Neden Boşanıyoruz?
Deniz Zehra

Deniz Zehra

Neden Boşanıyoruz?

10 Aralık 2012 - 09:43

Hepimize âşinadır,Medeni Kanun’da zikredilen boşanma sebeblerinden “şiddetli geçimsizlik". Öyle ki  boşanma dilekçelerini en çok bu iki kelime süslemekte!


Peki,nedir şiddetli geçimsizlik?


Bazı kavramlar vardır,kabı dibini göremeyeceğiniz kadar derindir,ne koyarsanız içine alır;işte “şiddetli geçimsizlik” de öyle!Hal böyleyken bir tanımını yapmak güç.Hukukumuzda,eşler arasındaki maddi/manevî bağ,artık evlilik birliğini sürdüremeyecek kadar yaralanmış  ve artık taraflardan biri soluğu mahkeme kapısında almışsa,iddia ve hatta ispat edilen olaylar evlilik birliğinin hakikaten yürümesine olanak bırakmıyorsa ,o zaman hakim,şiddetli geçimsizliğin varlığına hükmediyor.Yani şiddetli geçimsizliğin içeriği,tamamen tarafların iddia ve ispat derecesindeki insaflarına kalmış.


Hadi, gelin biraz bunu somutlaştıralım…


Şöyle diyor epeyce dertli bir hanım kardeşimiz ;


“Şiddetli geçimsizlik ; erkeğin karısına sürekli kötü davranması,erkeğin ailesinin evlenirken gelinlik yerine kefen giymiş gibi düğününün geçmesi, her zaman oğullarını tutup sizi irdelemesi, her fırsatta sizi sürekli iğlenemesi, her sorduğuna her söylediğine ters cevap vermesi, her lafını ağzına tıkayıp, ağzını açtığına bin kere pişman etmesi, sürekli karısının isteklerini ve mutlu olduğu şeyleri görmezden gelmesi, ne karısına ne de çocuğuna zaman ayırmak istemeyip,sürekli ya işiyle yada arkadaşlarıyla vakit geçirmek istemesi, karısı her türlü maddi zorluğa, hatta açlığa bile katlanırken, onun kıymetini bilmek ve ona da bildirmek, el üstünde tutup , onu mutlu etmeye çalışmak yerine, durmadan onu ezip , psikolojik olarak şiddet uygulayıp, mutsuz etmesi, hatta daha da ileri gidip zaman zaman el kaldırması, herkese her konuya karşı eşini suçlayıp ailesini, hatta arkadaşlarını bile haklı görmesi, yaptığınız hiçbir şeyden mutlu olmaması, siz sadece çocuğunuz için sabredip, evliliğinizi yıkmamaya çalışırken, onun daha da kudurup eşine sürekli hayatı zından edip, kan kusup kızılcık şerbeti içitim demesi, eşi haklı da olsa, her zaman üzülen ve ezilen tarafın eşinin olması, küçücük çocuğu babasız kalmasın diye bunca eziyete katlanıp, her türlü maddi manevi zorluğa katlanıp, her türlü psikolıjk şiddete hatta bazen de fiziksel şiddete katlanıp evinde oturup bu evliliği ve yuvayı kurtarmaya çalışmak mıdır?Ben bunların hepsini belki 1,5 yıldır yaşıyorum. Ve gün geçtikçe daha da eriyip ,bitiyorum.Ne yapmam gerektiğine karar veremiyorum.Yediğim lokma içtiğim su bile haram oluyorken, çocuğuma iyi annelik yapamıyorum.Ama neden ve nereye kadar daha dayanabilirim hiç bilmiyorum.VE İNANIN BUNU BURADA ANLATAMAKTAN , SİZLERDEN YARDIM İSTEMEKTEN BAŞKA ÇAREM YOK. KİMSELERE ANLATAMAM, ANLATSAMDA ANLAMAZLAR.ARTIK İMDAT DİYE SOKAĞA ÇIKIP BAĞIRMAK İSTİYORUM....”



Aile için sorunlar olduğunda aklıma hep iki atasözü gelir,bir tanesinde "bir gemiyi iki kaptan batırır" der büyükler... Yani her iki taraf el birliğiyle daha kötü hâle getirebilir durumu,biri suçlu biri masum diye bir şey yok;en azından çoğunluk için böyle.Bir de eşimin annesinin bir sözü vardır,"bir iyi ile bir kötü,yola gidermiş" diyor görmüş geçirmiş hâliyle,vâlidem.Yani demek istiyor ki, "ikiniz de kötü olursanız o yol çekilmez,hatta o yolda gidilmez;biriniz iyi olacak,diğeri kötüyse de idare edecek!"


Hakkaniyetli ve bilgece tespitler bunlar. Kadim geleneğimizin sahip olduğu ve şimdilerde yitirdiğimiz ahlak buydu işte.


Yukarıda zikredilen dertlerden muzdarip bir beyefendi kardeşimiz de olabilirdi.Özneler ve olaylar az çok değişebilir ama vaziyet hiç değişmiyor.


Nedir vaziyet?


Şiddetli iletişimsizlik ve  merhamet eğitimi eksikliği

Günümüzde,tablo hep aynı!


Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre boşanmaların %40’ı ilk 5 yıl içinde gerçekleşiyor.Bu da birbirini tanımayan ve birbirlerine nasıl davranacaklarını bilmeyen iki yabancı insanın ,kötü bir ilişkiye tahammül etme eşiği olsa gerek!


Birbiriyle nasıl konuşması,birbirine nasıl dokunması,nasıl bakması hatta birbirini nasıl sevmesi gerektiği,gereği gibi öğretilmemiş insanları alıyoruz ve “haydi siz evlenin ve bize mutlu mutlu nesiller üretin!” diyoruz! Bu kadarını Şirinler’den bile beklemek haksızlık olur… Kaldı ki bu kadar yoksunluğun ve şiddet kültürünün hakim olduğu bir toplumda ,bu şartlarda güzel geçim,imkansız gibi.


Anneler,çocuklarına merhamet eğitimi vermiyor!


Anneler,çocuklarına eşleriyle nasıl konuşmaları yahut onları nasıl dinlemeleri gerektiğinin eğitimini de vermiyor!


Sadece ev temizliğini öğretmek,şahane yemek tarifleri miras bırakmak ve bunlar da olmazsa belki bir diploma kazandırmakla, iş öyle bitmiyor!


Bitmediğini,saçını gece gündüz süpürge etmesine rağmen eşiyle yine güzel geçim sağlayamayan ve eşlerinden dayak yiyen üniversiteli hanımlarımızın oranından anlıyoruz.


Demek ki eksik olan başka bir şey var…


Neden annelere yükleniyoruz;e bu yük onların üzerinde zaten! Baba,sadece anneye bir “destek” rolünü üstlenebilir;başka bir etkisi yok,kabul edelim!İnsanlığın eğitiminden anne sorumlu!”Çocuğun” demiyorum dikkatinizi çekerim,”insanlığın”… 


O zaman,o annelerin de insanlığı daha kaliteli hâle getirecek kalitede olması gerekiyor…


Mevzuu derin…


Şimdilik böyle bir giriş yapmış olalım.


Bir dahaki sefere  şiddetli iletişimsizlik ve  merhamet eğitimi eksikliği konularını biraz daha açalım, inşâllah…


Allahın selâmı ,rahmeti ,bereketi üzerinize olsun…(10.12.2012)


D.ZEHRA SARAÇ

Bu yazı 9642 defa okunmuştur .

Son Yazılar