Deniz Feneri


Haftalardır aynı konu…

Almanya’da kurulu Deniz Feneri e.v.’ye yönelik iddialar gündemin en çok konuşulan maddesi… Derneğe giden paralar, belgeler, kuryeler, itirafçı-iftiracı sanıklar, muhasebe kayıtları…

Televizyonlar, gazeteler, dergiler hep aynı konuyu anlatıyor.

Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği, Almanya ile bir ilgisi olmadığını anlatmak için çırpınıyor.

RTÜK Başkanı, iddiaların iftira olduğunu tekrarlıyor sürekli.

Adı dernekle birlikte anılan Uğur Arslan, çocuklarına bir insanlık efsanesi bıraktığını haykırıyor ekranlardan…

Deniz Feneri e.v.’de gerçekten yolsuzluk yapıldı mı?

Bu sorunun yanıtını verecek kadar ne bilgim, ne yetkim var…

Bildiğim ve mutlu olduğum tek şey, davada kimsenin zimmetle suçlanmıyor olması. Yüreğime su serpiyor bu durum.

Elimden gelen, hiç kimsenin, yardım için toplanan paraları başka amaçlarda kullanacak kadar aşağılık olmaması için dua etmek…

Çok iyi bildiğim bir şey daha var. Bu dava, Türkiye’nin \"yardım elini\" sakatladı.

Davayla yaratılan güvensizlik ortamı, önce Türkiye Deniz Feneri’ni, sonra Türkiye’deki bütün yardım kuruluşlarını derinden etkiledi. Öyle ki, bağışlar, en çok olması gereken Ramazan ayına rağmen kat kat azaldı.

Türkiye’deki Deniz Feneri’ne gelince…

Resmi rakamlar, 1 947 055 kişinin, Deniz Feneri\'nden yardım aldığını gösteriyor.

İçlerinde tanıdığım, haberlerini yaptığım insanlar var.

Her güne, Deniz Feneri bağışçılarına dua ederek başlıyorlar.

918 bin 208 hayırsever, onların dualarıyla uyanıyor her sabah...

Bugün tablonun karşısına geçtiğimde gördüğüm manzara şu:

“Yurt dışında açılmış bir dava ve sonunda yardımlaşmaktan kaçınan, dinindeki ve kültüründeki sadaka geleneğine sırt çevirmiş insanlar…”

Bu gerilemeyle orantılı olarak sayısı hızla artan ihtiyaç sahipleri.

Gün geçmiyor ki, telefonuma bir yardım çağrısı gelmesin…

Bebeğine mama alamayan, evinin kirasını veremeyen, çocuğunu önlük alamadığı için okula gönderemeyen, ilaç parası bulamayan insanlar hızla artmaya başladı. Alman hâkimin “müebbet yoksulluğa” mahkûm ettiği çaresiz insanlar onlar…

Ve onların bu çaresizliğini gidermekle mükellef olanlar, bizleriz.

Bakara suresi 271’inci ayette Rabbimiz;

“Sadakaları açıktan verirseniz, bu güzel bir şeydir. Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır…” buyuruyor.

Açık ya da gizli olması önemli değil…

Önemli olan o sadakanın bir ihtiyaç sahibine ulaşması…

Ve iki kutsi hadis;

“Kıyamet gününde, fakirlerden dolayı zenginlerin vay hâline! Çünkü onlar şöyle diyecekler:Ey Rabbimiz! Bu zenginler bize haksızlık ettiler. Senin, bizim için onlara farz kıldığın hakkımızı vermediler.Allah teâlâ da şöyle diyecektir:İzzetim ve Celâlim hakkı için, sizi yaklaştıracağım, onları uzaklaştıracağım.”

“Kulların sabaha kavuştuğu hiçbir gün yoktur ki, iki melek inip, biri: Allahım Allah için veren kimsenin verdiği malın yerine daha iyisini ver! Öbürü: Allahım Vermeyip, elinde tutanın malına telef ver demesin…”

Şimdi tam zamanı…

Yardım etmenin, yoksulları sevindirmenin, yetimlerin yüzünü güldürmenin, ahiretimize yatırım yapmanın zamanı…

Sadakaların kat kat geri döneceği günler bu günler…

Falan kuruluşa güvenmiyor musun, başkasına ver.

O’na da mı güvenmiyorsun? Kalk, git, ara, bul, kendin ver… Akraba mı olur, komşu mu, mahalleli mi, hemşeri mi? Karınca kararınca… Üç-beş kuruş deme, bereketi verecek Allah’tır.

İftar sofrasından aç kalkanların vebaliyle bitmesin bu Ramazan…

Birilerine olan öfkemiz, yapılan hatalar, gerçek olup olmadığı araştırılmadan ortaya atılan iddialar; bizim insanlığımızdan çalmamalı asla…

Pireye kızıp yorganları yakarsak, soğuk kış gecelerinde açıkta kalabiliriz.

Selam ve dua ile…