Fena halde bireysel özgür
Nur Sumeyra

Nur Sumeyra

Fena halde bireysel özgür

27 Ekim 2013 - 09:33

Mümkün mü bu yaşadığımız dünyada?

      Bakalım.

      Önce niye bireysel özgür olmanın önüne “fena halde” pekiştirmesini eklediğimi açalım. Öyle; “bir sabah uyandığımda, dışımdaki bütün engellere kafa tutma ihtiyacı hissettim, görünmez prangalara, zincirlere, dışarda süregiden tüm o özgürlük mücadelelerine gülüp geçip; hey sizler yanılıyorsunuz, asıl özgürlük içte” diye afili cümleler kurmadan yapalım bunu. Çünkü insan ne bir sabah uyandığında birdenbire bir şeylere karar verir, ne de öyle içsel özgürlüğü kazanmak bir sabahla oluverecek bir şeydir. Bir süreç vardır sizi buna hazırlayan ve sürecin sonunda dört kelimeye sığar tüm düşünceleriniz. Bazen.

        “Fena halde” pekiştirmesini ekledim çünkü ziyadeleşir gibi görünmekle birlikte giderek daralan bir özgürlük anlayışı var. Bu ise bireylerin farkında olarak ya da olmayarak kendilerini bir şeylere teslim etmeleriyle ortaya çıkıyor. Her şey olabilir bu “şey”. İş olabilir, arkadaşlar, toplum yani sosyal dünya olabilir, para olabilir, eğlence olabilir, keyif olabilir, televizyon olabilir… vs. Bir sürü “şey” sayabiliriz. Ne sizi tutsağı haline getirmişse, o “şey” de birazda özgürlüğünüzü feda ediyorsunuz demektir. Demek ki bir şeylerin tutsağı olmadan sürdürmek lazım yaşantıyı, bilinçle hareket edip, kendi bireysel özgürlüklerinizi muhafaza ederek sürdürmek.

        Şöyle izah edeyim; artık para bir araç olmaktan çıkıp amaç haline gelmeye başlamışsa mesela, tüm enerjiniz bu yolda tükenecek demektir. Ona keza arkadaş çevreniz sizin ne giyeceğinizden, nasıl harcama yapacağınıza, ne yiyeceğinize kadar sizi sosyal bir baskı altına sokuyorsa, ne bileyim beğenmeyerek, tenkit ederek, eleştirerek; siz de bu sosyal baskıya boyun eğiyorsanız, bunalıma gireceksiniz demektir. Yine tüm çabalarınızın sonucunu eğlence diye tek kelimede toparlayabileceğimiz bir noktada hedeflemişseniz bu olmadığında da bunalıma gireceksiniz demektir. Televizyon dizileri akşam saatlerinizi ayarlamaya başlamışsa, futbol maçları tüm haftanızın tek konusu olmuşsa da gönüllü bir tutsaklık içindesinizdir demektir.

        Örnekleri çoğaltabiliriz. Hatta özgürlük kelimesinden yola çıkarak işi siyasi, sosyal mecralara da vardırabiliriz. Sonra şunu yapabiliriz; bireysel özgürlük derken, ne bize engel? deyip, bunları kategorilendirebiliriz. Dış sebepler deriz mesela, yasaları, fiziksel engelleri, siyasi yaptırımları öne süreriz. Sonra hadi bakalım buyur, bunca kısıtlayıcı engel varken, sen hangi bireysel özgürlükten söz ediyorsun diye az sonra öne süreceğimiz savı çürütebiliriz.

        Fakat dediğim gibi insan durup dururken bir sabah uyandığında, birdenbire “fena halde bireysel özgür” aşamasına gelmiyor. Hele de yaşadığı dünyanın son derece farkındayken, az önce sıralanan gönüllü tutsaklıkların da bilincindeyken.

        “Bireysel özgür” tanımlaması literatürlerde nasıl geçiyor, bilmiş sosyal sözlükler hakkında neler söylüyor bilemem ama benim anladığım şu bundan. İfrat-tefrite dair ne varsa gözden geçirip, hayatını mümkün mertebe sadeleştirip, sürekli onu kontrol altında tutmak. İç mekanizmana tehlike addedilebilecek tutsaklıkları sızdırmamak. Alışkanlık da denilebilir buna. Televizyonu toptan kaldırmak gibi. Basit gelmesin bu size. Kişi hayatında o kadar mühim bir konu ki bu. Vakit alan, sizin nasıl yaşayacağınızı belirleyen bir etken. Yine ona keza ne beni alışkanlığa dönüşerek tutsağı etmişse onları elemek ya da minimize etmek. Çok uç bir örnek ki hanımların tutsak olduğu yegane konulardan biridir aslında; moda, giyim, kuşam. Moda şunu mu giy diyor, ille de şu renk olsun mu diyor, o ceketin altına o etek olmaz mı diyor. Tersine davranıp, ezber bozmak. İlle de o ceketin altına o eteği giyip, ille de modanın uyumsuz diye nitelediği renklerden bir kombin oluşturmak. Sürekli propagandalarla, reklamlarla, şaşalı billboardlarla karşımıza çıkan “şunu yap, bunu yap, böyle giyin, şuradan alışveriş et” gizli yönlendirmelerine kafa tutmak.

         Çünkü çok masum görünen tüm o şeyler bizi aslında bir başka şeye hazırlamak için. Gönüllü tutsaklık. Hal böyle olunca da diğer tutsaklıkların kabulü daha kolay oluyor. Alışıyor bünye tabiri caizse. Koşullu bireyler yetişiyor, fena halde bireysel özgürler değil. Bireysel özgürlüğü yakalayamamış bir bireyin de yarın bir gün daha önemli bir mevkie geldiğinde toplumsal özgürlüklere katkı merciinde karar verme mekanizmasındayken örneğin, güdümlü ve şartlı kararlar alması kolaylaşıyor. Yıllardır kontrolü sağlam, belli çerçeveleri itinayla korunmuş bir kısırdöngüye mahkum dünya. Kim tarafından korunmuş? O giz.  

       Özgürlüğün tanımı genişletilemedi bu yüzden. Hükmünü kaybetmiş tanımlamaların içine sığılmaya çalışılıyor ki o da kimseyi tatmin etmiyor. Kısaca yeni fikirler ortaya konulamıyor. Vermek istediğim sınırlı örneklerden yola çıkarsak, bireysel özgürlükten yoksun, gönüllü tutsaklıklara ram olmuş kişilerin ellerinde şekilleniyor dünya. Ya da öyle görünüyor. Zira belki de onlar sadece sistemin neferleri. Ve belki de işin gerisindekilerin son derece bilinçli.

        Olamaz mı?

        Kim onlar bilmem? Yapmaya çalıştıkları ne? Onu biraz bilirim işte.

        Bu yüzden “fena halde” pekiştirmesine ihtiyaç duydum. Bireysel özgürlüğümü hedef alan ne varsa fark ettiğim anda mücadele bağlamında. Bunun adı televizyon olur, dizi olur, tüketme güdüsü olur, moda olur, reklamlar olur, afişler olur, pankartlar olur. Tüm bunlara, “Dur!” diyebilecek bir bilinci her an ayakta tutmak adına. Çünkü sizi içime aldığımda tutsağınız olmam kaçınılmaz, siz beni değil, ben sizi kontrol altında tutmalıyım, yoksa tonlarca para harcanarak bugünlerin modası haline gelen “içsel özgürlüğü” satın alma çabaları nafile. (Bakın süreç sonuç ilişkisi; önce kaybettir, sonra sat. İçsel özgürlük bile satılıyor bugünlerde!)

        Sattıkları bir şey daha var ya çağdaş, şakacı, alaycı sistemin neferlerinin; Farkındalık. Size tavsiyem sadece az önce saydığım şeylerin farkında olun yeter. Sonra ihtiyacınız kalmayacak, sizden alınan ya da alınmaya çalışılan bireysel özgürlüğünüzü yeniden kazanmaya. 

Bu yazı 4879 defa okunmuştur .

Son Yazılar