KUTSAL AŞKIMIZ ZEYTİN


Ne   zamandır  bir  zeytin  yazısı  yazmayı  düşünüyordum kısmet  bugüneymiş. Evet,   zeytin aşkımızdır. Hem  de  kutsal  bir  aşk. Zeytinyağı  ise  aşkımızın  özü. Ege’de   yaşayınca  zeytinle  de yağıyla da ister  istemez  aşk  başlıyor  zaten. Zeytinyağsız  yemek, zeytinsiz  de  öğün  olmuyor.

’’And  olsun  incire ve zeytine. Ve Sina Dağı'na  ve  şu emin  beldeye. ‘’(Tin 1- 3 )

Diye   başlar   göklerden gelen nida. Üzerine  yemin  edecek  kadar  mübarek  ve  kutsaldır  zeytin.

Tüm  kutsal  kitaplarda  adı  geçen   bu  övülmüş  ağaç  ve  meyvesi,   Allah’ın   biz  insanlara  bahşettiği   büyük  bir  armağandır. Bu  sebeple  sadece   basit  bir  zeytin  deyip geçmeyeceğim;  çünkü  bir  zeytin  ağacından  neler neler   bahşeder  kudretli  yaratıcı  bize.

Hiç  bitmeyen  bir  masal  gibidir  zeytin  ağacı.Yavaş  büyür  ama  yüzyıllarca  yaşar. Dibinden   kesildiğinde   bile   ölmediği için ölmez   ağacı  da denilir. Kuruduğunu   sanırsınız  ama kökünden  altı   ay sonra bir dal uzatır. Gövdesi çökse de kurusa da  köklerinden çıkan sürgünlerden yeniden doğar, canlanır. Kışın  yapraklarını  dökmez, dört   mevsim   yaprakları  sürekli  yeşilin  o  buğulu tonuyla  kalır.

Zeytin ağaçları 500 yılı aşkın yaşayan ağaçlardır   kesilmezlerse  tabi. Araştırmalara   göre  şu  anda   yüz yıllık,  üç yüz  yıllık   zeytin  ağaçları  bile  vardır  ve  asırlık  oldukları  için  abide  ağaç  olarak  nitelendirilmektedirler.

Toprağın   üzerindeki  beyaz  altın  olan  zeytin,   çok  bereketli  bir  ağaçtır.  Her mevsim   aynı  ürünü  alamazsınız   belki  ama ömürlüktür. Bir  kez  dikip   bakımını yaptığınızda  yerini  severse   her  şeyiyle  yüzyıl  besler sizi. İyi  bakarsanız   eğer  torununuzun   torununu  bile  yeter.  Sonbaharın  son  demlerinde  toplanan  zeytin, karakışta bile devam eder meyvesini vermeye.

Bu   güzel   ağacın   mübarek  meyvesi  zeytindir   ki  herkesin  sofrasında bulunup, kahvaltıların  olmazsa  olmazı, ekmeğimizin  en  leziz   katığıdır. Kekik, pul  biber, nane,  zeytinyağı  ve  limonla   terbiyelediğinizde  aman   efendim ne güzel  ne  enfes olur. Tadına   doyulmaz.  Yanına   beyaz  peynir,  sıcak  ekmek  ve  bir  de  çayla  mutluluğu  yakalamamanız  mümkün  değildir.

Bir  dönem  diyet  listelerinde  sınırlı  miktarda    tüketilmesi  gerektiği  söylense  de son   yıllarda  zeytinin   tok  tutucu  özelliğinin  yanı  sıra,  glisemik   indeksi çok düşük  olduğu, bu yüzden kalorisi bulunmadığı,  kilo da yapmadığı  uzmanlar  tarafından  açıklanmıştır. Besin  değeri  çok yüksektir  bu   yüzden  günde   20  taneye  kadar    tüketebilirsiniz. Hele    badem  dolgulu, çizik  yeşil  zeytini    çerez  niyetine  yiyebilirsiniz.

Allah’ın    lutfu  olan  zeytinin   yapraklarından   bir  güzel  çay  olur. Zeytin  dalı  barışın, kardeşliğin  sembolü  olarak  kabul  edilmiştir. Zeytinin  posasından  hayvan  yemi  olur. Odunu marangozlukta pek kullanılmaz,  hafif eşya yapımında kullanılır  ancak  sobada bir   güzel  çıtır  çıtır  yanar. Zeytinyağının   dibe  biriken  tortusundan  zeytinyağlı  sabun  olur. Zeytin    çekirdeğinden  kalorifer yakıtı  (prina)  ve  tespih  yapılır.

Zeytininden,   rengiyle  büyüleyen  altın sarısı   yağ  olur. Dünyanın  en  sağlıklı    yağıdır  bu. Saçımıza, cildimize, kemiklerimize, bedenimize, ağrımıza, sızımıza her şeyimize   devadır, doğal ilacımızdır  resmen. O  yağdan  ne  leziz  ne  sıhhat  bahşeden   yemekler  yapılır. Gaz lambalarında   yakıt, cilt bakımında, dini ritüellerde, ilaçlarda  da kullanılır.

Faydalarının   say  say  bitmeyeceği  zeytinyağını   da  başka  bir  yazının  konusu  olarak  burada  bırakalım.

………..

İnsanlığa   asırlardır  dostluk  yapmış  olan  zeytinin  ne ağacına,  ne  dalına  ne  de   bir  yaprağına  bile  asla  kıyamam. Dalından   düşmüş  tek  bir  zeytin  tanesine  bile  kasten   basmaktan  utanç  duyarım. Çünkü   nazarımda  yaşamı, kutsallığı, tane  tane  işlenen  özveriyi, tutkuyu, emeği, mübarekliği, bereketi   simgeler.

Hayatın  tüm zorluklarına  rağmen  bana  yılmadan   yaşamam   gerektiğini  hatırlatır  çoğu  zaman.

Kıyıdaki    zeytin   ağacımdan  çok  uzak  diyarlardayım  şimdi.  Kıvrım  kıvrım  kabukları  sırtıma  batsa  da   saatlerce onun   mütevazi  gölgesinde  oturmayı  çok  özledim.

Ve  gelip  geçen  gemilere  karşı, martıların  çığlıkları  arasında, denizden  gelen  iyotlu  kokuyu  içime  çekip  bir  Bedri  Rahmi  Eyüpoğlu  şiirini  okumayı…

önde zeytin ağaçları arkasında yar 
sene 1946 
mevsim 
sonbahar 
önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim 
dalları neyleyim 
yar yoluna dökülmedik dilleri neyleyim