Farklı Bir Cumhurbaşkanı


İlk defa halkın oylarıyla seçilen ve seçilmeden önce de farklı bir cumhurbaşkanı olacağını söyleyen ve hatta Anayasanın verdiği tüm yetkileri kullanacağını belirten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, farklılığını ortaya koydu. Seçildiği ilk günden beri farklı bir profil çizen Cumhurbaşkanı yapılan en son Bakanlar Kurulu toplantısına da başkanlık ederek diğer cumhurbaşkanlarından farklı olduğunu kanıtlamış oldu. Çünkü Cumhurbaşkanımız pasif olmayı sevmez.

Aslında Başbakanlık yaparken de farklıydı. Zira kamuoyunun alıştığı bir Başbakanlık görüntüsü hiç çizmemişti. Belki de bu farklılığı onu başarıya götürüyordu.

Evet, en son Bakanlar Kuruluna başkanlık etmesi öteden beri Başkanlık veya Yarı Başkanlık sistemini de savunuyor olması ister istemez Başkanlık sistemine geçişin adımı olarak algılandı. Tabi bu arada muhalefetten de sert tepkiler geldi. Zaten daha önce yapılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı da tartışma konusu olmuş bu sarayın da Başkanlık sistemine geçiş için yapıldığı söylenmişti. Muhalefetin tepki göstermesinin gerekçeleri vardı. Zira muhalefete göre Cumhurbaşkanının Bakanlar Kuruluna Başkanlık etmesi hükümetin yetkilerini ya da Başbakanın yetkilerini kısma ve bazı yetkileri kendisinin kullanmak istediği anlamına geliyordu. Hatta muhalefet açıklamasında; toplantıdan önce medyaya verilen görüntülerde Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun rahat olmadığı, bu rahatsızlığın yüzüne yansıdığını ve bu durumun yetki kargaşalığına yol açacağını ifade ettiler. Oysa daha önce de bazı Cumhurbaşkanları kabineye başkanlık etmişti. Hatta Cumhurbaşkanı Özal 7 defa kabineye başkanlık etmiştir.

Tabi bu durumun bir de hükümet kanadı var. Onlarda bir rahatsızlık oldu mu olmadı mı bilinmez. Ama Cumhurbaşkanının en başta zaman zaman Bakanlar Kuruluna başkanlık edeceği tahmin edilmişti ve bu durumu Başbakanı belirlerken bu konuda anlaşmış olabileceklerini kamuoyu düşünüyor. Anayasal olarak da olumsuz bir durum yok. Zira mevcut Anayasamıza göre Cumhurbaşkanı gerekli gördüğünde Bakanlar Kuruluna Başkanlık yapabilir hükmü vardır. Ayrıca hükümetten yapılan açıklamaya göre anormal bir durumun olmadığı istediği zaman da başkanlık yapabileceği ifade edildi.

Kamuoyundaki tepkilere de bakmak gerekir ki yapılan anketlere göre halkın çoğunluğu bu duruma sıcak bakıyor. Soğuk bakanların oranı daha da azdır.

Peki, gerçekten bu durum başkanlık sistemine geçişin işareti olabilir mi? Bunun için öncelikle anayasa değişikliğinin olması şartı herkesçe biliniyor zaten. Kaldı ki Cumhurbaşkanının daha önceki açıklamalarını hatırlayacak olursak başkanlık sisteminden yana olduğunu zaten belirtmişti. Fakat anayasa değişikliği olmadan bu sistemin gelmesi mümkün değil. Diyelim ki anayasa değişikliği oldu ve başkanlık sistemine geçtik.  Bu sefer şöyle bir soru önem kazanıyor. Başkanlık sistemi bu ülke için uygun mudur değil midir? Bu sistemin belki ülkeden ülkeye değişmekle beraber olumlu ve olumsuz tarafları olabilir. Fakat devlet başkanın halk tarafından seçilmesi daha demokratiktir. Yürütme erkinin tek kişide toplanması sakıncalı olabilir ama hızlı karar verilmesi açısından başkanlık sistemi daha mantıklı geliyor. Yani bu sistemde işler biraz daha hızlı yürüyor. Türkiye’ye de baktığımızda başkanlık sisteminin uygun olduğunu söyleyebiliriz. Zira herkesin malumudur ki bizim ülkemizde işler ağır yürüyor. Hatta koalisyon dönemini hatırlayalım her konuda ülke olarak büyük sıkıntılar yaşadık. Bu sıkıntıların çoğu parlamenter sistemden kaynaklanıyordu. Çünkü yeterince oy alınmadığı zaman mecburen koalisyon hükümeti kuruluyor. Bu sefer de hükümeti kuran partiler zaman zaman birbirlerine karşı hükümetten çekilme tehdidinde bulunabilirler. Dolayısıyla istikrar kolay kolay olmuyor. Oysa başkanlık sistemi daha istikrarlıdır.

Bu ülke için hangisi hayırlıysa o olsun diyerek bitirelim.