HOROZUMU SALDIM ÇAYIRA


Yıllar evvel üç erkek çocuğu olan bir hanımla hiç unutmadığım, beni düşündüren bir diyalog geçmişti aramızda...Ortanca oğlu çocukluktan çıkıp ergenliğe yeni adım atmıştı... Bazı hormonların aktifleşmesiyle, çocukta karşı cinse bir düşkünlük, bir alaka....Tarif edilir, anlatılır gibi değil çocuğun hali.....

Sözüm ona yardımcı olmak istedim; "Bu çocuğu bir terapiste götürseniz, bir yardım alsa...." Daha bunu söylediğim an hanım bir celallendi....

..."Aaaa ben horozumu salmışım çayıra, gerisini tavuk sahipleri düşünsün!"....Kendi cinsinden olan insana bakış açısını böyle koydu ortaya...Sonra o horozun başına öyle işler açıldı ki...Annesi bir türlü uygun tavuk bulamadı yavrucağa....

Toplumumuzda dar bir kesim diyemeyeceğim yoğunlukta kadının kadını değersizleştirmesi gibi bir durum maalesef ortadadır...Evlattır sevilir, korunur, kollanır ancak; erkek çocuk sahibi annelerin büyük bir kısmı, oğullarının hayatının her kademesinde etkin rol almak ister...Eğitim hayatında ve çalışma hayatında bu etkinlik olumlu katkıda bulunur erkek çocuğuna...Annedir evladının iyiliğini ister, fedakardır, canını koyar ortaya...Sonra baba ocağından ayrılış süreci başlar...Anneler gönlüne göre şöyle helal süt emmiş bir gelin adayı düşler....

Fedakar anne oğluna telkinlerde bulunur...Bize böyle bir gelin yakışır...Sana şöylesi uygun düşer vs. vs.... Bu süreçte oğlu uygun bir aday getirdiyse incelenir, gözlemlenir...Kolay mı yeryüzünün en mükemmel erkeği baş göz edilecek!!!... Burada oğlunun tavrına bakar anne...Oğlu, gelin adayının ne kadar düşerse üstüne, annenin gözünde gelinin değeri o kadar düşer ...Çok dikkatle gözlemlerseniz bu ince ayrıntıyı sizde fark edersiniz.....Havada bir rekabet kokusu var gibi gelir....Gelin adayının da öyle çok deli divane olmasını istemez oğluna...Anne gibi sever mi hiç el kızı?

Bilmem falanca ailesinin filanca kızı değildir artık o kız....İşte öylesine bir kızdır...Oğlunun peşinde dolaşan...Anne resmiyet ister, uzaklık ister, oğlunu kaptırma endişesine kapılır...Telaşa düşer...Bu kritik safhanın aşılmasının tek yolu vardır...Erkek çocuğun dengeleri iyi bir şekilde kurması...Sen kıymetlisin, sende kıymetlisin derken; her iki dişinin de bu dengeden haberi olmazsa, başarır bu zorlu girişimi...Yoksa anne faaliyete başlar, kendi cinsini değersizleştirmek adına elinden geleni koymaz ardına...

Artık emin olmuştur oğlu kızı seviyor, ama  annesini ezip geçecek kadar değil, olsa da olur olmasa da olur kıvamında bir düşkünlüğü var oğlunun...İçi rahattır, huzurludur...Kızımız tüm enerjisiyle çabalar annenin gözüne girmek, ona bir parça olsun kendini sevdirmek için...Bazı anneler sever, bağrına basar adayı...Bazıları ise ne yapsan nafile...IIıhhh olmaz....İşte bunlar "Horoz Anneleridir".......Dünya oğlunun, oğullarının etrafında döner bu kadınlar için...Oğlunun hayatına giren tavuklar ufacık bir kusurda bulunduğunda bu horoz anneleri, dünyanın en tehlikeli varlığı haline dönüşür bir anda...Benim horozlarım var!!!, Benim horozlarım var!!!...Statü gibi görür bu durumu.......Evli horozlarının başında, bekarlarının önünde gider durur....

Hep düşünürüm, mesela bu horoz annelerinin, horozları birer tavuk dünyaya getirdiğinde ne olacak durum? O zaman onlar tavuk değil "Kız evlattır"...Ne tatlı, ne güzeldir kız çocukları...Ailenin nazlı kuzusudur, evin kıymetlisidir....Horoz annesi o tatlı kız torununa "Tavuk" gözüyle bakar mı acaba?  Bakmaz değil mi? Peki ya yarın başka bir horoz annesi o gözle bakarsa..  İşte hayatta bir takım eylemlerde bulunurken,  bakış açımızı bu sebepten geniş tutmalıyız...

Her insan kıymetli, her evlat kıymetlidir...Sevgi ve iyi niyetin bütün problemleri çözen en büyük anahtar olduğunu unutmayalım hiç bir zaman...