TUT BİZİ EY ORUÇ


         Nasrettin  Hocaya  sormuşlar: Hocam  Ramazan  bizden  memnun  mu, onu  memnun  edebiliyor  muyuz ?  Hoca  cevap  vermiş: Memnun  olmasa  her sene  on  gün  önce  gelir  miydi?

 Çok  güldüğüm  ve  benim  için  Ramazanın  klasiklerinden  olan  bu  fıkrada,  hocamız  yine  nüktedanlığını  ve  kıvrak  zekasını  konuşturmuş. Biz  onun   on   gün  erken  gelişiyle   memnun,  gidişiyle  de  mahzunuz.

      Rabbimize  nihayetsiz    hamd ü senalar  olsun  ki  Ramazanla  ömrümüz   bir  kere  daha  şereflendi , bir  şehr-i  gufrana   ve  bereket   zamanlarına   daha  eriştik. Otuz   günlük  şeytansız    hava   sahası   böylelikle    başladı.  Hoş geldi, sefalar  getirdi...

   Erhamerrahımıyn  olan  Rabbimiz  ne  kadar  affedici   ve   cömert  ki, bunca  günaha,  isyana, her   halimizin  ve    her  şeyimizin  onun  tarafından  bilinmesine   karşı   cennetin  kapılarını  müminlere,  sonuna  kadar  açtı.  Ramazan  sıradan  bir ay  değil,  insanoğlunun   ömründeki   bereket   ve  bağışlanma   mevsimleri.

Sezai  Karakoç : ''Oruç, insanın katıldığı, her yıl bir ay katıldığı bir ruh şölenidir. Üstün  insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır.'' der.Bu  şölende  neler  var  neler..

Her  günü  cehennemden  kurtuluş  ve  her  günü  bayram.İftar, teravih,  sahur, namaz, mukabele, dua , bin  aydan  daha  hayırlı  Kadir  gecesi, fitre, zekat ,arefe   bayram... Yani  her  anı  ayrı   bir mükafat    ve  değerlendirilmesi   gereken  altın  zamanlar. Nitekim  kainatın  Efendisi : ''İnsanların  bütün amelleri  kendileri  içindir oruç böyle değil. '' buyurmaktadır.  Rabbimiz  de   kutsi  hadiste :'' O benim içindir ve mükâfatını  sadece   ben veririm.'' demektedir. 

         Manevi  bir  arınma   yaşadığımız  bu  ayda , Arapça  “savm” denilen oruç, sakınmak  manasındadır. Oruçtan gaye ne  açlıktır  ne  susuzluktur.  Oruçtan   maksat, kulluk  ve  iyi  insan  olmaktır.Çünkü   oruç  bizi yalandan , haramdan, iftiradan, gıybetten , nefsin  isteklerinden, kaba  ve  kırıcı  davranmaktan, kalp  kırmaktan ,hak  yememekten,  kısacası   yüce  dinimizin  men  ettiği  her   türlü  kötülüklerden  alıkoyar, insan  olarak  tutar.Dilini, ağzını, elini, kalbini, yönünü, yüzünü   mühürletir. Bütün  azalara  Allah 'ı  hatırlatır.Sabrı, paylaşmayı , açın, susuzun  halinden  anlamayı  yani  empati  yapmayı, kulun  kendisini  tekrar  inşa  etmesini  öğretir.  Bu  anlamda  manevi  bir  eğitim  veren   Ramazanın  ruhu, aslında  Rabbimizin  istediği   ideal  insan modelidir. İnsan  ve  kul  olmanın   gerekliliklerini  yerine  getirdiğimizden  bu  ayda  bulduğumuz   iç  huzuru  başka  bir  ayda  bulmamız  mümkün  değildir.

        Tüm  bunların  yanı  sıra  Ramazan  ayının   biz  insanlara  bahşettiği   başka  bir  güzelliğe  değinmek  istiyorum   ki  o  da  şükür.Çünkü; Ramazan  şükrün   anahtarıdır. Nimetlerin  kıymetini  takdir  etiğimiz, bir  yudum  suyun ,  bir  parça  ekmeğin  değerini   anladığımız  bu  rahmet   ayı, şükür  için  en  güzel  vesiledir.Rabbimiz    bize  aza  kanaat    etmeyi   öğreterek,  bizim  şükredenlerden  olmamızı  istiyor. Bize  bu  kadar  sayısız   nimetler  veren  Allah 'ımıza  şükredeceğiz  ki   Allah  daha  çok   arttırsın.Yüce  Peygamberimizin   Hz.  Aişe  validemize  : ''Şükredenlerden  de  mi  olmayayım? ''  cevabı,  ne  kadar  şükrettiğinin   hem  de  şükrün  öneminin  bir göstergesidir.

Asıl   zenginlik,  kanaatin  içinde  değil  midir?  Boşuna  söylenmemiştir:  ''Zenginlik  istersen  kanaat  yeter. '' diye.  Bugün  ne  sıkıntı  yaşıyorsak  aslında  şükürsüzlükten , var  olanla  yetinmemekten, aza  kanaat  etmemekten, nimetin  azlığından  şikayetçi  olmaktan   yaşıyoruz. Saadetimize   vesile   olacak  olan  şükretmeyi    oruç  ibadeti    sayesinde  daha  iyi   öğreneceğimiz   kanaatindeyim.''Ne kadar az şükrediyorsunuz.'' ayetinin muhatabı  olmamak  için  de   şükrümüzü  Ramazan  sayesinde  arttırabiliriz.

Kula  en  çok  yakışan  şükürdür.  Bunun  için bu kutlu  ay, ne  bulunmaz  bir  fırsat  değil  mi ?

      Oruç, maddi   ve  manevi   sıhhati   beraberinde getiriyor. Aç  ve  susuzken  her  ne  kadar   enerjimiz  düşe  de  ruhumuz  inanılmaz  nimetlerle   doyuyor. Oruçlunun  susması  tesbih, uykusu  ibadet, duası  makbul, ameli de çok sevaptır  deniliyor. Kim bilir bir Ramazan daha  ömrümüze  nasip olur mu? Her  ramazanı  veda   gibi    yaşamak , ömrümüzün  son  orucu   gibi  tutmak  ve    değerlendirmek  gerekir. Başı  rahmet,ortası  mağfiret, sonu  ise  cehennemden  azat  edilmek  olan bu  ayın  bizi  tutması  duasıyla.

       Selamet  ve  Letafetle...