Fikir psikopatları ve zombiler
Nur Sumeyra

Nur Sumeyra

Fikir psikopatları ve zombiler

08 Aralık 2013 - 09:19

Bunlar ne yer, ne içer, nerede barınırlar bilmem. Daha da ötesinde neyi savunurlar hiç bilmem ve anlayamam. Şunu bilirim, herhangi bir kriz anında ortaya çıkarlar, tek beslenme kaynakları kin ve nefret olduğu için o kriz anından sonuna kadar faydalanırlar.

        Hayatımın çeşitli evrelerinde kılık değiştirerek, zaman zaman karşıma çıktılar. Mesela bir gün beni bir mağazada istemediler, bir gün okulda. Bir gün sinemayı çok gördüler, bir gün sokağı.

         Bireysel kaldıkları zamanlarda etkisiz kaldıkları için bir şey yapamadılar o ayrı.

         Tek birleşme yerleri kavga anları çünkü.  

          Sayıları o zamanlarda bir anda çoğalıyor ve on, yirmi, yüz, fark etmez aynı kaynaktan çıkan bir takım ürkütücü ve bir o kadar da psikopatça fikirlerle karşısındakini yok edebilmek için fırsat kolluyor. Nedir o kaynak? Yo, öyle şu’cu bu’culuk filan değil. Bu bambaşka bir şey. Bu daha çok onun geçmiş yaşamıyla belki de çocukluğuyla alakalı bir şey. Doyumsuzluk, öfke, nefret, birikmiş hınç. Artık ne derseniz. Zamanında ne onun ruhunu zombileştirip, evrim geçirtmişse, onun hıncını almak için öfke kusuyor. Görmüyor, duymuyor, anlamıyor. Görmek, duymak, anlamak da istemiyor. Böyle bir derdi yok çünkü. Onun derdi, zamanında yara almış hasta ruhunu yara aldıranlardan alamadığı intikam duygusuyla hareket ederek bu şekilde iyileştirmeye çalışmak. Muhatabın bu yüzden kim olduğu önemsiz. O karşısına koymuşsa bir defa, bu yeterli. Muhatap belki en dıştan bakıldığında mevzua, aynı fikirde bile görünebiliyor. Hatta o en dıştan bakanlar şaşkınlıkla izliyor. Onların yanıldıkları nokta da burası oluyor çünkü tekrar edelim bunun bir mülahazayla ilgisi yok, fikir psikopatlığıyla ilgisi var. Temelde hasta olan bu ruhlar, dün seni bir mağazada istemeyenle aynı kulvarda aslında. Birleştikleri yer diğerine tahammülsüzlük, ötekine karşı fevkalade kin, nefret, öfke.

      Öyleyse meseleyi buradan ele almak gerekiyor.   

        O beni mağazada istemeyenin türdeşleri nasıl bir gün birleşip, “kahrolsun …….” diye bağırarak sokağa fırlamışsa, bunlar da aynı şekilde kafadan beni “münafık, dinden çıkmış” ilan edip sokağa fırlayabilir. O potansiyel mevcut yani. Aynı tehlikeli duruş, aynı tehlikeli tahammülsüzlük.

       İnanmıyor musunuz? Açayım.

       Nasıl beni bir tahammülsüz, bir kriz beslenmecisi, kıyafetimden dolayı beni kafadan öteki ilan etmiş olan, bir mağazaya sokmak istemediyse, bunlardan bir kısmı da beni radyoda istememişti mesela.

        Suçum Peygamber Efendimizi (s.a.s) anlatmak. Anlatırken bir yerde duygulanıp, ağlamam. Vay efendim ben nasıl ağlarmışım! Bu güruh, sen kalk, birleş birkaç kişi radyoyu bas. Programın bitmesini bile beklemeden, reklam arasında bana ver veriştir. Vay efendim şirke giriyormuşum, nasıl Peygamberi (s.a.s) bu kadar olağanüstü bir şekilde anlatırmışım, o da nihayetinde bir insanmış, hanımefendinin altında değilse bile üstünde de değilmiş, olsa olsa onunla aynı seviyedeymiş, çünkü o da bir insanmış vs. Derhal irşad olmalıymış, bu gafletimden vazgeçmeliymişim, tevbe edip, Allah’tan af dilemeliymişim filan.

       Yaşadığım şoku düşünebiliyor musunuz?

         O zamanda aynı şeyi düşünmüştüm. Bu bir uyanıkken görülen kabuslardan olmalı herhalde. Zombiler radyoyu bastı, fikirlerini psikopatça dile getirdi ve gittiler.

        Peki ya gitmeselerdi? Bu zombiliğin bir adım ötesi ne olurdu? Bu psikopatlığın, bu tahammülsüzlüğün, bu nefretin, bu kinin?

        Öyle ya, zombi olmasa, Peygamberimizi (s.a.s) anlatan bir insanı dinden çıkmış ilan etmeye kalkmaz.

        Demek temelde bunların karın ağrısı başka.

        Yoksa imkanı yok sağlıklı düşünen, sağlıklı bir birey bu şekilde davranmaz.

        En başta karşısındakinin düşüncesine saygı duyar.

        Öyleyse görüldüğü üzere seni kıyafetinden dolayı kafadan öteki ilan edip mağazada istemeyenle, radyoda istemeyenin alt yapısı aynı.

         Demek bu noktalarda görünenden ziyade bambaşka noktaların üzerine eğilinmeli, onların üzerinde durulmalı daha çok.

        Bu, normal zamanlarda sayıları önemsenmeyen fakat böyle anlarda ortaya çıkan bu hastalıklı ruhlar nasıl tedavi edilir onun çaresine bakılmalı.

        Çünkü bunların toplumsal bağlamda maçlardaki vandallardan, barbarlardan, holiganlardan da farkı yok. Nasıl onlardan bazıları “bir maç yahu altı üstü bir maç” demeyip, koltuklarının altına gizledikleri döner bıçaklarıyla, çakılarla stada girmeye çalışıyorsa, karşı takımın taraftarını yok etmek için önceden gardını alıyorsa, bunlar da hazır kuvvet bir yerlerde bekliyor.  Nasıl trafikte hiç de azımsanmayacak sayıda magandalar hemen direksiyon yakınlarında bir yerlere lobut, sopa vs saklıyorsa bunların da zulalarında benzer şeyler mevcut.

        Buna en yakın örnek Gezi olaylarıydı sanıyorum. Bu güruh oraya da üşüştü biliyorsunuz. Haklı, son derece normal ve demokratik bir talebi demokrasinin dışına taşımak için ellerinden geleni yaptılar ve başarılı da oldular.

        Mağazada istemeyen, radyoyu basan, maçtaki holigan, trafikteki maganda, Gezi’yi kendi hıncına alet eden bana göre aynı psikolojiye sahip bu yüzden. Yok birbirlerinden farkları.

        Bir platform arayışında o. Bastırılmış duygularını, içinde birikmiş öfkeyi, kini, nefreti, hıncı boşaltmak için bir zaman, bir yer kolluyor ve bulduğu anda da fırsatı kaçırmıyor.

       Mesela son zamanlarda yine ortalıklarda. Şu anda da demokrasi çerçevesinde aranan bir hakkı bambaşka bir yere taşıma telaşına girmiş görünüyor. Nedir onun adı? Kavga.

       Meselenin ana fikirden uzaklaşması için elinden geleni yapıyor, meselenin muhataplarını mahalle ağzından ileri gitmeyen bir üslupla kendi kulvarına çekmeye çalıyor. Neyse ki çok fazla başarılı olamıyor.

     Fikirden çok, fikir psikopatlığında ısrar ettiği için muhatap alınmıyor. İyi ki de alınmıyor.

      Çünkü bunların bir yönüyle de mahalle çirkeflerinden bir farkı yok. Bilirsiniz, mahallede delikanlılar arasında çıkan kavganın bile bir adabı, kendi içinde bir raconu vardır. Ta ki meseleye çirkefler dahil olana kadar. Hani şu hem sayıp sövüp hem de “koşun bana şunu dedi, bunu dedi, yetişin komşular” diye bağırarak kendini mazlum göstermeye ve üste çıkmaya çalışan çirkefler. Hem ortalığı kızıştırıp, mahalleyi birbirine düşürüp, hem de kenara çekilip, en masumu oynayanlar. Hani “çirkefe taş atma, üzerine sıçrar”, atasözüne konu olanlar.

       Çirkefin fikri olur mu? Yok. Ne konuşacaksın o zaman onunla? Çirkefle bir uzlaşmaya varabilir misin? Yok. Ne vakit kaybedeceksin, o zaman onunla? Çirkefin ancak bastırılmış öfkesi, kini, nefreti olur. Mahallenin kavgalarını da bu yüzden kaçırmaz ki, içini boşaltsın.

        Hal böyle olunca her ne kadar usta manevralarla son derece haklı talepleri bambaşka yerlere çekip, meseleye eksen kaydırması yaşatmaya azmetmişlerse de başarılı olmalarına müsaade edilmemesi gerekiyor.

        Onlar farklı gibi görünen aynı tür çünkü. Dün mağazada karşımıza çıkanlarla, radyoyu basanlar aynı psikolojiye sahip. Onların ne fikirle dertleri var, ne demokrasiyle, ne hakla, ne hukukla.

        Meseleyi nasıl olur da burada noktalarsın diye hayret edenler olacaktır belki ama tüm bunların hakkından gelebilecek tek bir şey var. Dünkü mağaza holiganının da radyo basanın da… Bugünkü üslup fakiri çirkeflerin de… Zaten şu son meselede temelde verilen mücadelede bu. Bunlara müsaade edilmemesi için demokrasinin tam teşekküllü işletilmesi ve sivil anayasanın bir an önce şekil bulması. Fikir psikopatlarının anlamak istemedikleri de bu. Mücadele temel hak ve özgürlükler odağında aslında. Bunun mücadelesi veriliyor günlerdir. Her ne kadar bambaşka yerlere çekilmeye çalışılsa, geçmiş bile yeniden ısıtılıp, saçma çıkarımlarla bir yerlere bağlanmaya çalışılsa da. Asıl verilen mücadele bu. Belki de bu yüzden bu kadar üste geliniyor,  o da ayrı mesele.

       Kısaca şahsım adına ben, dün beni mağazada istemeyenden, radyoda basandan, bugün dinden çıkmış ilan edenden emin olmak istiyorum. Kendimi onlara karşı güven içinde hissetmek ve devletimin bu güvenceyi bana sağlamasını istiyorum.

       Sadece bu güvene benim değil, herkesin, hemen her kesimin sahip olmasını istiyorum. Kimsenin kimsenin inisiyatifine bırakılmamasını, sağlam bir yapı içinde bireysel hak ve özgürlüklerine sahip bir şekilde yaşamasını istiyorum. Dün birilerinin keyfine göre olan kanun, bugün başkalarının keyfine bırakılsın, yarın şekil değiştirsin istemiyorum. Keyfe göre uygulamalar olmasın, her şey demokrasi içinde değerlendirilsin istiyorum. Herkesin memnun olacağı, sağlam bir sivil anayasa istiyorum.   

        Fikir psikopatlarının, zombiler misali fırlayacağı ortam ve zeminler değil, sağlıklı bir toplumda, fikirlerin istişare edildiği bir temeli istiyorum.

        Benim son zamanlardaki mücadeleden anladığım bu ve bu yüzden sonuna kadar destekliyorum. Fikir psikopatları her ne kadar bu mücadeleyi bambaşka yerlere çekmeye çalışsa da. 

Bu yazı 6215 defa okunmuştur .

Son Yazılar