Yaşatalım ne olur!
Nur Sumeyra

Nur Sumeyra

Yaşatalım ne olur!

13 Ekim 2013 - 08:32

Modernleşmeyi daha çok ve fakat alabildiğine uzun ve çirkin betonlaşma, daha çok AVM’ler açma, ağaçları kesip yol yapma, araya bir iki kel (çünkü çoğu ağaç fakiri, bank zengini) park serpiştirip göz boyamanın olduğu zannedilen bir çağda, böylesi haberler beni heyecanlandırmaktan ziyade fevkalade duygulandırıyor da.

        Az sonra geleceğiz bu habere.

        İster inanın ister inanmayın, o devasa, insanın her an yolunu kaybedebileceği AVM’lerde ben, yolumu değil kendimi kaybediyorum. Tam manasıyla gözüm kararıyor, başım dönüyor ilk ayak bastığımda. Alışmam dakikalarımı alıyor. Bunun nedenini tam olarak açıklayamıyorum fakat böylesi yapılarda ruhumun bir mengene gibi sıkıldığı muhakkak. Aynı şeyi yol üstü sıra sıra dizilmiş dükkanların bulunduğu eski usul çarşılarda hissetmiyorum mesela. O şaşa, aşırı ışıltı, kapitalizm kokan reklam ve panolar bana itici gelmek bir yana içimi de acıtıyor.  

       Şarkıdaki gibi belki; maalesef ruhu yok!

       Ruhsuz geliyor bana, öylesi yapılar. Sıcaklıktan ve samimiyetten uzak. Nedeni şu olabilir belki:

        Osmanlı döneminde AVM’lerin yerini tutan bedestenlerle aralarındaki büyük farklar.

        Bu farkları yukarıdan aşağıya sıralamayacağım belki ama sadece şunu söyleyeceğim, o bedestenler mimarisiyle şaheser olmak bir yana çok önemli kurallar çerçevesinde hareket ediyordu. Bunlardan başlıcası ve en önemlisi orada esnaflık yapacak olan tüccarların sıkı bir ahlaki eğitimden geçmesiydi. Hakkaniyet bu bedesten esnaflarının can damarıydı. O can damarda ahilik ve devlet kriterleri altında sıkı sıkı takibe alınıyor, hakkaniyetten uzak kişiler bu çarşılarda barındırılmıyordu.

      Haksız rekabet, kayıt dışı ticaret devletin kontrolü altındaydı.

       Mimari özellikler açısından ise bugünün çirkin yapılarıyla kıyaslanmayacak ölçüde bir zarafet ve letafeti bünyesinde taşıyordu ki bugün bile yabancı turistlerin bu anlamda ilgi odağı olmayı sürdürüyor.

        Ruh meselesini kavramak içinse o bedestenlerde esnaflar arası, esnaf-müşteri arasındaki ilişkiye bakmak yeterli. Neticede bir yapıya sanatıyla ruh veren bir insan. O insanda ruh olmazsa ya da ruh biraz arızalı olursa, diğer ruhları sıkan, oraya ait hissettirmeyen yapılar ortaya çıkacaktır. O yapıların içinde sosyal hayatı, ticari hayatı sürdüren de insan. Ruh taşımayan bir mimaride sıkılan ruhların bir gün başkalarını da sıkar duruma gelmesi de kaçınılmazdır bu anlamda. Bu ruhsuzluğun ticaretten, sosyal hayata kadar bütün toplumsal hayata yansıması ise beklenen son.

         Buna kısaca günümüz medeniyeti, mimarisi, ticareti ve toplamda çağdaş-sosyal hayatı diyoruz.

         İhaleler, rantlar, kayıt dışılık, haksız rekabet çizgisinde ve hırsla ilerleyen bir ticari hayatın son yapı taşı AVM’ler bu anlamda bedestenlerle kıyaslanmayacak ölçüde.

      Aksini iddia eden varsa ben ikna olmaya hazırım fakat yapı adı altında yükselen tüm ucubelikler karşısında bana geçen duygu bu.

        “Yaşatalım ne olur” dediğim şey ise hala turistik ziyaretler dışında da ticari anlamda faaliyetini sürdüren bedestenlerimiz. Bunlardan bir tanesi de Urfa’da. Fakat ne yazık ki yükselen AVM’lerden nasibini alan Urfa’da da bu ışıltılı yapılarla rekabet edemeyen bedestenlerin mütevazı esnafı gücünün sınırlarını zorluyor. Turist ziyaretleriyle yüzü gülen esnaf kendi halkının itibar etmeyişi karşısında son derece muzdarip.

        Sitemizde yer alan bir habere göre; Osmanlı Döneminin zarif armağanı bu bedestenin esnafı sattığı birkaç parça eşya ile çarkını döndürme derdinde. Son dönemlerde iyice tenhalaşan bedestenin içinde altmışa yakın esnaf dükkanını kapatmamak için direniyor.

        Bakın Sipahi Pazarı Esnaf Başkanı Ramazan Yıldız ne diyor: “AVM’ler esnafımızı etkilemedi dersek doğru olmaz. AVM’lerde bulunmayan el işi eşyaları satıyoruz. Buna rağmen AVM’ler işimizi az da olsa etkiledi. Turistler geldiği zaman tarihi yapısından dolayı bedestenlerden çıkmak istemiyor. Bu yönüyle kendimizi AVM’lerden daha şanslı kabul ediyoruz.”

      Bazı esnaflar ise bedestenlerde devam eden insani ilişkilerin AVM'lerde bulunmadığını belirterek bu yönüyle bedestenlerin ilgi odağı olmaya devam ettiğini dile getiriyor.

       Ki böyle olduğuna ben adım gibi eminim.

       Kısaca demem o ki bu bedestenlerin yaşatılmasında ve verdikleri ayakta kalma mücadelesinde halkımızda üzerine düşeni yapmalı ve mümkün mertebe alışveriş için buraları tercih etmeli.

         Bu her şeyden önce geçmişten gelen o ruhu yaşatmak için yapılmalı. Belki böylece AVM’lere de bu ruh sirayet eder de bedestenlerin mimari güzelliğini alamasalar bile az buçuk ruhundan nasiplenmiş olurlar. 

Bu yazı 4790 defa okunmuştur .

Son Yazılar