Komünist Hocanın Ülkesinde Birgün
Necmettin Sağlam

Necmettin Sağlam

Komünist Hocanın Ülkesinde Birgün

10 Kasım 2012 - 13:44

 


 


                         İnsan Hak Ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı’nın (İHH) Şanlıurfa temsilcisi Behçet ATİLLA kardeşimizin daveti üzerine 101 ülkede organize ettikleri ‘Kurban ibadet, paylaşmak kardeşliktir’ programı kapsamında gözlemci olarak Kosova’ya gittik. Mavi Marmara da olmayan kısmetimiz bizi balkanlara götürüyordu. Rabbim bizim bu duamızı kabul etmişti. Esasında özelikle balkanları istememiştik. Üstte belirttiğim gibi organizasyon 101 ülkeyi kapsıyordu. Behçet kardeşim hangi ülkeye gitmek istersiniz diye sorduğunda benim için fark etmez demiştim. Afrika, Asya ya da Balkanlar ne fark ederdi ki? yeryüzünün hepsi Allahın arzı değilmiydi. Zaman geldi toplanma yeri olarak belirlenen İstanbul Atatürk havaalanında Makedonya grubu ile birleşerek yolculuğumuza başladık ve uçağımız bizi İstanbul’dan Arnavutluğun başkenti Tiran’a indirdi.


 


                           Tiran’da İHH’nın partneri olan yardım kuruluşu ALSAR başkanı mehdi kardeşim karşıladı bizi. ALSAR merkezi adeta Müslüman dünyasının Arnavutluk elçilik binası gibi hizmet veriyor. Grubumuz için önceden hazırlanan minibüs ile Erzan adındaki rehberimiz hazır durumda bizleri bekliyor. Tiran’da görebileceğimiz yerlere götürüyor bizi rehberimiz. Osmanlı’dan günümüze dimdik ayakta kalan camilerde namazlarımızı kılıyoruz. Hemen hemen hepsinde Tika’nın imzası var. Komünizm döneminde çürümeye terk edilen yerler adeta yeniden dirilmiş durumda. İbadet edilmeye susamış camilerde saf tutuyoruz Enver hocaya inatla…


 


                        Bir ara Erzan’a soruyorum… Enver hoca’nın mezarı nerede? Erzan gülümsüyor. ‘Abi Enver hocanın mezarı yok’ Şaşırarak tekrar soruyorum. Nasıl yok?  ‘’Akrabaları, Enver hoca’nın mezarı sürekli halk tarafından parçalanıyor diye cesedini çıkarıp kimsenin bilmediği bir yere götürüp gömdüler’’ diyor. Yüksek sesle peki Allah’tan kaçırabilirler mi diyorum.  Erzan yine gülümseyerek haşa diyor.


 


                        Tiran’da programımız bittikten sonra Kruja şehrine doğru yol alırken rehberimiz yol üzerindeki bir belde’ye götürüyor grubu. Şirin ve sakin bir yere benziyor burası. Belde’de namaz kılınacak ne bir camii ne de bir mescit var. Yıkılmak üzere olan bir caminin hemen bitişiğinde yeni bir camii için temel atılmış. Ancak parasızlıktan sadece temel olarak kalmış durumda. Camii inşaatı ile ilgilenen sorumlu arkadaş inşaat ile ilgili bilgi veriyor bize. Mesaj gönderiyor bizimle tüm zengin Müslümanlara. ‘Ne olur yardım edin,  bu Allahın evini bitirelim.’ hemen yan taraftaki mezarlığa çarpıyor gözlerimiz. Dikkatli baktığımızı gören dostumuz, buradaki her bir mezarın maliyetinin yaklaşık 2-3 bin euro arasında olduğunu söylüyor. Son derece pahalı mermerlerin kullanıldığı mezarlar, görkemli bir şekilde yıkılmaya yüz tutan caminin yanı başında duruyor.


 


                         Yolda giderken inşaat halindeki Bir kiliseye çarpıyor gözlerimiz. Kilisenin inşaatına Avrupalılar yardım ediyormuş. Misyonerler cirit atıyor fakir halkın arasında. Bizim daha çok sahip çıkmamız lazım buralara daha çok yardım etmemiz, gidip gelmemiz lazım diyorum arkadaşlara.  Camide namaz kılarken aklıma ülkemdeki görkemli avizelerin bulunduğu camiler geldi. Sadece Türkiye’deki camilerin avizelerine verdiğimiz para ile balkanların tüm camilerinin eksiklerini bitiririz diyorum kendi kendime. Bir yandan bir safın dahi zor tamamlandığı ihtişamlı camiler, diğer yandan safların sokakta buluştuğu üzerinde namaza duracak bir halının olmadığı mescitler… Ne yaman çelişki Allah’ım.


 


                    Tuvaleti olmayan camileri görünce, camiye aldığı klima için her Cuma cemaatten para talep eden imamlar geldi aklıma.


 


                      Yolumuzun üzerindeki diğer yerleşim yerlerine uğradık. Hangi camiye namaz için girdiysek manzara hep aynıydı. İmamların birçoğu Türkiye’deki imam hatiplerden mezun olmuş, ülkelerine imamlık için geri dönmüşlerdi. Belde’den ayrılıp tekrar kruja şehrine doğru yol alıyoruz. Yüksek bir tepe üzerinde kurulan kruja şehrinde mola veriyoruz. Güzel çarşıları var. Hele eski eşyaların satıldığı dükkânlar… Kapalı çarşı gibi, Ne ararsan var burada. Komünizm döneminin asker miğferinden tut gramofona kadar. Sonra İskender Bey kalesine çıkıyoruz. Çok yüksek bir yerde yapılmış. O kadar muhteşem bir manzarası var ki Adriyatik denizi ayaklar altında.  Arnavutluktaki son durağımız olan İşkodra şehrine doğru yol alıyoruz. Manzara aynı yemyeşil bir vadi ve ahşaptan yapılmış evler. Akşam yemeği için Buna Nehri’nin kenarında bulunan buna tesislerinde mola veriyoruz. Manzara daha da güzelleşiyor. yeşillik nehrin mavisi ile buluşmuş burada. Yemek ve akşam namazından sonra tekrar yola koyuluyoruz.


 


                Gecenin ilerleyen saatlerinde Arnavutluğu geride bırakıp, Kosova’ya giriş yaparken…  Yıkık dökük camileri ve bir yanımızı orada bırakmanın hüznüyle uzaklaşıyorduk.


       

Bu yazı 11751 defa okunmuştur .

Son Yazılar