DÖRDÜNCÜ BOYUT DUA


          Hazreti Musa, bir gün bir başına dağları dolanırken, uzaktan yoksul ve yalnız bir çoban gördü. Çoban dizüstü çökmüş, ellerini semaya açıp dua etmekteydi. Bu durum Hz. Musa'nın çok hoşuna gitti, ama yaklaşıp da çobanın duasını duyunca şaşırdı. Çoban Rabbine şöyle yalvarıyordu:
''Kurban olduğum Allah 'ım, seni ne kadar severim, bir bilsen. Ne istersen yaparım, yeter ki sen iste. Sürüdeki en yağlı koyunu kes desen, gözümü kırpmadan keserim senin için. Koyun kavurması güzeldir Allah 'ım, kuyruk yağını da alır pilavına katarsın, tadından yenmez olur.''
Hz. Musa duaya kulak kabartarak çobana yaklaştı.
Çoban duasına devam ediyordu:
‘’Yeter ki sen dile, ayaklarını yıkarım, kulaklarını temizler, bitlerini ayıklarım. Ne kadar çok severim ben seni, sana çok hayranım.’’
      Duydukları karşısında Hz. Musa öfkeden küplere bindi, bağıra çağıra kesti çobanın duasını:
''Sus, seni cahil adam! Ne yaptığını sanırsın? Allah pilav yer mi? Allah'ın ayakları mı var yıkayasın? Böyle dua olur mu? Külliyen günaha giriyorsun. Derhal tövbe et!''
Çoban, Hz. Musa'dan azarı işitince kulaklarına kadar kızardı, utancından yerin dibine girdi. Bir daha böyle kendi kafasına göre dua etmeyeceğine gözyaşları içinde yeminler etti. O gün akşama kadar Hz. Musa çobanın yanında durup ona temel duaları ezberletti. Sonra "Allah benden razı olur, iyi iş yaptım" diye düşünerek yoluna devam etti.
       Hz. Musa o gece bir ses işitti, seslenen Rab idi:
" Ey Musa! Sen bugün ne yaptın? Sen ayırmaya mı geldin buluşturmaya mı? Şu garip çobanı azarladın. Onun bana ne kadar yakın olduğunu anlayamadın. Ağzından çıkan lafı bilmese de, o çoban inancında samimi idi, kalbi temiz, niyeti halisti.’’
Biz kelimelere bakmayız, niyete bakarız! Kelamlara bakacak olsak yeryüzünde insan kalmazdı.
Biz çobandan razıydık. Başkasına medih olan söz sana zemdir. Ona bal olan sana zehirdir. Sen işittiklerini inkar ve küfür saydın ama bilsen ki bir kabahati varsa bile, ne tatlı kabahattir onun ki..."
Musa hatasını anladı ertesi gün çobanın yanına gitti. çoban duaya durmuştu yine ama dünkü heyecanından, samimiyetinden eser yoktu. Öğretildiği gibi yakarmaya gayret gösterdiğinden, aman bir yanlış laf etmeyeyim diye takılıyor, kekeliyor, terliyordu.
Hz. Musa, çobana ettiğinden pişman olup sırtını okşadı ve dedi ki:
Ey dost, ben hatalıyım, ne olur affet, bildiğin gibi dua et. Allah nazarında böylesi daha kıymetlidir.
(Mesnevi'den)
Belki de bugüne kadar okuduğum daha doğrusu yapıldığını duyduğum en safiyane dua şekliydi. Allah ile arası ne kadar latifmiş o güzel kulun.
Gönülden edilen duanın yerini başka bir şey tutabilir mi?
Oysa duada önemli olan kullanılan kelimeler değil, kişinin o anki ruh halidir, Allah'a olan teslimiyetidir. Makbul olmasına en büyük sebep işte bu samimiyettir.
Son günlerde iyice farkına vardığım, insanoğlunun dünya üzerindeki en büyük şansı olarak nitelendirdiğim, fani dünyada karşılığını bulamadığımda ebedi hayatta en güzel şekilde karşıma çıkacağından emin olduğum kurtuluş umudu bir şey var. Mızrabın ah ettiği yerde, bir şeyin gücüne ve çaresiz olmadığıma inandığım bir şey: o da dua…

………
Dua yakarıştır, acizliğini görürsün.
Yüreklendirir, Allah' tan başka kimseye kul olmamayı öğretir.
Sığınaktır, zor anlarında nasıl koruduğunu görürsün.
Şükürdür, Yaradana vefayı gösterirsin.
Dua eden ve yaratıcı arasında en büyük sırdır.
İbadetin özüdür, kendisidir.
Bedavadır.
Aracısızdır.
İnsanın, yaratıcısı tarafından 'muhatap' alınmasıdır.
Ümitvar olmaktır.
Kabul görmektir.
Kulun hatta kalmasıdır.
Tek olana içini döküp, ondan hayırlısını beklemektir.
Allah’a kul olmanın adıdır.
Allah’ı değil ama seni değiştirendir.
Her ibadet gibi huzur, mutluluk verendir.
Olmazları olduran, can simididir.
Yeri geldiğinde zırh, kalkan, yeri geldiğinde mızrak, top, tüfek, silahtır.
Medet kapısını tıklatmaktır, dokunsan açılıverecek bir kapıyı...
Duadan başka umut, modern aklın yanılgısıdır.
Bilinenin aksine üç bilinenli denklemdir şu hayat:
Sabır, şükür, dua.
Ne de güzel demişti Necip Fazıl: ''Verirler ben acizim, kudret senin dedikçe / Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe!'’
Ah kapalı kapılarda ümidini yitiren, elindeki anahtarı bilmeyen kişi, avuçlarında neler saklıdır bir bilsen. Her hayal, istek, umut…
İnsan çaresiz değildir cancağazım.
Duasızdır.
Belki de şu günlerde ülkemiz için, geleceğimiz için en çok ihtiyacımız olan şey de budur. Her şey güzel olacak "dua" edince. Buna tüm samimiyetimle inanıyorum.