Ezandan Rahatsız Olmak!


Bugünlerde birilerinin gündemi hep aynı.


“Sabah ezanları ne kadar yüksek sesle okunuyor…”


“Müezzinlerin sesleri ne kadar çirkin…”


Dönem dönem gündeme gelirdi ama bir ay kadar önce Perihan Mağden’in yazısıyla bir kez daha tartışmaya açıldı konu. Sonra Sezen Aksu konserinde tartışıldı.


En son Yağmur Atsız yazdı; “Dersaádet’e avdet edersem ilk sabah ezanlarında yüreğim ağzıma gelerek yatakdan düşüyorum.”


Cümleyi aynen aldım, imla hataları bana değil yazara ait. Köln dönüşü sabah ezanlarının üzerinde yaptığı etkiyi anlatıyor. Cümlelerden anlaşıldığı kadarıyla, ezan duyunca yıldırım çarpmışa dönüyor yazar. Avrupa’da saat başı yükselen çan seslerinden sonra ezan sesine alışmak zor olmamalı diye düşünüyorum ama demek ki zorlanıyormuş insanlar. Gerçi oradaki çan seslerinden tek kelime bile bahsetmemiş yazısında. Günahını almayayım, belki O’nun yaşadığı mahallede öyle değildir. Ama biz İsviçre’de kaldığımız otelde adam gibi bir uyku uyuyamamıştık. Zürih’in tam ortasında, onlarca otelin arasındaki kilisenin çanları her saat başı, guguklu saat gibi ötmeye başlıyordu. Tam dalacaksın, bir daha…


Yanlış anlaşılmasın, şikâyet etmiyorum. Farklı bir kültürü tanıma refleksiyle hareket etti bedenim. Ne bomba düşmüş gibi oldum yatağıma, ne aşağı düştüm… Gözlerimi açtım, birkaç dakika dinledim ve tekrar uykuya daldım. Sabah namazı için saat kurmam gerektiğini söylememe gerek yok herhalde…


Hoş ben İstanbul’da da saat kurmak zorunda kalıyorum.


Ezan sesiyle namaza uyanabildiğim günler bir yılda 10’u geçmez. Evimle cami arasında 20 metre var sadece. Arada bina da yok, camdan bakınca Mimar Sinan’ın ellerinden çıkan bir şaheseri, içi en aydınlık kubbeli mekân Mihrimah Sultan Camii’ni seyrediyorum. Camlar açık olduğu halde ezan sesi beni uyandırmaya yetmiyor. Eğer o saatte uyanıksam uzaktaki birkaç camiden de ezan sesleri geliyor kulağıma. Üstelik ben, elimde resmi rakamlar yok ama Türkiye’nin cami sayısı en yüksek ilçesinde oturduğumu sanıyorum.


Evet, benim de ezan okuma stilini sevmediğim, eleştirdiğim müezzinler oluyor. Çok yüksek ya da ayarsız mikserlerden yükselen ezan sesleri duyuyorum zaman zaman. Ama asla “tahammül” sınırlarımı geçemiyor onlar.  Sesle olan sorunumu bir toplumun dinini, kültürünü, bireylerini aşağılayacak, onları hor görecek kadar ileri götürmüyorum. Çünkü kimsenin buna hakkı yok.


...


Cümleye bakın… “Hani ‘dağdan indim şehire, şaşırdım birdenbire’ derler ya bu da artık köylü olmayan, ama henüz şehirli de olamamış birtakım şaşkınların ezásı ki çekmesi bizim nesillere isábet etdi maatteessüf!” (imla hataları yine orijinal).


Köylü deyince akıllarına ne geliyor bilmiyorum. “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” hadis-i şerifinden haberdar olmadıklarını, haberleri olsa bile bir bölümü açıkça dinsizliğini ilan eden bu şahısların bir hadisi önemseme ihtimali olmadığını biliyorum. “Köylü milletin efendisidir” sözünü hatırlatsam, Kemalizm de bir din sayılır diyecekler… Acaba kendi dedeleri, 3-4 kuşak önce yaşayan ataları Paris’ten mi gelmişti?


Yoksa Osmanlı saraylarının zarif hanımefendilerinden biri miydi büyük büyük anneleri?


Öyle bile olsa, kimse insanları aşağılama, hor görme hakkına sahip değil.


Şehirli ya da köylü…


Doğulu ya da batılı…


Dindar ya da dinsiz…


Müslüman ya da Hıristiyan…



Neyse, ezan konusuna dönmek istiyorum.


Evlerden bangır bangır televizyon seslerinin yükseldiği, mahalle düğünlerinde hoparlörlerin ancak gece yarısı kısıldığı (o da kanuni zorunluluktan), seçim şarkılarının caddelerde yankılandığı, eski model otomobillerden arabesk, spor olanlardan rock müziğin yayıldığı, komşunun sokaktaki çocuğunu çığlık atarak parktan çağırdığı, öğretmenin öğrencisine bağırdığı, valinin müdürü yüksek sesle azarladığı, köpeklerin sürüler halinde havlayarak gezdiği ülkemin ezanlarını çok seviyorum.


Daha güzel olabilir, daha iyi okunabilir, mikrofon ayarları yapılabilir.


Keşke Bilal-i Habeşi’den dinlesek…


O susunca Davud (a.s.) başlasa okumaya…


Ama burası Türkiye…


Ve biz her şeyde olduğu gibi ezanda da ayarı tutturamıyoruz.



Bütün eksiklerine rağmen çok seviyorum…


Çünkü ezanlar hep aynı şeye davet ediyor…


Hayyalelfelah…


Haydi kurtuluşa…