Kimler revaçta? Ya da farklılık mülahazası…
Nur Sumeyra

Nur Sumeyra

Kimler revaçta? Ya da farklılık mülahazası…

21 Temmuz 2013 - 02:50

Temelde asıl problemi ortaya çıkarmadığımız sürece, biz kavramlar etrafında dönüp duracağız ve birileri bu kavramları sömürerek kendilerine çıkar alanları oluştururken, birileri de sömürülmeye ve kullanılmaya devam edecek.

        Bireye inecek menfaat ve biz bu menfaati müşterek menfaat haline getirip toplu faydaya dönüştüremeyeceğiz.

       Bu menfaatin tadını alan kişiler daha çok zorlayacak sınırları, onların bir “çıkış” yolu bulduğunu gören diğerleri de kötü bir yol edinecekler kendilerine. Kötü bir örnek olduğunu önemsemeyecekler, “çıkış” ilgilendirecek onları. Bu yüzden o yolun mubah olduğuna inandıracaklar kendilerini. Çünkü örnekleri şan, şöhret ve parayla gani, refah içinde bir hayat sürerken, bu yolun doğruluğuna inandıracaklar onları. Sürekli karıştırdıkları kafalar da cabası. Yine kavramlar üzerinden giderek ve sömürerek toplu hakları, özgürlükleri.

        Ne hikmetse düşünmeyecek örnek alanlar, bu toplu hak ve özgürlük söylemlerinin bir tek onlara fayda sağladığını. Köşelerinden “farklılık” mülahazasıyla hareket ederken, bir yandan zevk ve sefa içinde yaşadıklarını…

       Çünkü revaçta olanlar hep onlar.

       Kimler?

       Vatanına ve milletine ve dahi değerlerine üstü kapalı ihanet edenler. Yine “farklılık” mülahazasıyla…

       Şunu ezberlemişler çünkü; farklı olmak aykırı olmak demektir. Geri kalan her şeyi sürü mantığıyla değerlendirir olmuşlar. Vatan sevgisi bu anlamda sıkıcı gelmiş onlara, milletin değerleri “tın” yerine göre icabında. Varsa yoksa “yenilik” “değişim”.

        Bunlar afili kelimeler. “Farklılık”, “aykırı olmak”, “sürüden ayrılmak”, “yenilik”, “yenilikçilik”.

        Sadece küçük bir ayrıntı var. Tüm bunlar varlığı özümseyememiş, temeli kavrayamamış, ne olduğunun idrakinde olmayan insanlar için biraz eğreti duruyor ve sonrasında fevkalade karışıyor kavramlar. Ortaya da saçma sapan durumlar çıkıyor.

        Şunu bir parantezle belirtip bunlara değil, bunları çıkarları için alet edenlere karşı olduğumuzu ifade edelim. Müslüman, İslam’ı özümsemiş, varlığı idrak etmiş her mü’min zaten farklıdır, sürüden ayrıdır ve her daim yenidir, yenilikçidir, dipdiridir. Aykırılık babında da aklında Peygamberinin (s.a.s) şu öğüdünü mıh gibi tutar, Peygamberinin buna işaret etmesindeki püf noktasını iyi kavrar. “Kafirler (Mekkeli müşrikler) saçını uzatıyorsa siz kesin, saçlarını kesiyorlarsa siz uzatın.” Yani ayrılın onlardan, benzemeyin. Farkınız olsun, imanınızı dış görünüşünüzle de bayraklaştırın. Benim anladığım farklılık, yenilik, sürüden ayrılmak bu. Anlayana çok derin manalar ihtiva eden.

        Sorunumuz yok kısaca farklılıkla, sürüden ayrılmakla ya da yenilikle. Kur’an-ı Kerim gibi her an yeniden nazil oluyormuşçasına bize hitap eden ilahi bir metne sahipken bir de.

       Farklılık, yenilik, dirilik yaşantımıza kendiliğinden yansıyacaktır zaten İslam’la.

      Sorun bu gayrete girmekte başlıyor. Bir çeşit İslam’a rağmen’i de içine alarak. Fitnelik nazarıyla bakmak bu farklılık mülahazasına çok mu insafsız olur bilemiyorum ama amellerin niyetlere göre olduğu da aşikar. Çünkü farklılık düşüncesiyle gayrete girenler, değer üretmek bir yana aykırı fikirler üretip var olan değerleri de eritme gayreti içine giriyorlar.

       Demek ki İslam’ın özünden kaynaklanan farklılığın ve yeniliğin insan hayatına yansımasında niyetsel bağlamda bir sorun yok. Sorun bu niyeti şahsi menfaatine alet edip, farklılık adı altında revaçta olabilmek ümidiyle bir takım girişimlerde bulunmakta.

       Hep şunu dedim yıllarca, kimler revaçta? Az önce sözünü ettiklerim. Demek bunun yolu bunlardan geçiyor. Yani düzgün bir aileden gelip, vatan, millet sevgisiyle, dini değerlerin etrafında ödünsüz yaşamaya çalışmışsan ve taviz vermemişsen değerlerinden, sana bu kurtlar sofrasında pay yok kardeşim. Revaçta mı olmak istiyorsun, söveceksin boyuna. Üstü kapalı veya açık vatanına, milletine, değerlerine… Sonra dava açılacak hakkında, AB, ABD, İnsan Hakları(!) savunucuları koşturacak yanına, parladın gitti. Yoksa başka kapıya…

       Ha, öyle mi? Kalsın öyleyse.

        Ne aşağılayıcı bir pay, ne kötü bir akıbet! Ve ne kötü bir örnektir bu: Bu farklılık mülahazasıyla hareket edenler.

       Bakın ne diyor Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi bu hassas konuya dair:  

      “Farklılık ortaya koyma gayreti hep şeytandandır. Kendini farklı düşünme, kıdem farklılığına girme, gelecek adına pay sahibi olma arzusu… bunların hepsi şeytanî tuzaklardır. "Hele bana bir fırsat verilse, bak ben nasıl konuşurum. Kalemimi nasıl konuştururum…" gibi mülahazalar, insanı Odetta'nın akıbetine sürükler. Ruhunun taşlaşacağı bir son onu bekler.

         En büyük belalardan birisi, insanın kendini farklı görmesidir. İnsanlığın başına büyük felaketler bundan dolayı gelmedi mi? Kendini üstün soy, ari ırk sayanlar dünya savaşlarına sebebiyet verdiler.

       "Kul peygamber ol"; Allah'ın, Nebi'sine telkini budur. Biz, bütün insanlığı cennete götürecek bir yol bulsak, yine de farklı insanlar değil; kabul buyururlarsa "İnsanlar içinden bir insan" olduğumuz mülahazasını sürekli muhafaza etmeliyiz. Biraz mürekkep yalayanlar farklılık sendromundan kurtulamıyorlar. Sanki mürekkepte bir virüs var, ondan hastalık kapıyorlar.”

          Revaçta olmak için neredeyse vicdanları satılığa çıkaracaklara ne güzel bir cevaptır bu!

         Not: Peygamberimize (s.a.s) hakaret eden Ekşi Sözlük’ü kınıyorum. Onlara bu çığırı açan ve değerleri ve kafaları manipüle ederek az önce ifade etmeye çalıştığım şekilde farklılık adı altında fitneye sebebiyet verenleri de Allah’a havale ediyorum. Sebep olan yapmış gibidir buyuruyor Peygamberimiz (s.a.s). Bunu çok geniş manada değerlendirmek lazım. Başta fitneye sebep verenler. 

Bu yazı 4418 defa okunmuştur .

Son Yazılar