HASTAYIM, YASTAYIM YİNE DE FACEBOOKTAYIM...


Artık çoğumuz kıdemliyiz...İlk zamanlar İngilizce bilmek ya da bir bilen refakatinde kayıt olmak gerekiyordu...O tarihlerde doğan bebeler şimdi okullu oldu... Hayatımızın bir parçası.... " Hayır bu saçmalıkta yer almak istemiyorum!"... diye inat edenlerin de direnci kırılmış durumda...Tıpkı kredi kartı kullanmam, cep telefonu zinhar istemem diyenlerin akıbeti gibi...Kaçış yok...

Neresi orası?...Facebook....

Psikoloji uzmanları  Facebook'ta paylaşımlara bakarak, kişilik analizi yapılabildiğini açıkladılar...Bilmem uzman olmaya gerek var mı?

Uzman değilim ancak; kocasıyla tartışmışsa bir kadın, anlıyorum hemen...Hepimiz anlıyoruz....Akşam atışmışlardır...Koca uyumaya gitmiştir...Hatun uyuyabilir mi? Ne mümkün o sinirle...Açar sayfasını, başlar bombardımana..."Üç kuruşluk insana beş kuruşluk......" "Kıymet bilmek kaybedince arkasından ağlamak değil..."  "Yanlış trene bindiysen, koridorda ters yöne koşmanın faydası yok"......Paylaştıkça ferahlar, yüreğini soğutur...Sabah arkadaşları hele de ortak dertten muzdarip ise beğenir, yorum yapar..."Evet canım"..."Çok doğru"..."Yaktık başımızı"... Muhtemel kocanın aile bireyleri de listesindedir...Varsın olsun, inceldiği yerden kopsun...Kıvamındadır kadın umursamaz....

Gençleri takip edemiyorum zaten...Onların dünyasını kendilerine özel kabul edip, el uzatmayayım diyorum...

İlgiye, şefkate ihtiyaç duyar, paylaşır ana sayfasında "Boğazım ağrıyorrrrrr...." Ne yapacaksın arkadaşındır, üstelik senin paylaşımlarına yorum yazar, beğenir, doğum gününü atlamaz, kutlar..."Bana neeeee..." yazamazsın oraya...."Canım neyin var?"...."Geçmiş olsun tatlım"...vs. vs...İlaç almaz sayende arkadaşın...Bir dolu beğeni ve yorum almanın mutluluğuyla unutur ağrısını.....

Sevgi pıtırcıkları var bir de....Hassas, duyarlı, insan sevgisiyle dolup taşan...Cana yakın bir o kadar kendine uzak...İnsan hiç mi öfke duymaz birine...Hiç mi ters günü olmaz...Onların olmaz...İnsanüstü bir duruş sergiler orada....

Eurovision Şarkı Yarışması gibi...Komşudan komşuya en yüksek puanlar...Türkiye'den Azerbaycan' a ...Yunanistan' dan Güney Kıbrıs'a karşılıklı tam puan ...Burada da öyle işte...Herkesin kendi kolonisi var...Kardeş, kuzen, yakın arkadaş dayanışması ... Mutlaka yorum, destek, beğeni şart...Yapmıyor muyuz böyle? Yapıyoruz...Arada listende varlığını bile unutmuş olduğun bir arkadaşından beğeni gelince; Bülent Özveren gibi "Ooooo Malta'dan Türkiye'ye üç puan, hayret hiç puan vermezdi! " diyesin gelir....

Bir yere gitmişsinizdir ...Fotoğraflar çekilmiştir...Tutar arkadaşın kendi en güzel göründüğü resimleri koyar...Sen orada gözü kapalı, ağzın çarpık ya da  araba garajı gibi ağzın açık, küçük dilini sergileyerek kalıverirsin...Üstelik etiketlenmişsin...Ne yapacaksın?... Hemen imha maratonu...Bereket orada var olmasını istemediğini  yok edebiliyorsun...Gören görmüştür tabii o sırada....

Öylece duranlar var bir de...Sorsan "Ben hiç girmiyorum, ilgilenmiyorum" havasındadır....Hayır onlar da orada bilirsin...Sonsuz bir sabırla hem de...Profil resmini değiştirmeden öylece durur, bakar ve izler....Bir kere bile varlığını göstermez...Ben en çok bu kişileri ayakta alkışlarım...Büyük bir başarı doğrusu...

Özel hayatında saygı sınırlarını defalarca zorladığına bizzat şahit olduğun biri, orada tam tersi bir duruş sergiler...Saygının kitabını yazar da kolunun altına sıkıştırıverir ...Sonuçta tribünlerden alınacak alkış önemlidir...Gerisi fasa fiso...

Çok arkadaşım olsun, çok beğeni toplayayım diyorsan eğer; aktif olacaksın...Öylece durmak yok...Beğeneceksin, yorum yazacaksın, var olmanın yükünü taşıyacaksın...Yoksa "Öldüm ben" yazsan dahi bakılmaz yüzüne...

İyi ki var Facebook...Çok kaptırmadığın sürece tabii... Eski dostlarını, akrabalarını, okul arkadaşlarını şimdiki halleriyle görme şansına sahipsin...Sosyal faaliyetlerden haberdar olursun...İnsanı en insani halleriyle oturduğun yerden gözlemleme lüksün var üstelik...

Hepimiz iyiyiz orada...Hepimiz nitelikliyiz...Hiç birimiz dedikodu yapmayız, adam satmayız...Hepimiz kazık yemişiz de hiç birimiz kazık atmamışız...Dürüstüz, yalan nedir bilmeyiz...Affettiğimizden değil de boş verdiğimizden üzerinde durmamışız çoğu şeyin...Hem nasılsa arkamızdan konuşanlardan da bir adım öndeyiz...

Son cümle de oradan gelsin...

Hayat
bana engel koyma..
O engelleri aşarım
Seni de
Paşa Paşa yaşarım!....