Gandi Kemal
Nur Sumeyra

Nur Sumeyra

Gandi Kemal

19 Mayıs 2013 - 08:03

 

Yanılmıyorsam ona bu benzetmeyi ilk yapan Ahmet Hakan’dı. Ya da bu imajın oturmasını sağlayan diyelim.  

   “Yürü” demişti Gandi Kemal’e Ahmet Hakan, “kim tutar seni?”

    Yürüdü hakikaten de Gandi Kemal. Nasıl bir gaz vermekti ise artık bu, hâlâ yürüyor. Tutabilene aşkolsun.   

    Deniz Baykal’ın, dolayısıyla CHP’nin başındaki kaset skandalı sıkı ivmesiydi. Oradan hareket etti.

    Bir gecede kahraman(!) olanlardan yani.

    Kimdir, necidir bilemeden Önder Sav’ın (kendi üstü kapalı ifadesiyle ve yerini bırakmak suretiyle yaptığı fedakarlıklarla) geliverdi CHP’nin başına.

     Sanırım Ahmet Hakan’ın heyecanı da bu sebeptendi. Ne tanısın Gandi Kemal’i? Dedi, “ciddi muhalefet boşluğu var, kapatsa kapatsa bunu Gandi Kemal kapatır.”

    Keşke böyle olsaydı. Keşke demokrasinin bel kemiği muhalif kanat anlam bulsaydı ve Kemal Bey, azıcıkta olsa Gandhi’ye benzeseydi.

    Gandhi’ye bakalım kısaca. Şu Safyagraha felsefesinin öncüsü olan adama. Nedir bu Safyagraha? Gerçek ve kötülüğe aktif ama şiddet unsuru içermeyen direniş.

     Gandhi bu felsefe için hayatını adayıp, başarılı olmuş, Hindistan’ın bağımsızlığına kavuşmasında büyük rol sahibi bir insan.

     Gelelim Kemal Kılıçdaroğlu’na. Ahmet Hakan ne maksatla yaptı bu benzetmeyi tam çözememiştik sanıyorum o günlerde de. Tanımadan, etmeden. Sonra tip benzerliğinden dolayı olabileceğini söyleyenler oldu.

    Hakikaten de doğruydu. Guru Gandhi, guru Kemal.

    Ha, guru demişken şuraya da bir geçiş yapabiliriz pekala da. Hindistan’da doğan bir inanış yine. Sihizm. İşte bunların öğreticilerine “guru” deniyor. Sihizm tektanrıcı bir din olarak doğuyor. Sonra Cem Yılmaz’ın “guru gürültü” esprilerine malzeme olacak kadar basite indirgenebiliyor.

     Buna müsaade edende yine çağımız guruları. Hani yine Cem Yılmaz’ın “gittim gördüm, özde şunu diyorlar; ‘Sevgi? İçimizde.’ Hadi be!” dediği.

     Yani bunu duymak için sen kalk, Hindistan’a git. Latife tabi. Latife olduğunu devamında anlıyoruz. Gurunun “sevgi içimizde” öğretisinden sonra Cem Yılmaz’ın sorduğu şu soruyla yani. Fiyat o kadar fahiş ki bu öğretinin sonunda. Soruyor Cem Yılmaz; “KDV’si?” Cevap veriyor Guru; “o da içimizde, içinde!”

     Kısaca iş paraya dökülmüş, “kutsal” diye tabir edilen bu mevzuda da.

     Neyse.

     Oradan oraya geçmiş gibi göründük ama meseleyi toparlayalım; son günlerde şaşkınlık içinde izlediğimiz Gandi Kemal’de. Hoş! Ne zaman izlemiyoruz ki?

     Vatanı şikayet, Tayyip Erdoğan’la ilgili yaptığı benzetmeler filan. Sonra kapılardan çevrilmesi, “bir sakin ol hele” denilmesi (guruların öğretilerinden fersah fersah uzak yani) vs.

     Neyin dışa vurumudur bu diye düşünüyorum ben. Tartışılanların aksine bambaşka açılardan. Hani, yeter bunca muhalefet koltuğu, biraz da iktidar koltuğuna oturalım mücadelesi filan mı? İyi de bunun yolu bu değil ki. Defalarca anlatıldı bunun yolları. Muhalif olmak cıngar çıkarmak ya da çözümün önünü tıkamak değildir, bilakis itidalle hareket ederek, iktidarın varsa yanlışları bunları en doğru biçimde halka izah ederek kalıcı çözümler sunmaktır.

    Fakat yok. Hep sükutun geldiği yer, şikayet ederken değil, “çözümün ne?” diye sorulduğunda.

    Ve yine fakat, ısrarla iktidar olma azmi, “bana ne, hiçbir çözüm üretemesem de o koltuğa oturmak istiyorum” mızıkçılığı. Tekrar edelim böyle olmaz ki! Vallahi olmaz.

    Ha ille de olur deniliyorsa, yine Cem Yılmaz söylesin cevabı. Hint fakirlerini kandırıyormuş ya hani bu az önce sözünü ettiğimiz gurular. Kendilerini kötü hissetmesinler diye. Onun gibi.

     “Bir daha ki yaşantında kralsın be oğlum!” Şimdilik geç sen dalganı. 

Bu yazı 7295 defa okunmuştur .

Son Yazılar