"SAVAŞ SUÇU" İŞLEYENLERE SIRTINI DAYAYANLAR!


Bazen bir şeyi ortaya koymak için uzun uzun tartışmaya, anlatmaya gerek kalmaz.

Gözlerimiz önünde yaşanan birkaç olay, şayet kalpler mühürlü değilse, her şeyi anlatmaya yeter. Bu aşağı yukarı her konuda böyledir.

Örneğin, Kobani’de yaşananlar ve oradan Türkiye’ye gelen 200 bin insan…

Türkiye, Daeş terörü karşısında bu insanlara kapısını açtı, binbir türlü hizmet verdi.

Hastasından çocuğuna, yaşlısından gencine, yemesinden içmesine 200 bin Kobanili misafir edildi ve büyük kısmı da misafir edilmeye devam ediyor.

Tıpkı 2 milyonun üzerinde diğer Suriyelilere yapılan gibi, Türkiye kendine yakışanı yaptı.

Birileri, bu insanlar üzerinden siyasi rant devşirmeye, algı operasyonlarıyla ülkenin Cumhurbaşkanını, Başkanını, Hükümetini linç etmeye çalışsa da tarihin ve vicdanların inkar edemeyeceği duyarlılık gösterildi orada.

Olması gereken de buydu… Bunları uzun uzun anlatmaya gerek yok, herkes, özellikle de Urfalılar bizzat tanık oldu, yaşadı.

Peki, Türkiye, Arap, Kürt, Türkmen demeden herkese böyle kucak açarken, ağızlarından barışı, demokrasiyi, yaşatmayı, insanın kutsiyetini, birlikte yaşamayı eksik etmeyenler ne yaptı!

Derin ideolojik ve felsefi tartışmalara girmeden, bunun cevabı için de yaşanan olaylara bakacağız.  

Bahsettiğimiz olaylar, PYD’nin ve silahlı kanadı YPG’nin, hakimiyet kurdukları bölgedeki insanları zorla göç ettirmeleri, evlerini yakıp yıkmaları, tehdit etmeleri vs.

Bunları söyleyen kim, Uluslararası Af Örgütü… Bu örgütü dünyada bilmeyen, duymayan yok sanırım.

Af Örgütü, PYD / YPG’nin bu yaptıklarını, “savaş suçu” olarak değerlendirdi.

Bu sonuca da haybeden varmıyor. Tanıkları ile görselleri ile her şeye ortaya koymuş Af Örgütü.

Bunun için bir rapor hazırlamış.

PYD’nin kontrolündeki 14 köyde yapılan araştırmaya dayanan rapor, geçtiğimiz günlerde “Gidecek yerimiz yok” başlığıyla yayınlandı.

Rapor, bölgedeki görgü tanıklarının ifadelerine ve uydu görüntülerine dayandırılıyor.

Raporda, Haziran 2014'de 225 hanesi bulunan bir köyün, bir yıl içinde yüzde 94'ünün tahrip edilerek, sadece 14 evin kaldığına dikkat çekiliyor.

DAEŞ'in kontrolündeki bölgenin Şubat 2015'de PYD’nin kontrolüne geçmesiyle, bölgedeki evlerin yıkımına başlandığı ve köylülerin de yerlerinden edildiği belirtiliyor.

Raporda, bölge halkı, DAEŞ destekçisi olmakla suçlanıyor ve bölgeyi terk etmedikleri taktirde kurşuna dizilmekle tehdit ediliyor.  

İnsanların evlerini terk etmedikleri taktirde, DAEŞ unsurları gibi gösterilip, uluslararası koalisyonun hava saldırılarına maruz bırakılacakları tehdidinde bulunulduğu ortaya konuyor.

Görgü tanıklarının bizzat ifadelerine de yer veriliyor…

Bir köylü: "Bizi evden çıkardılar, evimizi yakmaya başladılar. Buldozerler getirdiler. Tüm köy yerle bir edilene kadar tek tek evleri yıktılar"

Safwan adlı şahıs: “Bölgeden ayrılmamız gerektiğini söylediler. Eğer gitmezsek, ABD'li koalisyona bizim terörist olduğumuzu söyleyeceklerini ve onlar da uçaklarını göndererek, bizi ve ailelerimizi vuracağını söylediler"

Bassma adlı köylü: "Kayınpederimin evine benzin döktüler. Kayınvalidem evden çıkmayı reddediyordu ve onun etrafına benzin döktüler. Babamı bulup, ellerine vurmaya başladılar.”

Peki, kim bu insanlar ve neden evleri yakılıyor, yıkılıyor, göç ettiriliyor, işkence görüşüyorlar?

Ne yazık ki tek suçları, orada doğmuş, büyümüş ve yaşıyor olmaları… Çünkü oralılar.  

İkinci suçları ise PYD’den olmamaları yani ideolojik Kürtçü olmamaları.

Rapora göre bu insanlar;  Araplar, Türkmenler, Kürtler. Evet, yanlış okumadınız, içlerinde Kürtler de var.

Raporda uzun uzadıya bu insanlara yapılanlar anlatılıyor ve şu sonuca varılıyor:

"Sivillerin evlerini kasıtlı şekilde yıkarak, köylerin tamamını yakarak, savunabilir askeri bir zemin olmadan köylüleri yerlerinden etmek …uluslar arası hukukun ihlalidir. Bu, savaş suçları işlendiği anlamına geliyor.”

Şimdi, hep birlikte sormamız lazım, bu etnik ve ideolojik temizlik neyin göstergesi?

Ve gene sormamız lazım, bunu yapanların zalim Eset’ten ne farkı var?

Nerede hak, ahlak, hukuk ve demokrasi anlayışınız?

Türkiye’de olup da sırtını oraya dayadıklarını söyleyenler, bu “savaş suçu”na ortak olduklarının farkında değiller mi?

Ankara’daki vahşetin hemen ardından “katilsiniz” diye ağzından köpükler saçılanlar, PYD ve YPG’nin Suriye’deki ideolojik ve etnik temizliğine hiç mi sözünüz olmayacak?

Herşey ortada…

Sözümüz, "savaş suçu" işleyenlere sırtını dayayanlara... biraz samimiyet lütfen!