Harran Üniversitesinden Doç. Dr. Abdullah Ekinci Şurkav Dergisine Urfa Lisesinin geçmişten bugüne olan tarihini yazdı...
Urfa Akademisi İle Harran Okulunda Yetişen ilim adamları günümüz bilim dünyasındaki gelişmelerin ilk Kıvılcımlarını yakmışlardır. Bu durum Ortaçağ boyunca bütün ihtişamıyla devam etmiş, Osmanlı döneminde ise Halilü’r-Rahman, Abbâsiye,ibrahimiye (Dabbâğhane)
Rızvâniye Süleyman Ağa (Yusuf Paşa) Nazipzâde İbrahim Şehbenderiye Hasan Padişah Firuz Bey İhlasiye Şa’baniye Hamis Efendi (Hamisiye) Abdurrahman Efendi (Haram Kapı) Sultan Burhan Rahmaniye Haydariye (Haydar Ağa) Rızaye (Kutbeddin) ve Sakıbiye medreseleriyle bu süreç devam etmiştir. 19.yüzyıla gelindiğinde Dünya yeni bir dönemece girmiştir. Önce Avrupa’da daha sonra imparatorluğunda yeni bir eğitim anlayışı hâkim olmuştur. Tanzimatla birlikte yenileşme hareketleri başlamış mevcut eğitim kurumları hayatın dışına itilmiş onların yerine eğitim hayatında siyasal ve sosyal hayata modern öğrenci ve okullar yer almaya başlamıştır. Urfa tarihinin kırılma dönemlerinden biri Tanzimat’la başlayan yenileşme dönemidir. Bu durum etkileri 1869’dan itibaren kentin siyasi sosyal iktisadi ve kültürel hayatında görülmeye başlamıştır.1869 tarihi Urfa’nın kaderlerini değiştiren tarihtir. Bu döneme kadar kentin omurgasını "ticaret güzergâhı olmak" oluşturmaktaydı. Kentteki hanların sayısı, bunun en güzel delilidir. Dönemin en belirgin özelliği, daha "az üreten", sadece tacirleri ağırlayan ve getirdiklerinden komisyon alan bir kent kültürünün hâkim olmasıdır. 1869'la ticari güzergâh Urfa'nın aleyhine değişmiştir. Kentin jeopolitik konumundaki değişiklik, şehri konuk ağırlama ve komisyonla yetinmeye sürüklemiştir. Urfa, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan sürece ancak 1902'de Urfa İdadisi'yle katılabilmiştir. İlkçağ ve Ortaçağ'da bilim dünyasına hocalık yapmış bir şehir, yaklaşık 100 sene geriden, Osmanlı bilim ve eğitim dünyasını takip etmeye başlamıştır. Halep salnamelerinden Urfa İdadisinin aktivitelerinden, hoca ve derslerinden bahsedilmektedir. Fakat söz konusu salnameler Urfa İdadisi'nin de ömrünün çok uzun olmadığını göstermektedir. Urfa 1902'deki çabaya benzer, bir çabayı 1946'da da yaşamıştır. 1946 tarihi, Urfa'nın tarihteki bilim ve eğitim sahasındaki zirve yıllarını, yakalama çabasıdır. Söz konusu iki tarih Urfa'nın eğitim tarihinde iki dönüm noktasıdır. Fakat bu dönemler, sürekliliği olmayan ve devamlılık arzetmeyen çabaların hâkim olduğu dönemlerdir. 1902 başlayan süreç devam ettirilememiştir. Tarih boyunca Urfa'daki her kurum bir öncekinden habersiz ve bağımsız bir ruh haliyle kurulmuş ve faaliyete başlatılmıştır. Bu anlamda, Urfa'daki kurumlarda bir devamlılıktan bahsetmek mümkün görünmemektedir. Hâlbuki birçok kez, kent zirveyi yakalamıştır. Fakat zirveye ulaşan her çabanın başlama noktası "sıfır" olmuştur. Kentin en büyük problemi de, geçmişle yaşamış olduğu kopukluluktur. Bu bağlamda Urfa'da, her çaba köksüzdür. Urfa'da birçok alanda olduğu gibi, eğitim alanında da birbirinden bağımsız, "sıfır" başlama noktalarından zirveye ulaşma çabası verme alışkanlığı hâkimdir. 1902 ve 1946 tarihleri bunun en güzel örneğidir.
1902 de Urfa İdadisi'nin Açılışı
1869'un kent üzerindeki en önemli etkisi, hiç şüphesiz ki eğitim alanında olmuştur. Bu dönemde Sultan Abdülhamid modern bir eğitim sistemi oluşturma çabasından, Urfa'da nasibine düşeni almıştır. 1869'da kabul edilen, fakat Abdiilhamid'in eğitim reformları için harekete geçtiği, fakat 10 yıl sonraya kadar uygulamaya konmayan, Maarif-i Umumiye Nizamnamesi, (Genel Eğitim Düzenlemesi) ilk, orta ve lise olmak üzere üçlü bir eğitim sistemini öngörmekteydi. Aslında 1869'dan önce de eği tim-öğreti m hayatının düzenlenmesinde bazı adımlar atılmıştı. Modern okullarının ilk basamağı olarak kabul edilen Sıbyan mektepleri 1847'de açılmışlardı. Mekteplerin idaresi halk tarafından seçilen maarif meclislerince yapılmaktaydı. Osmanlı toplumunun hemen hemen her köy ve kasabasına yayılan ilkokul seviyesindeki sıbyan mekteplerine, beş-altı yaşlarındaki çocuklar kabul edilirdi. Muallimliklerini de belirli bir eğitim görmüş ve genellikle civardaki cami, mescid imam ve müezzinleri veya biraz öğrenim görmüş, okuma-yazma öğrenmiş ve Kuran-ı Kerim ezberlemiş hanımlar yapardı. 1885 senesinde Urfa Kazasında 44 Sıbyan Mektebinde 756 çocuk okumaktaydı. İbtidaî mektepleri başlangıçta, Sıbyan mektebini bitiren öğrencilerin gittiği dört yıllık eğitim kurumlarıydı. Sıbyan mekteplerini bitirenler, Rüştiyeye imtihanla alınırdı. İbtidaî mektepleri zamanla Sıbyan mekteplerini de içine alan ve her biri ikişer yıllık üç kademeye ayrılmıştır. Rüştiyelere gelince; bunlar yüksek ilköğretim kurumlarıydı. Sıbyan mektepleriyle birlikte Ocak 1847'den itibaren açılmışlardı. 1869 senesinde Saffet Paşa tarafından yayınlanan nizamname ile kızlara mahsus mekâtibi rüştiye de kurulmuştur. 1902 tarihinde Urfa rüştiye okuluna, iki yıl ilave edilerek beş seneye çıkarılmış ve idadiye yani liseye yükseltilmiştir. Böylece Urfa Lisesi 1902'de açılmış olur. Okulun müdürlüğüne ise 1896'dan ikinci Meşrutiyetin ilanına kadar Urfa'ya sürgüne gönderilmiş olan, İhsan Şerif Saru getirilir. Urfa İdadisinin açıldığı dönemde Urfa'da İbtidai adı verilen ilkokullar üç yıllık bir eğitim vermekteydi. Rüştiye ise günümüzdeki ortaokula karşılık gelmekte olup, oda üç yıllık bir eğitimi kapsıyordu. İdadi denilen liselerde ise eğitim dört yıldı. Urfa bu dönemde çevresindeki okullarla yarış halindedir. Halep'te dört yıllık eğitim veren bir idadi vardı. Urfa idadisi ise iki yıllık bir eğitim vermekteydi. Urfa'nın ilk lisesi şehrin en iyi Urfa Lisesi'nin İlk Mezunları (1949) yerinde geniş bahçeli bir binada törenle eğitime açılmıştır. Urfa Lisesi müdürlüğüne atanan İhsan Şerif Saru, güçlü bir kadro kurmak amacıyla, hem şehrin bilginleri hem de ihtisas sahibi subaylarla bir toplantı yapar. Böylece okulun eğitim kadrosu din bilginleriyle, ihtisas sahibi subaylardan oluşur. Lisede Arapça ve dinî bilimleri Abdurrahman Efendi verir. Farsça ve Ahlak dersini Şeyh Mustafa Safvet, Matematik dersini Şamlı Yüzbaşı Avni Bey, Coğrafya ve resim derslerini ressam teğmen Hasan Fehmi Efendi, güzel yazı dersine Hattat Ahmet Vefik Bey, hitabet ve inşa dersine Çatalcalı şair teğmen Memduh girer. Tarih, Fransızca, Sağlık bilgisi ve Ziraat derslerine ise okul müdürü İhsan Şerif girer. Bu okulla Urfa eğitiminde yeni bir ışık yakılmıştır. Bu nedenle, kent Halep'le yarışmaktadır. 125'i Müslüman öğrenci, 15'i gayrı Müslim öğrenci olmak üzere, toplam 140 öğrencisiyle kısa sürede Halep Lisesiyle boy ölçüşecek düzeye gelir. Urfa liseyle de yetinmez hicri 1327 miladi 1908 tarihinde İnas mektebi adıyla bir kız okulu eğitime açılır. Bu okulun bayan öğretmeni Hatice hanımdır. Okulun 48 öğrencisi vardır. Urfa'da eğitim faaliyeti veren okullarından biri de, Darülmuallim ve muallimat mektepleridir. Yine 1869 senesinde yayınlanan nizamnameye binaen, Urfa'da öğretmen eksikliğine bir çözüm olarak önce 1916 senesinde dariilmuallimin ve 1917 senesinde de bir darülmuallimat mektebi açılması kararlaştırılmıştır. Urfa'da önemli eğitim kurumlarından biri de, sanayi mektebidir. 1905'de Urfa'da açılacak bu sanayi mektebi için, Dersaadet Sanayi Mektebinden iki usta istenmiştir. Sanayi mektebi bu dönemde bir komisyon marifetiyle yönetilmektedir. Tüm bu çabalar, Osmanlı eğitim sisteminin modernleştirilmesi amacıyla, 1867'de Fransız Eğitim Bakanı Victor Dury'e hazırlatılan projeye dayanmaktadır. Bu projenin amacı, her din ve kökenden gelen öğrencilere, eğitim ve öğretim vermek için ortaöğretim kurumlarının açılması; fen bilimleri, tarih, hukuk ağırlıklı derslerin okutulacağı bir üniversitenin kurulması; genel kitaplıkların açılmasını hedeflemekteydi. 1 Eylül 1868'de Galatasaray Sultanisi bu çabanın bir ürünü olduğu gibi; 19. yüzyıldan itibaren Urfa'da açılan okullar da bu amaca dönüktür. Urfa, 1902'de açılan Urfa Lisesiyle kentteki resmi en yüksek dereceli okula kavuşmuştur. Sürgündeki bir ittihatçının çabaları, okulu zirveye taşımaya yetmemiştir. Çünkü Urfa Lisesinden mezun olan öğrenciler, imkânsızlıklar sonucunda, İstanbul'da yüksek tahsile gidememişlerdir. Bu nedenle Urfa 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunda başlayan eğitim hamlesini ancak 1902'de açılan idadiyle katılabilmiş fakat süreci sürdürememiştir. 1946'da tekrar başlama noktası "sıfır" olan yeni bir başlangıç yapılmış ve Urfa Lisesi açılmıştır.
Urfa'nın Kayıp Yılları
1869, 1902 ve 1946 yılları arası, Urfa için, kayıp yıllardır. Kent, 1869-1902 oluşan yeni eğitim anlayışına intibak edememiştir. 1902'de açılan Urfa İdadisi (lisesini) ise devamlılık arz etmemiştir. İdadiyi bitiren öğrenciler Urfa'da kalmaya mahkûm edilmişlerdir. Bu dönemde, yüksek tahsil yapılamadığından, ne Urfa'dan bürokrat yetişebilmiş ne de ülkeye ve kente yön verebilmiş aydın bir zümre yetişebilmiştir. Bu süreç 1946'da Urfa Lisesi açılana kadar devam etmiştir. Bu dönemde, ancak küçük bir azınlık Urfa dışına çıkarak eğitim alabilmiştir. Bu dönemde Urfa'da eğitim-öğretim, sadece kent ve taşra soylularınca (patrisyenler) sürdürebilmiştir. Bunların gözde kent ve okulları ise İstanbul Haydarpaşa Lisesi, Konya Lisesi, Adana Lisesi ve 1933'de açılan Antep Lisesi olmuştur. 19. yüzyıldan itibaren başlayan ve 1955/1960'h yıllara kadar devam eden, kentteki kısır döngünün sebebi de, söz konusu kayıp yıllardır. Bu dönemde kentte küçük bir seçkin grup oluşmuş ise de, toplumsal aydınlanma gerçekleşmemiştir. Şehrin kaderini ise, 1960/70'li yıllara kadar söz konusu seçkin, entelektüel sınıfın elinde şekillenmiştir. Aslında toplumsal kalkınma niceliğin (sayısal) ihmal *edilmemesiyle sağlanır. Nitelik, yani kalite genelden ziyade sayısal olarak sınırlı, özel bir kesimin ya da yetenekli bir zümrenin gerekli eğitim koşullarına tabi tutulmasıyla elde edilebilir. Doğal şartlarda ortaya çıkmış olan yetenekli zümre; kentin aydın, seçkin kitlesidir. Bu zümre toplumsal ve kültürel değerlerin, toplum geneline yayılımını da sağlar. Söz konusu zümre, bu sosyal dolaşımın en temel dinamiğidir. Bu tür bir zümreye, her zaman ihtiyaç olmakla birlikte, toplumsal bunalımın baş gösterdiği, siyasal ve toplumsal değişim ve yenileşmenin yaşandığı dönemlerde, çok daha fazla ihtiyaç vardır. Urfa kayıp yıllarında yani 19. yüzyıldaki siyasal, sosyal ve ekonomik gelişim ve değişimler ile 20. yüzyılın başındaki rejim değişiklikleriyle oluşan, değişim ve gelişmeleri okuyabilecek aydın bir zümrenin eksikliğini yaşamıştır. Urfa idadisi, 1902'den sonra, çok kısa bir süre eğitim-öğretim hayatına atılmasıyla, nicelik açısından kentin eğitim hayatına katkı sağlamıştır. Fakat İstanbul'da yüksek tahsile gidilememiş olması, kente yön verecek bir aydın zümreden mahrum kalmasına, aynı zamanda Urfa'nın devlet bürokrasisinde temsil edilmemesine neden olmuştur. Bu nedenle 1902'de açılan Urfa İdadisi kentte bir aydın zümre oluşturamamıştır. Bu zümre ancak 1946'da açılan Urfa lisesiyle gerçekleşebilmiştir. 1946'da açılan Urfa lisesini bitirip yüksek tahsil yapabilen gençler, 1970'lerden itibaren kentin sosyal ve ekonomik hayatında; 1980'lerden sonra da, siyasi hayatında kendilerini hissettirmeye başlamışlardır. Sonuç olarak, tarih boyunca Urfalılar birbirinden bağımsız gibi görünen, fakat aynı amaç ve yolu izleyen birçok çaba sarfetmişlerdir. Fransız şair Francis Ponge "kentlerin yaşayıp öldüklerini, her yeni kentin gövdesinin, kendinden önceki ölü kentin dağılmış iskeleti üzerinde kurulmuş olduğunu" belirtir. Hâlbuki Urfa'daki her aktivite bağımsız görünmeyi arzular. Urfalı her aktivist de, başlangıç noktası olarak "sıfır" noktasını benimser. Zaman zaman amaç ve araç yer değiştirse dahi, zahiren gaye zirveye çıkmaktır. Bu nedenle 1946'da Urfa Lisesi meş'alesini yakanlar 1902'den habersizdir. Urfalılar 1946'da başlangıç noktası sıfır kabul ettikleri, zirveye ulaşma mücadelesini başlatmışlardır. 1943'lü 44'lü yıllarda Urfa Lisesi için çakılan kıvılcım, 1970'lerde tarihi Harran Üniversitesini ihya girişimiyle devam etmiştir. 1902'de İhsan Şerif Saruç'nun Urfa İdadisi için verdiği çabayı; Urfa Lisesi mezunları Harran Üniversitesinin açılması için vermişlerdir. Darısı Urfa Akademisinin yerine, Urfa Üniversitesinin kurulmasına..
Doç.Dr. Abdullah Ekinci Şurkav Dergisi...