Bu göç sevindirir
Nur Sumeyra

Nur Sumeyra

Bu göç sevindirir

20 Ekim 2013 - 07:45

Tarihin gidişatını biraz da göçler belirlemiştir desek abartmış olmayız.

       Ege Göçleri mesela… Bazı kavimler için (göç edenler) bu göçler ne kadar gerekliyse, bazı kavimler için o kadar kabus olmuştur. M.Ö 1200’lerde Ön Asya’yı altüst eden bir göç hareketi olarak anılır. Bu göçlerin sebepleri hakkında genel bir yargıya varılmamakla birlikte tarihçiler maceraperestliği bile bu sebepler arasına sokabilmektedir.   

        (Maceraperestlik için bakınız; İstanbul’a, bugünün göçleri.)    

        Sonra daha büyük bir göç dalgası daha vardır. Tarihi tamamıyla değiştiren... Bir kavmin diğer bir kavmi yerinden sürmesiyle ilerleyen; Kavimler Göçü.

         350-800 yılları arasında Avrupa’ya yapılan şiddetli insan göçünün adıdır diye yer alır kaynaklarda. İkiye ayrılıyor bu göçler. İlk dönem, ikinci dönem. İlk dönem göçleri Roma İmparatorluğu ve Barbarlar arasında yoğun sınır değişikliklerini kapsıyor. Bu, Barbar olarak anılan kavimleri yerlerinden süren ve sübjektif bir değerlendirmeye göre (kendimce) Avrupa’yı barbarların elinden kurtaran kavimler ise yoğunlukla Hunlar. Bu göç 4. Yüzyılın ortalarında, Hunlar’ın Aral Gölü ile Hazar Denizi arasındaki bölgeden Don ve Volga nehirlerinin arasındaki bölgeye kaymalarıyla başlıyor. ( Küçük bir hareketlenme ve sonucu topyekûn bir göç hareketi. Domino taşlarını devirmek gibi.)

       (Domino taşlarının etkisi konusunda yine bakınız; İstanbul’a bugünün göçleri.)

      Kavimler Göçünün sonuçlarına baktığımızda ise bu küçük hareketlenmeyle başlayan göç dalgasının nasıl devasa sonuçlar doğurduğuna şahitlik ederiz. Bir çağ kapanıp yeni bir çağ açılmıştır mesela. İlk Çağ sona ermiş Orta Çağ başlamıştır. Avrupa’da derebeylik (feodalite) rejimi ortaya çıkmıştır. Barbar kavimlerin birbirlerine yakınlaşması ve Romalılarla kaynaşması sonucu yeni milletler ortaya çıkmıştır. Barbar kavimler Hristiyanlığı kabul Avrupa’da kilise, papalık ve skolastik düşüncenin yayılmasına sebep olmuşlardır. (Pagan ve çok dinli Roma İmparatorluğu göçler öncesinde de Hıristiyanlığa karşı çok direnmiştir.) Koskoca (üzerine basa basa koskoca, ki yıkılmaz addedilen bir imparatorluk) Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmıştır. Batı Roma ve Doğu Roma İmparatorluğu. Ve bir süre sonra göç dalgasına dayanamayan Batı İmparatorluğu yıkılmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu ise İstanbul’u keşfeden Konstantin’in, buraya hareketi (kendisi de pagan olmasına rağmen gördüğü bir rüyayla Hıristiyanları etrafında toplamayı başarmış ve burada yaptığı savaşı kazanarak İstanbul’a yerleşmiştir. Dahi olarak anılır) ve burada kurduğu Doğu Roma İmparatorluğu yüzyıllar boyunca ayakta kalmıştır. (Biz onu Bizans diye biliyoruz.) Konstantin’in neden bu el değmemiş bölgeyi(!) İmparatorluğun devamı için seçtiğini de bir dipnot olarak düşelim; tamamen duygusal nedenler. Yani para. Buranın ticaret yollarının kilit noktası olduğunu keşfetmişti Konstantin. Ticaret yollarını elinde tutan, döneminin de hakimi olur.  

         (Önemli bir ticaret yolunun nasıl bir şehir haline geldiğini görmek için bakınız; İstanbul’a bugünün göçleri.)

      “Bu göç sevindirir” başlığı altında bir yazı kaleme almaya kalkınca, işin tarihsel sürecini de verelim dedik fakat farkındayım çok uzattık. Gelmek istediğimiz nokta belki de şuydu. Tarihte yer alan göçleri de göz önüne alırsak, göçler ağır sonuçlara neden olan insan hareketleridir.

          (Bu sonuçlar açısından da bakınız, İstanbul’a bugünün göçleri.)

          Ha, bu göç edenleri suçlamak anlamına mı geliyor? Mesela İstanbul adına konuşursak. Yo, değil. Bireysel özgürlük noktasında dileyen vatanının herhangi bir köşesinde kendisine yer yurt edinebilmelidir. Aşırı nüfus, bunun getirebileceği sonuçlar, mesela konut, yiyecek, içecek, ulaşım imkanları; bunlar devletin düşünmesi gereken şeyler. Bir sıkıntı varsa ona göre önlemler almak ve göçleri daha başlamadan durdurmanın yollarını aramak devletin değerlendirmesi gereken konular. İş işten geçmiş gibi bir hal almışsa da tersine göç yollarını aramak gibi. Bunlar hep devleti ilgilendiren meseleler.

          Ki Türkiye’nin gelişim süreci içinde yerinde uygulamalarla imkansız gibi görünen şeylerin gerçekleşebildiğine de tanıklık ediyoruz. Tersine beyin göçü bunlardan birisi. Hani bir dönem hepimizi bir parça utandıran, “bizim ülkemiz neden bu beyinlere yeterince imkan sunmuyor ki bunlar yabancı devletlere göç etme ihtiyacı duyuyor” dediğimiz ve üzüldüğümüz beyinlerimiz ülkemize geri dönüyormuş. Son tahlilde tersine beyin göçündeki oran önceki yıllara göre beş kat artmış ve TÜBİTAK cazip koşullarla bu beyinleri elimizde tutmanın yollarını arıyormuş. Ne kadar sevindirici bir haber değil mi?

          Diğer göçleri bilemem de ki tedbirsiz olduğu için sonuçları büyükşehirler açısından ortada, bu göçler için müsaade ederseniz, şöyle bir cümle kurmak istiyorum.

          Bu tersine beyin göçlerinin artarak devam etmesi halinde, bakınız geleceğin Türkiye’si… 

Bu yazı 6685 defa okunmuştur .

Son Yazılar