Öteki gündem
Nur Sumeyra

Nur Sumeyra

Öteki gündem

05 Mayıs 2013 - 07:31

 

Başlıkta “faşizm nedir?” diye de sorabilirdim. Ardından da bu kavramın şöyle enine boyuna sonuna kadar açılıp, tanımının etraflıca yapılmasını talep ederdim.

    Yapabilirdim.

    Bunu birazda şunun için yapardım. Yok öyle ‘ırkçılık’ diye tek bir kelimede özetlemek, “ama ben ırkçı değilim ki, ne münasebet ayol, herkes insan sonuçta” diyerek hemen paçalar kurtuluvermesin.

    Zira bu işte bir terslik var, kavramın izahında bir yanlışlık söz konusu. Tersine bakış açıları ve kafa karıştırmalar mevcut. Vatan, millet, bayrak diye ağzını açanlar yahut da Türk, Kürt farketmez kimliğini belirtme girişiminde bulunan ve fakat bunu sadece kendini ifade etmek anlamında yapanlar “faşist” yaftalamasıyla karşı karşıya kalırken, faşizmin hasını yapanlar, şirinecikleri ve şekercikleri oynuyor.

     Nasıl?

     Ülkenin büyük bir kesiminin habersiz olduğu, bambaşka bir gündem daha var. Steril, soyut ve ben mezkezci bir gündem bu. “Akşam yemekte ne giysem, hangi ruju sürsem, konsere bilet bulabilir miyim, ay benim telefonumun modeli eskidi bunların galaksi versiyonu çıkmış, şarap en iyi neyle gider” kaygılarıyla dolu, tüm bunların çıkmazında bunalımların yaşandığı(!) bir gündem.

    Hani insan onların bu bunalımlarına biraz fazla tanık olunca acıyor bile. “Tüh, adamın derdine bak, yazık yahu, sardunyaları solmuş, akşam sefasında seyri bozulmuş” filan diye.

    Çünkü varsa yoksa dert tasa bu minvallerde ilerliyor.

    Ha, ne zaman zuhur ediyor bu öteki gündem sahiplerinin, beriki ve çoğunlukta olan diğer gündem sahiplerine el atıp, iki çift kelam etme tenezzülleri? Ancak ve ancak kendi yaşam standartlarına dair bir rahatsızlık hissi vuku bulunca.

    Titanik’teki gibi. Kokona burjuva batan gemideki filikaya “ben onlarla birlikte binmem” diye binmek istemiyordu hatırlarsanız. Sorun sadece o ana mahsustu. Berikileri farketmesi de. Daha önce kendi birinci sınıfında, diğer kokoşlarla birlikte, akşam ne giysem, hangi şapkayı taksam muhabbetindeydi.

    Ha, berikileri bir batış anında farketmesi bir erdem miydi? Hayır. Son anda bile bir aşağılama, sonuna kadar bir direniş söz konusuydu. Ötekine karşı. Yani hiç bilmediklerine, bilmek istemediklerine, yaşamlarından nefret ettiklerine, bu dünyada fazlalık gibi gördüklerine karşı.

    Faşizmin hası yani.

    Dediğim gibi kendilerine dokunana kadar sorun yok; berikiler ne yaparsa yapsın. Sorun kendilerine, yaşamlarına dair bir tehdit algıladıklarında başlıyor. Şekil a’lara bakınız, bir tane berikilerin sorunlarına dair bir yazıya, iki çift kelama, bunlar ne yer ne içer, sıkıntıları nedir, kaygılarını içeren bir dokümana rastlayamazsınız. Aman efendim haksızlık etmeyin, bazı sorunları pekalada işliyorlar denilebilir. Her türlü bahse girerim ki, bu sorunların işlenmesinde bir diğerkamlık söz konusu değildir. Ucu bir gün bana dokunur kaygısının bir tezahürüdür.

    Bu tabakaya mensup birinin ağzından bizzat duymuştum; “benim çocuğumda büyüyor, bir gün onlarla(!) yolunun kesişmesi muhtemel, elbette durumların düzelmesini istiyorum, benim çocuğumun güvenliği için, daha iyi bir dünyada yaşaması için bende çabalıyorum.” Aşağı yukarı bu şekildeydi sözler.

     Görüntüde son derece masum gibi fakat ana fikir olarak benim midemi bulandırmaya yeten bir bakış açısıdır bu.

    Fevkalade bencil, fevkalade yanlı, fevkalade kibir dolu, fevkalade ukala, fevkalade faşist!

    Şudur özü çünkü; bana dokunmadığı sürece bana ne, kim nasıl yaşarsa yaşasın ve hatta yaşamasın.

    Bu öteki gündem sahiplerinin ahlanıp vahlanma ayinlerinin ne zaman ortaya çıktığını anlamak istiyorsanız biraz yakından bakın, beni anlayacaksınız. Dediğim gibi salt kendi yaşam tarzlarına dair bir tehdit algıladıkları zaman. “Çay, ayran bayağılıkları nasıl olur da milli addedilir ayol, ay pek fena ruj rengiyle de uğraşıyorlar” gibi algılamalar.

    “Yok artık”, demeyin, nasıl canla başla bu konuları işlediklerine bakın.

    Berikiler mi? Yani Yozgat’ın bir köyünde Hacı Emmi’nin bu yıl ki hasat için ciddi yağmur endişeleri, Çankırı kırsalında, ayağında ayakkabı olmayan Hatice Teyzenin, torununun eğitim ihtiyacını nasıl karşılayacağı kaygıları ya da Kars’ın bir köyünde parasızlık yüzünden evlenemeyen gencin büyükşehre gidip para kazanma hayalleri…

    Bunlar zerre kadar umurlarında mı sanıyorsunuz? Ne zamana kadar? Ta ki ekmek sıkıntısı çekinceye kadar, o genç büyükşehre gelinceye kadar.

    Gerçi ekmek de ne ki, pasta yensin, o gencin ne işi var hayal peşinde, gelmesin.  

    Gemi batsa bile, filikalara onlar binmesin, o fakir gençler o üstleriyle başlarıyla, kırmızı rujlarımızla teneffüs ettiğimiz sardunya kokulu akşam sefalarında bize görünmesin…

    Yozgatlı Hacı Emmi bize ekmek yetiştirsin, Hatice Teyzenin torunu da ırgat oluversin.

    Ha, faşizm mi? O da ne ki ayol? Bu çağda! Biz insancılız sonuçta.

Bu yazı 6706 defa okunmuştur .

Son Yazılar