bir ceza almadan serbest bırakılmıştı hatta o dönemde Gazetelerde . Saldırgan hakkında  “Türk halkının tercümanı oldu” diye methiyeler dizilmişti.   Bugün kobani olaylarında  sesini duyurmak için   gösteri yapan yakıp yıkan Kürt gençleri  hedef alınarak yeni yasa çıkartıp polisin yetkilerinin arttırılması ön görülüyor,  yapılan eylemlerin doğruluğu  elbetteki tartışılır ama her başa çıkılamayan olayda polise daha fazla yetki vermekte çözüm olmamış olmayacaktır da.   Yine 2012 yılında Manisa'nın Selendi ilçesinde koskoca bir Roman topluluğu milliyetçi-ırkçıların şiddet dalgasıyla yaşadıkları bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Dönemin bölge yetkilileri ırkçı saldırıya katılanları soruşturmadan önce “hep olay çıkarıyorlar” diyerek Romanları hedef göstermişti, ve sonrada  Bölgeyi Romanlardan temizlemişlerdi.  bugün toplum içerisinde romanların hiç bir söz hakkı bulunmamaktadır.     Tek bayrak, tek millet     eski Başbakan şimdiki Cumhur başkanı Tayyip Erdoğan'ın Meclis’te yaptığı konuşmada 1938 Dersim Olayları için “Eğer böyle bir literatür varsa, Dersim’den özür dilerim” minvalindeki sözler bir tarihi gerçekliğin ifşa edilmesi açısından önemli, ama tamamen yetersiz. kalmıştır.     Dersim’den özür dileyen başbakan, her gittiği yerde ‘tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet’ diyerek kurucu ideolojiden milim taviz vermiyor. bu sözleriyle  '' biz bütünüz, Biriz hepimiz eşitiz'' demek istediği sanılabilir aslında bu sözlerle sadece Türk var demeye getiriyor Kürtleri inkar yoluna gidiyor, evet Kürtler Türkiye Vatandaşı olabilirler fakat ayrı bir  ırktandır bunu da göz ardı etmemekte yarar vardır.   Türkiye'de şöyle bir mantık var; '' Kürtler var ve yok edemiyorsan, onlara Kürt olmadıklarını anlat. Önce imha, olmadı asimilasyon, olmadı inkar et''   tabi  burada bilinmesi gereken önemli bir gerçek daha var o da. Artık Kürtleri susturmanın imkansızlaşmış olduğudur,karşımızda bilinçlenmiş, ve ne istediğini bilen, sesini her türlü yolu deneyerek duyurmaya çalışan bir Nesil var. çözüm sürecinde bir sonuç elde edilmezse Türkiye yeniden karışacak ve  yeni ölümler kaçınılmaz olacaktır.