Hemen, herkesi memnun etmek
Nur Sumeyra

Nur Sumeyra

Hemen, herkesi memnun etmek

06 Ekim 2013 - 07:49

Açıklanan Demokrasi Paketiyle birlikte, farklı kesimlerden farklı sesler yükseldi. Adı üstünde paketin adı demokrasiydi ve elbette bu farklı sesler olacaktı. Olacaktı ki eksiklikler giderilsin, farklı seslerin sahipleri ne diyor öğrenilsin, çoğunluğun fikri hangi yönde ona göre paketin gidişatıyla ilgili yorumlar, değerlendirmeler yapılabilsin.

        Paketin ardından işsizliğe, yoksulluğa dair çıkarımlarda bile bulunuldu. Mesela beklentiyle alakalı olarak niye şu yok denildi. İşsizliğe çare beklentisi, yoksulların ev bark sahibi olma imkanları. Öyle anlaşılıyor ki bunlar da beklenti dahilindeydi.

          Bunlar için beklenti içine girilmesi, bunun da bir iktidar partisine yönelik olarak dile getirilmesi doğruydu ancak zamanlama ve paket yanlıştı. Bu paket siyasi ve sosyal bir paketti. Yani toplumun siyasi yapısına düzenlemeler getiren, sosyal hayatındaki özgürlüklerini bir nebze olsun garanti altına alacak olan bir paketti. Umulur ki bir de ekonomi paketi açılır ve asgari ücretle bir ailenin nasıl geçim yaptığı, fahiş kiralarla bir dairede oturan bir memurun nasıl mucizevi olarak artan parayla ailesinin geçimini de sağladığı kamuoyunda tartışmaya açılır.

         Fakat dediğimiz gibi o ayrı bir başlık altında değerlendirilecek bir konu.

         Ayrıca hangisi daha elzemdir, bu da toplum mühendislerinin üzerinde tartışması gereken bir konu.

         Bırakın pakete yönelik eleştirileri, şahsım adına yapılan eleştirilerden ben şunu anlıyorum. Milletimizde, onlarca yılın ekonomik ve sosyal alandaki memnuniyetsizliği öyle birikmiş ki, teveccühü ve hoşgörüyü de elden bırakmamakla birlikte belli bir endişe ve son derece temkinle yaklaşıyor pakete.

         Bu kadarla kalır mı? Bunlar bizim ağzımıza bir parmak bal çalıp köşeye mi çekilecekler? Bu bir seçim yatırımı mı? Toplumda ayyuka çıkmış birkaç maddeyi düzenleyip, sonra hadi bize eyvallah derler mi? Tamam, eşitlik, özgürlük amenna da, eve ekmek götürme derdinde olanlarla ilgili ne gibi düzenlemeler yapacaklar? Gibi sorular gerek zihinlerde gerekse sesli olarak dile getiriliyor.

          Şunu da diyenler var; bunlar bir lütuf değil, olması gerekenler.

         Bu da son derece doğru bir tespit. Yalnız bunu derken gerçekçi ve akılcı düşünülemiyor. Zira bu olması gerekenler yoktu bir zamanlar ve hatta olması gerekenin olması bir yana bunlar baskı ve zulüm nedeniydi.

        Bu süreci ve zor merhaleleri de göz önünde bulundurmak bu yüzden daha sağlıklı değerlendirmeler yapmamızı sağlar.

         İş bu sebeple biz, bu paketin demokratikleşme yolunda bir başlangıç olduğunu umut edip, hemen herkesi memnun edecek müşterek doğrularla ve kazanımlarla devam etmesini diliyoruz.

      Şunu da anlayamamakla birlikte… Neden tüm bunlar bir seferde, özlemini duyduğumuz ve bir düş gibi beklediğimiz Sivil Anayasa’da ele alınıp, düzenlenmedi. Öylesi daha kalıcı olmaz mıydı?

        Geçenlerde TBMM Başkanı Cemil Çiçek bir açıklama yaptı. Gözlerden kaçtı mı, yoksa değerlendirmeye layık mı bulunmadı bilemiyorum ama çok önemli bir açıklamaydı yaptığı. Sivil Anayasa çalışmalarını değerlendirirken, “güneşin önemli bir kısmı battı gibi geliyor bana”, dedi.

        Bu romantik açıklamayı kimse, “Allah Allah neden? Anayasa çalışmalarının takipçisi, moderatörü ve kaptanı sizsiniz, hayrola” diye sorgulamadı.

       Akabinde ve detayında Demokrasi Paketinin açıklanmasıyla heyecanlananlar da, bu açıklamayı ve Anayasa çalışmalarını unuttu gitti.

         Açık söyleyeyim, Hükümetin paketle birlikte sunduğu maddeler her ne kadar –mesela bir başörtüsü konusu- beni de yakından ilgilendiriyor olsa da, benim için her şeyden önemlisi Sivil Anayasa. “Ay ne kadar da güzel, ekonomi cıvıl cıvıl, uzaya bile göz diktik lay lay da lay lom” diye kıvanç duysam bile zaman zaman, başından sonuna bu Hükümete yönelik tek beklentim vardı: Sivil Anayasa.

         Çünkü o cıvıltılar, lay lay lom siyasetler cila misali silinir gidebilir ama bir ülkenin ve milletin istikbalini belirleyen en önemli konu kanundur. Tarihte hükümdarların yaptığı ilk iş de budur. Kanun koymak. Bu meşruiyet kazanmanın ilk ve ön koşuluydu. Osman Gazi’den, Fatih Sultan Mehmet’e kadar.

        Kanun koymakla devletin bekası tehlikeye girmez, bilakis o devletin ve milletin bekası dönemin şartlarına uygun bir şekilde yeniden gözden geçirilip, revize edilerek, güvence altına alınırdı. (Bu yüzden, hala onlarca yıl öncesinde kalanlar, eyvah, temel değerlerimiz yıkılıyor diye hoplayıp zıplayanlar, Osmanlıyı bir gözden geçirsin, Osmanlı bu şekilde hareket ederek daha mı çok güçlenmiş, yıkılmış mı? Ve Osmanlı ne zaman çöküş dönemine girmiş? Halkına ve ülke şartlarına göre kanun koyamadığı zaman mı, yoksa batıdan aldığı kör topal, ağır aksak uygulamalarla devleti kurtarma çabası içine girdiğinde mi?)

         Eğer bu şekilde bir yol takip edilseydi, MHP’nin bile onay verdiği, yapalım dediği yeni Sivil Anayasa uzun istişareler sonucu güzel bir şekle bürünür, kalıcı bir metin olarak tarihsel süreçte yerini alırdı.

           Demokrasi Paketine bir lütuf gibi bakmayıp, fakat yine de olumlu bulan birisi olarak benim eleştirim bu yönde olurdu.

          Sanıyorum hemen, herkesi memnun etmenin yolu da bundan geçerdi. Eğer bu paket ona doğru alınan bir yolun işaretiyse bunu da destekleriz fakat “niye?” diye de sormaktan kendimizi alamıyoruz. 

Bu yazı 4237 defa okunmuştur .

Son Yazılar