Faruk Çelik
Mustafa Demir

Mustafa Demir

Faruk Çelik

17 Temmuz 2013 - 16:14

Kemal Burkay;

“Belki şehre bir film gelir,

Bir güzel orman olur yazılarda.

İklim değişir Akdeniz olur, gülümse!”  diyor Sezen Aksu’nun dillendirdiği o enfes şiirinde.

Aynen öyle, Urfa’ya bir adam gelir, iklim değişir, bahar olur!”

Bazı insanlar vardır, rüyaların peşinden koşarlar; bazıları da vardır ki, rüyalar onların peşinden koşar.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, rüyaların peşinden koştuğu adamlar kategorisinde bir kişilik benim için.

Bugün bu sütunda, bir vatandaş olarak uzun zamandır takip ettiğim, bir Urfalı olarak da, kentimin milletvekili olduğundan bu yana özel bir ilgiyle ilgilendiğim Faruk Çelik’in İnsan-Yönetici profili hakkında birkaç değerlendirme yapmak istiyorum.

Faruk Çelik, kendi ölçeğindeki birçok faninin “Bir elim yağda, bir elim balda olsun!” duygusundan uzak, ülkenin başkentini ve yeşil Bursa’yı terk ederek, ülkenin en sıcak, politik açıdan en istikrarsız illerinden birine hicret etti.  Arkasında rahat ve konforlu bir siyasi ve özel hayatı terk ederek; hem sıkıntıya, hem hizmete talip oldu.

Bütün dinamiklerinin ayrı telden çaldığı, bürokratik unsurların ayrı şarkılar söylediği, işlerin tıkandığı, herkesin başına buyruk olduğu, ihale ve tayin dosyalarının havada uçuştuğu, kronik sorunların idare-i maslahatçı yöneticiler marifetiyle sümenaltı edildiği, yüze kardeş, arkada kalleş yaklaşımların zirve yaptığı, samimi duran kişilerin aslında birbirini yediği, ama bunların yanında da güzel, dört dörtlük bir halkın olduğu şehre geldiğinde, aslında işinin zor olduğunun bilincindeydi. Bunu anlaması uzun sürmedi. Seçim sürecinde onunla köy köy, bucak bucak, ilçe ilçe gezen arkadaşlarım bu tezi oluşturmama neden oldu.  

Önceki Çalışma Bakanlığı dönemindeki dik duruşlu, istişareye açık, ekip ruhunu önemseyen, herkese ve her kesime açık, eleştiriyi hazmedebilen, gerektiğinde özür dilemeyi erdem sayabilen, ülkede ilk defa gündeme gelen Alevi meselesini çözmeye çalışırken, Tika’daki dirayetli çalışmaları sırasındaki üslubuyla tanıdığımız Faruk Çelik asla pes etmeyecekti. Başbakan onu buraya Urfa’yı ayağa kaldırması için göndermişti çünkü.

Bir duvar ustasının, hayatı tırnaklarıyla kazanmış, geldiği bütün noktalarda liyakat ve ehliyetiyle nam salmış oğlu, bütün itirazlara, önyargılara, aksak ve eksik olan her şeye rağmen bu şehirde de Allah’ın rızası doğrultusunda çalışacak ve başaracaktı. Çünkü kişinin geleceği, geçmişinde saklıydı.

Urfa’yı karış karış gezdiği dönemde, sohbetlerinde, kabullerinde, yaptığı toplantılarda, Urfa’nın en büyük sorunun birlik beraberlik sorunu olduğunu keşfetti. Bunu dillendirdi. İlk iş, kadim kentin bu kronik sorununu herkesin katılımıyla rehabilite etmek oldu. Onun yakınında bulunan dostlarımdan edindiğim bilgilere göre bu bütünlüğü, birliği, beraberliği önce üst düzey siyasi, ticari, bürokratik çerçevede gerçekleştirdi. Ve kısa sürede sağlanan birlik ve beraberlik şuuruyla herkes sınırını, çizgisini, yetkisini idrak etti. Üstteki bu güzellik hemen halka da yansımaya başladı. Sisteme ayak uyduramayan kişilerle yollar ayrıldı. Bu minvalde Bakan Çelik gibi operasyonel tavrıyla nam salmış, Manisa’nın flash Valisi  Celalettin Güvenç Urfa’ya atandı.

Bunun sonunca uzun yıllardır “duran” Urfa, önce yürümeye, ardından da koşmaya başladı.

Şehir için statüko kaleleri olarak adlandırılan eski yapılar yıkıldı, yapılmaz denen projeler gerçekleşti, hayatları boyunca Urfa’yı TV’den başka bir yerde görmeyen bürokratlar, siyasiler, işadamları Urfa’ya akın akın gelmeye başladı.

Faruk Çelik, meydanlarda “Biz Urfa’yı Ankara’dan değil, Urfa’dan yöneteceğiz!” “Her ay üç günümü burada geçireceğim, vekil arkadaşlarım da 15 günde buraya gelecek!” dediğinde birçok kişi bu sözleri klasik siyasi vaadi olarak algılamıştı. Medyadan takip edebildiğim kadarıyla Faruk Çelik ve vekil arkadaşları bu sözlerini fazlasıyla tuttular. Bu güzel ve yalansız kadro sayesinde Urfa’ya Cumhurbaşkanı, Başbakan, kabinenin nerdeyse tamamı, üst düzey bürokratlar ve işadamları, önemli STK yöneticileri birçok önemli gazeteci vs. geldiğini de görmüş olduk.

Bu ziyaretler sonrasında şehrin ulusal düzeyde siyasi, bürokratik, ekonomik ve kültürel düzeyde sınıf atladığına da şahit olduk, gururlandık.

Faruk Çelik, kısa sürede üslubu itibariyle de Urfalıların gönlünde taht kuran bir siyasi aktör oldu. Yalana, blöfe, liyakatsizliğe, ehliyetsizliğe pirim vermedi.  Çıktığı TV programlarında, internette yayınlanan haberlerde tutamayacağı hiçbir vaatte bulunmadı, bazı odakların hoşuna gitmese bile realist bir portre çizmekten kendini alıkoymadı. Amaç günü değil, tüm zamanları kurtarmaktı onun için.

Bilindiği gibi Çalışma Bakanlığı aslında en zor bakanlıktır. Maaş zamları, memurlar, işçiler, teşvikler, cezalar, emekliler vs. kısacası hayatın her alanına dokunan bu bakanlıkta tüm görüşmeleri, anlaşmaları yüzde yüze yakın bir anlaşma oranıyla sonuçlandırması Çelik’in kucaklayıcı üslubu ile ilgilidir. Bakan Çelik, Urfa’mızda da herkesle görüşür, halkın arasında yürür, onları tek tek dinler ve bunu yaparken de asla “bir duvar ustasının çocuğu” olduğunu unutmaz. Onun içtenliği, samimiyeti, güzelliği bu halkın evladı olmasıyla ilgilidir. Bakan beyin bu içten davranışları, şehri yöneten herkese de örnek olmaktadır. Mesela Urfa’nın en başarı valileri arasında zikredilen Celalettin Güvenç, kısa sürede, idareciliği, sempatisi, sonuç odaklı yönetimiyle halkın gönlünde taht kurmayı başarmıştır. Burada adlarını zikredemeyeceğim vekiller, bürokratlar, siyasiler, işadamları hep bu güzellik halesine güzellik katmaktadır.

Kişisel olarak önemsediğim, insanların puanlarını vereceğim başka bir şey de kişilerin eylem ve söylem uyumudur. Faruk Çelik, kamuoyunda dindar bir kişi olarak bilinir. Yoğunluğu esnasında ibadetlerini aksatıp aksatmadığını sordum arkadaşlarıma. Geldiğinde programlarına katılan arkadaşlarımdan öğrendiğime göre Bakan Çelik, eli kanda dahi olsa ibadetlerini aksatmıyor,  programlarını, serbest zamanlarını bu durumlara göre ayarlıyormuş. Bir defasında kendisine bir Cuma namazında rastlamış, şehrimizin böyle bir bakana sahip olmasından dolayı çok şükretmiştim dindar biri olarak. Şimdi bu söylediğim söz yanlış yere çekilir diye küçük bir açıklama yapmak istiyorum. Ben en çok söyledikleriyle yaptıkları arasında uçurum olan insanlara gönül koyuyorum. 28 Şubat sürecinde namazı terk edenleri, bu dönemde takunyalarını memurların gözüne sokarcasına gösterip, bir yerlere selam çakan yöneticileri örnek verirsem ne demek istediğimi anlatabilmiş olurum sanırım.

Böyle güzel bir adamın, başarılı bir bakanın, örnek bir siyasetçinin, mütevazı bir halk çocuğunun Urfa’ya dört yıllığına geldiğini söylemesi Urfalıları tedirgin etmelidir bence. Bugüne kadar halkın dilini bu kadar iyi bilen, onlarla temas kuran, birlik ve beraberliği, ekip çalışmasını prensiplerinin başına koyan Bakan Çelik’in gitmesi durumunda, onun getirdiği paradigmayı devam ettirememek Urfa için en büyük handikap olabilir.

Geldiğinde “Bu yabancının ne işi var Urfa’da!”  gibi abuk düşüncenin kısa sürede çürüdüğüne tanık olan bizler, umarım onun boşluğunu da derin hissetmeyiz gittiğinde.

Bu yazı 6943 defa okunmuştur .

Son Yazılar