‘Gönül’den üzülmek
Nur Sumeyra

Nur Sumeyra

‘Gönül’den üzülmek

17 Kasım 2013 - 10:00

İlkin başlıktaki deyimin yanlışlığından dem vuralım. Bunun pek önemi olmasa da. “Gönülden kırılmaktır” onun aslı. Gönülden üzülmek diye bir şey pek kullanılan bir ifade değildir.

         Fakat ben böyle kullanmak istedim.

         Gönül, öyle engin, öyle kıymetli, öyle naif ve nadide bir yer ki. Tek kaynağı sevgi. Sevgiyle beraber ilerliyor onun varlığı. Sevgiyle besleniyor, sevgiyle çoğalıyor, sevgiyle ayakta kalıyor, sevgiyle varlığını idame ettiriyor.

        Yani bir insanı bir şeylere ‘gönül’den bağlamanız için maddi hiçbir şeye gerek yok. Sevgi tek başına yeterli. Ve sevgi de zaten bunun için çok kıymetli. Şu da var elbette, bu kıymetli yere ulaşmak için o sevginin tam manasıyla teşekkül etmesi gerekiyor. Manevi değerlerle, o gönle gönülle, gönülden karşılık vererek. Bunun için maddiyatın hiçbir önemi yok. Maddiyatla kazanılmış bir sevgi, girilmiş bir gönle şahit olmadım ben bugüne kadar. Ya da  o sevginin çok fazla uzun sürdüğüne.

         Sevginin her dilde fakat pek az gönülde yer bulduğu günümüzde ‘gönül’le gelen, onunla sağlanan irtibatlar bu yüzden o kadar mühim ki. Maddiyatın genel geçer akçe olduğu bir çağda ‘gönül’le kurulmuş köprüler, inşa edilmiş kaleler bu yüzden o kadar değerli ki. Başka her şeyi bir şekilde yıkabilirsiniz belki ama ‘gönül’le sağlanmış bir irtibatı, bir bağı kolay kolay yıkamazsınız.

         Bu sebeple, içine maddiyat, menfaat, rant ya da mevki makam beklentisinin girdiği her türlü oluşum bir şekilde bozulmaya müsaitken, ‘gönül’le bir araya gelenleri kolay kolay bozamazsınız.

       O arada oluşmuş olan sevgiden köprüleri atamaz, sevgiyle inşa edilmiş kaleleri yıkamazsınız.

       Ne kadar çabalarsanız çabalayın.

       İşte bunun için manevi değerlerin bir arada tuttuğu insanları bir yerde kırarsanız, bu yüzden iflah olmazsınız. Çok basit bir mantıkla ‘gönül’le hayata ve diğer insanlara tutunanı kırmaktır yaptığınız.

      Gönül yıkan, gönül kıran da sanırım pek kolay iflah olmaz.

       Çünkü o ‘gönül’lerin sahipleri, yine başka ‘gönül’ler için çabalamışlardır. Beklentileri sadece budur hayattan. Gönül kazanmak. Kazanmışlardır da. Demek ki eğer siz bir gönlü yıkmak için harekete geçip, o gönlü yıktığınızda, sizin yıktığınız gönüller bu sebeple bir olmayacak, binlerce olacaktır.

          Öyleyse bunun vebali de bir o kadar ağır olacaktır.

         Hele de onların gönüllerini kırar, onların gönülden üzülmesine sebep olursanız.

      Evet ya, gönülden üzülmek. Gönülden, ta derinden, en içten kırılanın üzüntüsüdür bu beyler bayanlar.

       Ancak gönül insanlarının yaşayacağı, gönlüyle var olanların hissedeceği bir üzüntü. Sevgi kutsiyetine tam manasıyla erişenlerin, sözde değil özde sevenlerin, sevgi-iman meselesinin künhüne vakıf olanların hissedeceği bir üzüntü. Yani gönlüyle var olanların.

         O gönül ki sevgi ateşiyle yanar tutuşur da, dokunan yanar. Kıranın, üzenin ne olacağını ise ancak Allah bilir. Ya o gönül bir değil de binlerceyse, ‘gönül’le bir araya gelmişlerin zinciriyse? O zinciri kıranın hali nice olur, ben düşünemiyorum.

         Manevi bir oluşuma tahakküm, onar mı, abad olur mu, varlığını devam ettirebilir mi? Ben sanmıyorum.

         Kısaca diyorum ki maddenin kuşattığı bir hayatta, maddi düşünen kafaların çoğaldığı bir çağda, gönlüyle hareket edenleri kırmak üzmek, ne kadar akla ziyansa ve vicdan dışıysa, bunu yapanın akıbeti de pek hayra çıkmasa gerek.

          Ona göre saatinizi ayarlayın diyorum.

          Ve bunu derken tamamen manevi anlamda gelebilecek karşılıklardan bahsediyorum. Gayretullaha dokunmuş olma ihtimalinden söz ediyorum.

          Zararın neresinden dönülürse kardır deyip, atmayın gönül insanlarıyla aranızdaki gönül köprülerini, kopartmayın gönül bağlarını diyorum.

         Çünkü ben de aklımın almadığı, gönlümün perişan olduğu şu son meselelere bakıp, gönülden üzülüyorum. 

Bu yazı 3628 defa okunmuştur .

Son Yazılar