Urfalılar Okumasın!
Mustafa Demir

Mustafa Demir

Urfalılar Okumasın!

20 Haziran 2013 - 13:07

Bir Urfalı olarak son zamanlardaki olumlu gelişmelere rağmen, hala derinlerde birçok sorunumuz olduğunu düşünüyorum. Bunları bundan sonra elimden geldiği kadar duygu ve düşüncelerimi paylaşacağım bu köşeden maddeleyerek sıralamak istiyorum.

 

1.Urfalı’nın kantarı Urfalıyı eksik tartar anlayışından sıyrılmamız lazım. Bu söz toplumsal bilinçaltımıza öyle bir işlemiş ki, bunu hayatın her alanında görüyoruz. Acilen birbirimize destek vermeli, ortak aklı kullanarak ortak işler yapmalıyız. Kendi içimizden çıkan değerlere sahip çıkmalıyız. Zeka profili yüksek olan bir toplumda, herkesin her şeyi hakkettiği gerçeğini göz önünde bulundurarak birbirimizi kıskanma yerine birbirimize destek olmalıyız.

2.Haset ilkel toplumların özelliğidir. Acilen bu kronik sorunumuzu terk etmek durumundayız. Doğu toplumlarının çoğunda var olan bu hastalığın, bizde biraz daha yoğun olduğunu gözlemliyoruz. Nerdeyse komşunun tarlasına yağmur yağmasın, benimki de kuraklıktan yansın noktasındayız. Haset Şeytanın has bahçesidir.

3.Yeniliğe kapalı olmamalıyız. Yeniliğe kapalı olduğumuz gibi, bir de yeniliğin kimin eliyle geldiğine de dikkat etmemeliyiz. İyilik ve güzellik düşmanımızdan dahi gelmiş olsa bizim bunu kabul etmemiz gerekiyor. Yeniliğe kapalı oluşumuz, caddelerimizin enlerini 35 m, 24 m gibi sunmamıza mahal vermiştir. Oysa herkes bilir ki, bu ölçüler ilkel şehirlerin standardıdır. Bu ölçüler gelişmiş şehirlerde çıkmaz sokak boyutlarıdır. Yenilik aynı zamanda uzağı görmektir. Bugünün planlayıcıları ileriyi görecek yenilikçi projeler geliştirmeliler.

4.Artık her şeyin altında İsrail ve dış güçleri aramak hastalığından, hoşumuza gitmeyen Urfalıları dönme olmakla, gizli gâvur olmakla itham etmekten vazgeçmeliyiz. İsrail’in su sistemlerini tarlasına döşeyen, onların hibritli tohumlarıyla tarım yapan insanların yaşadığı bir yerde, İsrail’in şehri işgal etmesine, oyunlar oynamasına gerek var mı Allah aşkına? Azıcık uyanık olunca fotoğraf çok net gözükür. Çamur at izi kalsın. Kıl olduğun biri hakkında “Bu aslında ermeni tohumudur”, “aslında bu gâvur veledidir”, “aslında muhaliftir!” gibi iğrenç ithamlarla insanları etiketlemek, yine zavallı ve aciz, iki yüzlü insanların tavrıdır. Eğer Allah isteseydi bütün insanları senin dininden ve senin ırkından yaratırdı. Oysa ilahi adalet bunu böyle emrediyorsa böyle düşünen birine …… düşer.

5.İnsanları ataları, maddi varlıkları yüzünden aşağılamayı acilen terk etmeliyiz. “Bu adamın ben yedi ceddini bilirim, at hırsızıydı”, “bunlar daha dün köyle bizim marabamızdı!” gibi insanları kategorize eden iğrenç tavırları terk etmeliyiz. Unutmamalıyız ki, birileri de başka bir mahfilde bizimle alakalı aynı cümleleri kuruyor olabilir.

6.Folklorik Müslümanlıktan tahkiki Müslümanlığa geçiş yapmalıyız. Akabe’den çıktıktan sonra açılan başlar, Mersin’de giyilen mayolara dönüşen pardesüler çıkmazını aşmalıyız.  Riya ile oluşturulan hiçbir inanç kalıcı olamaz. Kendini yeryüzünün en başarılı, en temiz, en inançlı, en namuslu insanı olarak görüp, başka insanların bu değer yargılarına “çakan” insanlar olmaktan vazgeçmeliyiz.

7. Birbirimize olan duygularımızı açık, cesur ve yalın ifade edebilmeliyiz. Dedikodu, gıybet ve riyanın çok yoğun yaşandığı bir şehirde yaşamak hepimizi derinden üzmelidir. Çokça tanık olduğumuz bir durum değil midir, yüzüne güldüğümüz birinin gittikten sonra arkasından konuşulmaya, ayağına vurulmaya başlanması. Oysa kaliteli insanlar övgülerini de sövgülerini de muhataplarına medeni cesaret ve saygı çerçevesinde ileten kişidir.

8.Ağa soslu demode feodal beylerden bu toplumu kurtarmamız lazımdır. Halk olarak fark ettiğimiz bu detayın maalesef muhatapları tarafından anlaşılmamış olması topluma gerçek anlamda bir “Erol Büyükburç Sendromu” yaşatmaktadır. Yitirilen otorite, sarsılan ego, kaybedilen imkan kaleleri “En çok beni seveceksiniz, en çok beni takdir edeceksiniz….” şeklinde tarif edebileceğimiz bir “Erol Büyükburç Sendromu” yaşayan bu kişilere tarihin çöplüğünü göstermemiz lazımdır.

9.Mutfağımızı kurtarmalıyız. Üzerinde önemli eserler yazılan Urfa Mutfağının ölme noktasına geldiği bu zamanda fırınlardan elimizi eteğimizi çekemiyorsak da bari fırına kek, börek, ısıtılmak üzere su göndermeyelim. Bunlar tembelliğimizin farklı bir noktayı gösteren ironik göstergelerdir. Kadınlarımız boranıları, ağzı açık, ağzı yumuk, lık lık köfteleri tarihe gömerek Urfa mutfağını yoksullaştırdılar. Harran kubbeyle, tepsi kebabı ve fırına domates vermeyle olmaz bu işler.

10.Liste uzayabilir ama sözlerimin sonuna şunu da ekleyeyim. Lütfen artık tembellik hastalığımızı, yemeklerde kuyruk yağı fantezimizi, düğünlerdeki takı yarıştırmalarımızı, trilyon liraya ev alma hastalığımızı, komşu ve akrabalara hava basmak için yüz binlik mobilya takımı alma sevdamızı, çocuklarımızı zenginlere vermek cinnetimizi bir kenara itip, yeniden eski Büyük Urfa günlerine dönmeliyiz.

 

Not: ilk yazı için tepki çekeceğimi bildiğim halde, uzun zamandır içimde biriken bu detayları paylaşmayı bir borç bildim. Görüşmek üzere. Saygılarımla.

Bu yazı 6041 defa okunmuştur .

Son Yazılar