Feodaliteden çağdaşlığa


       Güzide ve kadim şehrimiz Şanlıurfa, dünyanın ilk yerleşim yerlerinden olması ve Peygamberler diyarı özelliklerinden dolayı Türkiye’ de ve dünyada yerli ve yabancı türizm potansiyeliyle ön plana çıkmak için çabalamaktadır.

 

       Bu iki önemli değerden dolayı turizm bölgesi, kalkınma teşvikleriyle tarıma dayalı sanayi kenti, GAP’ın merkezi olmasından dolayı da Türkiye de tarımın merkezi olmayı hedeflemektedir.

 

       Ancak bu hedeflere ulaşmasını engelleyen en önemli etkenler, toplumun çoğunluğunun eğitimsiz olması ve sosyal yapının feodaliteye dayalı şekillenmesidir. Bu feodal zihniyet, Şanlıurfa’nın siyasetine, sivil toplum örgütlerine, devlet kurumlarına ve ekonomik yapıya yıllarca sirayet etmiştir.

 

       Son zamanlarda bu zihniyetin kırılması için çaba gösterilmiş olmasına rağmen, özellikle önceki dönemlerde siyasi adaylar ve bazı kuruluşların başkanlıkları bilgi ve donanım yerine, mensup oldukları topluluğun oy potansiyeline göre belirleniyordu. Özellikle eski milletvekillerinin anlayışında: vekilliklerinin, baba-ata ve mensup oldukları topluluğun hakkı olduğu algısıyla, toplum yerine, mensup oldukları topluluğa hizmet etme anlayışı hâsıl oluyordu.

 

       İl’in devlet kurumlarında da bu zihniyetin yansıması görülmekteydi. Bilgi ve deneyime bakılmaksızın, siyasi ve feodal erke göre amirler belirlenmekte, arkalarında böyle bir güç bulunmayan amirler, kurumun işleyişini yürütmekte zorluk ve kurum personeline otorite sağlamakta pasif kalmaktaydılar.

      

     Sivil toplum kuruluşlarının yönetimleri, liyakat yerine, yine bu zihniyetin temelinde vücut bulan ya siyasal ve feodal, ya da kent soylu ve köy soylu gruplaşmalar neticesinde belirleniyordu. Bunun sonucunda yerel toplumsal baskı grupları(sendika, oda, dernek… gibi), tıpkı siyasiler ve kurum amirleri gibi görevleri olan tabanın sorunlarını yukarıya iletmede ve toplumsal gelişim için eğitim, ekonomi ve sosyo-kültürel alanlarda yaratıcı projeler geliştirmede yetersiz kalmalarına neden oluyordu.

      

 

       Ekonomik yapı da bu zihniyetten nasibini almıştı. Devlet ihalelerini ya bu zihniyet gücüyle belirli yerlere  ulaşanlar almaktaydı, ya da bu güçlerle anlaşma yapanlarda kalmaktaydı. Bunun dışındaki yolları izleyenler ya anlaşmalı ihalelerle devre dışı kalmakta, ya da tehdit ve saldırılara maruz kalmaktaydılar.

 

       Sonuç olarak; Şanlıurfa’da genel, yerel, oda, sendika gibi seçimlerde adayların donanım ve yeterliliklerini kulis etme yerine, grup kavgaları ve silahlı çatışmalara, sokakta adam vurma ve bıçaklamalarına sahne oluyordu.

 

       Böylece Şanlıurfa, gelişmişlikte hep Antep’i örnek alıp gelişme hayallerini bir kenara dursun, beyin ve sermaye göçü vererek büyük bir kayba uğramıştır.

 

       Eğitimsiz bir toplumda hayat bulan bu zihniyet, son zamanlarda büyük ölçüde kırılmış, tamamen ölmesi için ihtiyaç duyulan toplumsal tepkileri sağlamak için, eğitimli bir toplum oluşturmakla mümkün olacaktır.