Kindar nesil
Nur Sumeyra

Nur Sumeyra

Kindar nesil

19 Ocak 2014 - 07:55

Sayın Emine Erdoğan’ın İstanbul Hanımefendileri Toplantısı’nda yapmış olduğu konuşmasının metnini okuyunca; “işte bu” dedim.

       Sayın Emine Erdoğan bu konuşmayı, eşi Başbakan Erdoğan’ın “Evlatlarımdan biri yolsuzluğa karışsın, bir saniye yanımda tutmam, evlatlıktan reddederim” dediği günün bir gün öncesinde, yolsuzluk iddialarının yaklaşık bir ay sonrasında, görevden alınan yüzlerce polise yenilerinin eklenmesinin biraz sonrasında yaptı.

       Yo, geç kalmış bir konuşma, bu geçen süre içerisinde yolsuzluk iddiaları münasebetiyle, karşı taraf ilan edilenlere neler söylendi neler, zaten bu söylenmelerde milletin bazı fertlerinin “karşı taraf” ilan edilmesiyle başladı, bu ötekileştirme kelamları tabanda bir nefrete sebep oldu, denmedik kalmadı, keşke daha önce yapılsaydı bu konuşma diyecek değilim.

       Demek icap eder belki ama demeyeceğim.

       Zira bu da bir şeydir, bir ay sonra söylenmiş olsa da bu sözler kıymetlidir diyeceğim.   

      Mesela diyor ki Sayın Emine Erdoğan; "Milletin mutluluğu için çalışmayan devlet mekanizması zulüm kaynağı haline dönüşür. Ekonomi, insanı merkezine aldığı ölçüde refah getirir. Toplumun tamamının adına refahı değil de, sadece belirli güç merkezlerinin çıkarları için işleyen ekonomi, sömürü aracıdan başka bir şey değildir."

       Benim diyen ekonomist yapamaz bu tahlili. Ne kadar güzel, kısa ve özet bir anlatım. İnşallah salonda bulunan İstanbul Hanımefendileri lüks ve israf noktasında hissedar olmuşlardır. Ki böylelikle, hani önemli mevkilerde yakınları bulunmakta ise uyarıcı nitelikte onlara karşı beyanları olabilir.

        Bu önemli konuşmaya, “tarihin ayrımcıları hatırlamayacağını” kaydederek şöyle devam ediyor Emine Erdoğan; "Medeniyet hafızamız, insanlar arasına ayrımcılık tohumu ekenleri hiç hatırlamaz. Tarihimize baktığımızda, Mevlana’yı, Yunus Emre’yi, Fatih’i, Mimar Sinan’ı, Mehmet Akif’i, onlar gibi nice gönül mimarlarını hatırlarız. Yıkanları değil, hep yapanları, gönüller kıranları değil, hep gönüller inşa edenleri hatırlar, hayırla yad ederiz."

         “Gönülleri yıkanları değil, gönüller inşa edenleri hatırlar, hayırla yad ederiz.”

         Ne tahlil edilesi bir cümle!

        “Her bir kalp Kabe kadar azizdir” diyen Emine Erdoğan, o vurucu cümleleri ise şöyle kuruyor; “Gerçekten de, herkesin biraz durup, biraz düşünüp, kendini, ruhunu, gönlünü dinlemesi gereken günlerden geçiyoruz. Kendini dinleyenlerin, karşısındakiyle de gönül diliyle konuşması gereken zamanları idrak ediyoruz. Gönül diliyle, kalp diliyle iletişim kuramayan insanlar, maalesef çatışma içine giriyorlar. Oysa kalpten, gönülden gelen bir söz, kimi zaman savaşları dahi durduracak kadar etkili olabilir. Yunus Emre de aslında yüzyıllar öncesinden bunu söylüyor ve diyor ki: “Söz ola, kese savaşı. söz ola, kestire başı. Söz ola, zehirli aşı, Yağ ile bal ede bir söz…” 

     İşte, keşke bu konuşma bir ay sonra yapılmasaydı dediğim yer burasıdır. Onca kalp kırılmadan, insanlar bir iktidarın diliyle ve üslubuyla şoka girmeden, bizzat Başbakan danışmanları tarafından kışkırtıcı bir dille insanlar galeyana gelmezden evvel yapılsaydı keşke dediğim yer.

      Zira tüm bu süreci üslup, dil ve kalp kırma yolunda tahlil ettiğinizde bakıyorsunuz en ağır tahrikler, en ağır ithamlar, en ağır iftiralar, en ağır yaftalamalar bizzat iktidar cenahından gelmiş.

       Buna karşılık, “karşı taraf” ilan edilenlere bakıyorsunuz, doküman olarak tarihi bir vesika niteliğinde de kabul edebileceğimiz neşredilmiş yazılarını ortaya koyuyorsunuz, hakaret sayılabilecek tek bir kelama rastlamadığınız gibi, hep üslup noktasında uyarılarda bulunulmuş. Hatta şu denmiş bizzat Başbakana özetle; lütfen bu üslubu bırakın.

       Bu kardeşçe, mü’mince bir uyarıdır. Aksi art niyettir çünkü. Zira iktidarın üslubu ve dili ne kadar ağırsa ve kötüyse bunda devam edilmesi en çok karşı taraf ilan edilenin işine yarar. Elinde daha fazla doküman birikir, haklılık payı biraz daha artar. Fakat onlar bunu yapmamış, bundan faydalanma yoluna gitmemiş, hep uzlaşma yolları aramış, hep ikazlarda bulunmuş.

       İnanmıyorsanız açın bütün arşivleri tek tek inceleyin.

       Tartışma kültürü diye bir şey vardır. Bu kültür çerçevesinde bütün iddiaları dile getirebilir, rakiplerinizle her türlü mücadele içine girebilirsiniz. Elinizdeki belgelerle bu iddialara netlik kazandırır, karşı tarafı çürütebilir, kendinizi aklayabilirsiniz. Fakat asla hakaret edemez, küfür edemez, karşınızdakini ağır ithamlarla aşağılayamazsınız.   

       Burada şunu vurgulamak istiyorum, “ama onlar da şunu yaptı ama onlar da bunu yaptı” meselesine gelmezden önce, kim ne yaparsa yapsın, elinde belge olmadığı sürece ve hatta olsa bile bu senin tartışma kültürünün dışına çıkıp, üslubunu bozmanı gerektirmez. Koyarsın belgeleri ortaya, hukuka başvurursun. Bizzat ülkenin lideri olarak bir kavgaya tutuşmaz, meydanlarda tüm bir kesimi hedef alacak şekilde onlara karşı oluşturduğun kitleleri harekete geçirmezsin. Çünkü lider bu üslupta olunca, bu tabanda bambaşka bir hal alıyor.  

       Bu açıdan da kıymetlidir Sayın Emine Erdoğan’ın konuşması diye düşünüyorum. Bir ay sonra olsa da.

       Bakın Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Hikmet Çetinkaya ne diyor; “Fethullah Gülen hakkında yıllarca yazı yazdım. Ama bugün yapılan hakaretlerin hiçbirini yapmadım.”

       Biliyorsunuz kendisi oldum olası Camia muhalifi. Bütün meselesi neredeyse Camia. Fakat o bile isyan ediyor ve söylenenler karşısında ağzının açık kaldığını ifade ediyor.

      Daha acısı da tüm bunları keyifle izlediğini belirtmesi.

      İbrete şayan bir durum!  

      Emine Erdoğan’ın konuşmasından çıkardığım bir diğer önemli konuda ahlaka yapılan vurgu. Bu bölen, kıran, parçalayan, yıkan üslubun terkedilmesini isterken Sayın Emine Erdoğan, bir üslup üzerinden nesillere çok önemli bir uyarıda bulunuyor. Üslupta başlar her şey çünkü. Kelam çok etkilidir nesiller üzerinde. Dolduruş mekanizması bir nevi. Kitleleri harekete geçiren bir mevzi. Bunun için kutsal öğretiler dilin üzerinde bu kadar dururlar. Sözün önemi ve kelamın gücü noktasına ehemmiyetle eğilirler. Bunu keşfetmiş ne güzeldir ki Emine Erdoğan, uyarılarını bu ana tema üzerine kurmuş.

       Çünkü ahlakın dışa vurumudur dil ve üslup. Üslup imzanızdır kısaca.

       Hal böyle olunca Sayın Emine Erdoğan’ın bu kıymetli konuşmasının metin haline dönüştürülüp, Parti merkezinde ve tüm diğer merkezlerde duvarlara asılmasını öneriyorum.

      Kindar bir nesle evrilmeden önce bir tabanın fertlerinin, bu yazıyı defalarca ve defalarca okuması adına. 

Bu yazı 5525 defa okunmuştur .

Son Yazılar