Ekrem Gibiler


~~
”Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” Maide Suresi (90)


 Ekrem Gibiler


 Adıyamanlıydı. Komşu oğluyla birbirlerini sevmiş, evlenmişlerdi. Çocukları yoktu.
 Doğu kaderi İşsizlik, yollarını İstanbul`a düşürdü.
 Ekrem,  karısından bir ton daha açık,yüzüne bakılınca, sadece sık ve yumuşak saçları akılda kalan, silik  bir erkekti. İyi terziydi  ama tembeldi. İstanbul onu büsbütün değiştirdi. Birkaç aya varmadan içki ve kumar müptelası oldu.İşe geç gidiyor, verimli çalışamıyordu.
 İşten çıkarıldı...
 Bedriye, kot pantolon dikilen bir konfeksiyona girdi. Çalışkan ve titizdi. Konuşkan değildi. Uzun boylu ve esmerdi. Gelinliği hariç yüzüne hiç boya sürmemişti. Ne külfetti o öyle. Her gün bir sürü şeyi yüzüne sür. Onunla dolaş. Akşam yıka, sabah... Hiç ilgisi yoktu böyle şeylere. Ekrem de istemiyordu zaten. İstese yapardı ama. O ne istese yapardı. Kayıtsız şartsız bir bağlılığı vardı kocasına.
 Adıyaman'da kayın validesiyle  oturduğu için yatak yorgan, birkaç parça çeyiz ve annesinden kalan hamam havlusundan başka bir şeyi yoktu.
 Çalıştıkça taksitle bir şeyler almaya başladı. Elektrik süpürgesi, buzdolabı, çamaşır makinesi...
 Sonra bunların teker teker gidişine tanık oldu. Akşam eve geldiğinde henüz taksitleri bile bitmemiş eşyalardan biri Ekrem tarafından satılmış oluyordu. Bedriye sinirleniyor, üzülüyordu. Kocasına sitemler ediyordu.
 Ekrem  eşinin yanına oturup özür diliyor,  daha yapmayacağına yeminler ediyordu.
 Sattığı eşyanın parası bitince aynı film yine tekrarlanıyordu.
 Yeşil, arkalı koltuklar aldı Bedriye. Ahşap sehpalar, yemek masası, sandalyeler...
 Bunlara dokunmuyordu Ekrem. Elektrikli eşyalardı onun ilgi alanı.
 Bedriye alıyor, o satıyordu.
 Ve içkili geldiği geceler dayaklar başladı. Öldürürcesine dayaklar...
Bedriye şaşkındı. Kendisine "çiçeğim" diye hitap eden adam değildi bu. Başka biriydi... Ekrem'in içindeki başka Ekrem’di...
 Komşular kurtarıyorlardı bu saklanmış Ekrem’den Bedriye’yi.
 Artık karısının başını klozetin içine sokup dövüyordu Ekrem ses çıkmasın diye. İşi bitince sifonu karısının didik didik olmuş saçlarının üstüne çekiyor. Sızmak için yatağa gidiyordu.
 Bedriye  kırık dişleri, kanlı yüzü ve elleri ile komşulara karşı kocasını savunuyordu.
" İşsiz ondan" diyordu. "Morali bozuk. Hem zaten, sadece içkiliyken dövüyor."
 Her gece içmeye başladı Ekrem. Her gece dövmeye başladı...
 Bedriye’yi dövüyor, elindeki paraları alıyor, gidip kumar oynuyor, uyanınca özür diliyordu.Yumuşuyordu Bedriye. Onu, o kadar canından seviyordu ki. İşte başkalarının anlayamadığı buydu. "
"Boşan" diyorlardı ona.
 Ekrem’i! Onu bu haliyle bilmiyordu ki komşular. Bilseler, görseler...
 Ekrem, evdeydi çoğu zaman. Yan apartmanda  kadife kahverengi yastığa çıplak kollarını dayamış,  çekirdek kırarak sokağı seyreden bir kız  çarptı bir gün gözüne...
 Kadife yastıklı kız, otuza merdiven dayamıştı. Neden evde kaldığına ne kendisinin  ne de onu tanıyanların aklı ererdi. Saçları, uzun ve gece siyahıydı. Kaşları kavisli, gözleri çekik ve saçlarıyla aynı  tonda parlak, burnu kemerli, cildi duru beyazdı. Kendine yakışan tavşanımsı, doğal bir gülüşü vardı.

 Bedriye'nin bir gece önceki dayaklardan güçsüz düştüğü günlerden birinde patronu, patlamış dudağa, morarmış  gözlere  baktı. Acıdı. Kızı yaşındaydı.
"Bugün eve erken git" dedi.
 Bedriye eve erken geldi...
 Evinde, adını bile bilmediği,camdan tanış, kahverengi kadife yastıklı kız!
 
 İnce vücudu çöktü kaldı.
-"Bi daha yapmicam" diyordu Ekrem. "İçkiliydim. Ben sadece seni...
 Ve gecenin bir yarısı uyku mahmurluğunda dayaklar...
  Bir müddet sonra  sinir krizleri başladı Bedriye’de. İş yerinde, evde, otobüste...
-"Çevre değiştir" dedi psikiyatr. "Bir müddet memleketine git. Kafanı topla."
 Gitti...
 Giderken eşyalarından bazılarını Ekrem’den koruyabilmek için komşularına bıraktı.
 Döndüğünde...
  Ekrem evi içindekilerle birlikte devretmişti.
 Bedriye'nin elinde, komşulara bıraktıklarından başka bir şey kalmamıştı.
 Evi devren kiralayan adamın karısı, acıyordu Bedriye’ye. Kapısına gelmiş." Anasından yadiğar hamam havlusunu" istemişti.
-"Vermeyeceksin!" dedi kocası. "Hepsine para saydım bunların."
-"Veremem" dedi Aliye.  "Evde huzurum bozulur."
 Kocasından gizli bir yorgan iki yastık verdi sadece.
 Onlar da yeni evliydiler. Fındıklı'da kayınvalidesiyle oturuyorlardı. Ayrı ev açamamışlardı. Böyle bir fırsat çıkınca...
 Edebiyat fakültesine giden narin ve duyarlı komşu kızı, dramı yazdığı şiirle belgeledi.

 Adıyamanlı Terzi Bedriye,
 Sehpaların bizde,
 Halıların Yıldız ablada,
 Çanak çömlek yukardaş
 Sen Adıyaman'da,
 Ekrem ev satmada,
 Ev satmada
 Adıyamanlı Bedriye…
 Canını kurtardın,
 Gönlünü kurtaramadın,
 Dönüp geri geldin,
 Daha bir esmerleşmiş
 Oranın sıcağıyla yüzün,
 Dişlerin daha bir beyaz,
 İnce uzun vücudun
 dal gibi yine,
 Hangi eve geldin
 Adıyamanlı Bedriye?
 Senin değil artık
 üç defada zor tutturduğun
 biber turşusu,
 Yere attı yapraklarını sarmaşığın
 kurudu ardından yaban ellerde,
 Sen Adıyamanlı Bedriye,
 hamam havlusu peşinde,
 Anamdan kalmıştı
 onları versin hiç değilse,
 Kocamın izni yok dedi
 komşu Aliye,
 Onca eşya Adıyamanlı Bedriye,
 Gözyaşıyla ıslak onca hatıra,
 Gönlün sade hamam havlusunda
 Evlenmiş dediler çok sonra
 Sormadım mutlu mu diye
 Soramadım   Adıyamanlı Bedriye…


 Ekrem, Bedriye'yi boşadıktan bir ay sonra, Kahverengi kadife yastıklı kızla evlenip yan apartmana yerleşti. Huzur içinde, hiçbir vicdan azabı duymadan, içki ve kumara devam ederek yaşadı. İki yıl sonra Kahverengi kadife yastıklı kız onu boşadı...

 Beş yıl sonra, Yedikule sur dibinde, kendinden geçmiş olarak bulundu. Kumar borçları yüzünden öldüresiye dövülmüş ve çok içmişti.
 Alkol komasından çıkamadı...


 
                   Kumar... Kararan,  yok olan hayatlar.
                   Zararsız denilen iddia, yazı tura,  tombala, pişti ve daha sonra bir gün...
                   Ekrem ve Ekrem gibiler...