Tüm gidişler, dönüşlere dairdir…
Nur Sumeyra

Nur Sumeyra

Tüm gidişler, dönüşlere dairdir…

09 Şubat 2014 - 07:44

“Ne tuhaf! Eskiden şurada yerdim. Şimdi hiçbiri yaşanmamış gibi…” diyordu izlediğim bir filmde.

       Zaman su gibi akarken, dönüp baktığımızda en çok da bu yaşanmamışlık hissi koyuyor bize diye düşünüyorum. O hissin dolu dolu bir mutmainlik hissine dönüşmesi için çabalıyoruz belki bir ömür. Arıyoruz daha çok. Ne bizi mutmain kılar, ne bize dönüp baktığımızda geride bıraktığımız hayatımızın resmine, “evet ya, ben bunları yaşadım” dememizi sağlar?

       Çok erken yaşlarda bu durumu fark edip, o arayışın mutlak bir buluş olması ve mutlak bir buluş da neticelenmesi için çabalamak gerektiğine karar verenlerdenim. Henüz cevabı tam olarak bulamadım ya da buldum da idrak edemedim belki ama arayış devam ediyor en azından. Ya da bulduğumu kaybetmemek için çaba.

      Bu bir cevap aslında. Hayat adındaki koca bir soruya karşı bulunmuş bir cevap. Doğru olduğuna yürekten inanmak istediğimiz bir cevap.  

      Allah o cevabı kaybettirmesin.

      Fakat şu da var, o cevaba rağmen suya yazıyoruz çoğunlukla bu zorlu süreç içerisinde. Belki de bu yüzden, filmdeki o acı dolu cevap doğuyor; “şimdi hiçbiri yaşanmamış gibi…”

      Püf diye uçuverecek bir “tüy” hafifliğinde oluyor çoğunlukla anılar ya da ağızda hemen eriyiveren bir şekerleme…

      Ne bıraktın geride? Koca bir hiç!

      Buradan doğuyor, “şimdi hiçbiri yaşanmamış gibi” hissi ya da cevabı…

     Sonrası o “tüy” tonlarca ağırlıkta bir yürek sızısına dönüşüyor, o şekerleme tadı kekremsi bir acıya…

     İçi acıyor insanın. Ben boşuna mı yaşadım?

     Ne yani bir hiç için miydi her şey?

     Hiçbiri yaşanmamış gibi demek için mi aldım onca yol?

     Verdiğim onca emek, harcadığım enerji. Tükettiğim ömrümün, en güzel yılları?

     Yaşanmamış gibi, demek için miydi?

     Oysa nasıl da gerçekti ben o zamanın içinde yol alırken zaman. Nasıl da inanmıştım, nasıl da inandırılmıştım “sonsuza dek bendesin” derken hayat.

     Ne yani cevap bir filmle mi gelecekti? “Şimdi, hiçbiri yaşanmamış gibi…”

     Nasıl kalkardı insan bu cevabın altından? Nasıl yerle bir olmazdı onca gerçekliği, onca inanmışlığı? Nasıl böyle acımasızca yalan söylenirdi? Senin gerçeğine nasıl şuursuzca ve lakayt karşılıklar verilebilirdi? Nasıl senin yüreğini ortaya koyduğuna ihanetle karşılık verilirdi?

      Hayat hep mi böyleydi? Hani şarkılardaki gibi...

      Hep mi yalandı dünya, hayat hep mi harcardı seni?  

      Bulduk bulduk kaybettik, cevapları. Tam olarak nedir bilemedik ki…

      Ve bu yazı böyle değildi, suya yazılmıyordu ve bir ana fikri vardı. Bak, kelimeler seni aldı, yine nereye getirdi?

      Ah, o kelimeler ki…

       Hayatın içinde, en azından suya yazılmayan kısımlarında burada bu sütunda defalarca geldi huzurunuzda dillendi. Haftalarca sizinle kelime kelime, cümle cümle buluştu.

      Bundan, üç yılı aşkın bir süre önce site yöneticisi gazeteci arkadaşım, “yazar mısınız?” diye ricada bulunduğunda, yazıları çoğunlukla kağıtlara neşredilmiş biri olarak hem heyecanlanmış, hem de tuhafıma gitmişti. Hoş, ben o dönemler internete bakıp kaçanlardan –o da işim gereği- ve pek de sevmeyen biri olarak değil internet gazeteciliği, orada yazmak fikri bile bana çok uzaktı fakat rica da kırılacak gibi değildi.

      Bu rica ve verilmiş bir söz üzerine hiç aksatmaksızın üç yılı aşkın bir süredir sizlerle bu köşede buluşuyoruz. Hayatımızın suya yazmadığımız kısımlarında, söz uçar yazı kalır mantığından hareketle burada sizlerle birçok konuyu birlikte inceledik, birlikte kritik ettik.

      Yazılarımızda ana fikrimiz genellikle şuydu; ne olursa olsun kardeşliğimiz daim olsun, Allah birliğimizi beraberliğimize zeval vermesin, bu cennet vatanın içinde, bu şanlı bayrağın gölgesinde huzur içinde yaşayalım.

      Bu bir duaydı da aynı zamanda.

      Allah duamızı kabul etsin.

      Tüm gidişler, dönüşlere dairdir dedik ya yazının başlığında… Ben ömrümün bu kısmında sizlerden yazılarıma ara vermek için mola talep edeceğim.

      Yeniden görüşüp görüşmemek konusunda, “ya nasip” diyerek ve sizden hakkınızı helal etmenizi rica ederek…

      Çok yoğun geçen bir hayatım var ve yazı yazmak da çok mühim bir mesele.

      İş bu sebeple, bu mühim meseleye daha kuvvetle eğilmek için biraz kendini dinleme, kendine gelme de diyebiliriz bu gidişe. O yoğunluğu seyreltmek adına işlerinden birinden feragat etme.

     Belki de dönüşün, bahsettiğimiz cevaba ve o cevabın tefekkürü için olması adına…

      Hal böyle iken; şimdiye kadar her ne sürç-i lisan ettik ise affola…

      Sağlıcakla kalınız. 

Bu yazı 5243 defa okunmuştur .

Son Yazılar