HDP’NİN AHLAK TÜCCARLIĞI


Mesleğim gereği partilerin ve sözcülerinin beyanatlarını yakından izlemeye çalışıyorum. 

Bu fırsatı da en iyi, siyasilerin televizyon programlarında yakalıyorum. 

Çünkü karşılarında tribünde oturan kalabalıklar olmuyor. 

Sorulan sorulara ne cevap veriyorlarsa, düşünerek taşınarak planlı programlı cevap veriyorlar. 

Sarfettikleri sözlerin yanında el hareketlerinden yüz mimiklerine, ruh hallerine kadar her şeyleriyle ortada oluyorlar.

Son bir haftada HDP sözcülerinin televizyon performanslarına baktığımda, ekranlara sığmayan bir ürkeklik, bir korku, bir telaş görüyorum.

Sürekli saldırı halindeler. 

Siyasette rakibe saldırı elbette normal. 

Ama HDP’li sözcülerin yaptığı siyasi bir saldırı değil. 

Tam da kendilerinin sıklıkla vurguladığı “ahlak”ın sınırlarını tarumar eden bir saldırı.  

İki sözlerinden biri haram, helal, hak, adalet, ahiret, Allah, Allah korkusu, mahkeme-i kübra,  kul hakkı, kim miskale zerre kadar kötülük yapmışsa vs. 

Şimdi bu ve buna benzer kavramları, rakibe karşı kullananların sütten çıkmış ak kaşık olmasa da hiç yoktan süt bulaşığı düzeyindeki beyazlığa sahip olmaları gerekir değil mi?

Maalesef bunun cevabını da kendileri veriyor. Değil süt bulaşığı düzeyindeki aklığa “miskale zerre kadar” bile sahip değiller. 

Nereden mi anlıyoruz? 

Ellerinde hiçbir delil olmadan, değil delil, en ufak bir kırıntı bile olmadan rakibe iftira atmalarından anlıyoruz. 

Sen televizyonlara çıkıp rakiplerine fütursuzca “hırsız” damgası vuruyorsan, yüreğindeki çamur deryası artık dışarı taşıyor demektir. 

“Rant elde ediyorlar”, “rant üzerinde anlaşamıyorlar” diyorsan, bir delil sunman lazım değil mi? 

Allah var…

Mahkeme-i kübra var. 

Haram var, helal var. 

Adalet var, kul hakkı var değil mi?    

Yoksa tüm bunlar süfli emellere alet edilecek kadar anlamsız ve değersiz mi? 

Peki bunun tüm bunlar karşısında rakipleri yeni Ak Parti ne diyor televizyon ekranlarından? 

Şahsen siyasi eleştiri dışında her hangi bir iftiralarına tanık olmadım. 

Örneğin Diyarbakır Büyükşehir’de dönen dolaplarla ilgili tek bir cümlelerini duymadım. 

Anlaşıldığı kadarıyla en büyük siyasi rakipleri Faruk Çelik, barışın, huzurun, kalkınmanın, Urfa’ya yapacaklarının ve yaptıklarının dışında bir konuya girmiyor. 

Ahlak tüccarlığı yapmıyor Faruk Çelik.

O halde HDP adaylarında bu belden aşağı vurma gayreti neden? 

Kişilikleri mi buna uygun, talimat gereği mi böyle davranıyorlar merak ediyorum doğrusu. 

Belki de bu defa seçimlerden beklediklerini elde edemeyecekleri korkusu içindeler. 

Tamam da değer mi? Mahkeme-i kübra var…

Benden hatırlatması.