Yalancı
Nuray Açar

Nuray Açar

Yalancı

12 Nisan 2012 - 09:19

Yeni bir sayfa açıldığında önsöz beklenir sizden, sizse yüreğindeki çocuğu baki tutmuş bir büyük iseniz bir parça aklınız havadadır okuyucu olan sizler bunu affınıza sığınarak diyorum ki hoşgörmelisiniz. İçtenlik her dokunduğum sözcükte illaki vardır, kalemse hangi konu üzerinde yazıyorsam duygu ve düşüncelerimi gökyüzünde parlak bir gecedeki ay gibi olcaktır… Bugün bir başka yarın bir başka ezberden gazel okumak yoktur kelimelerimde… İnsana yaraşır tabiatın nasıl olması gerekiyorsa bunu yazmaya çalışacaktır bundan ne bir eksik ne bir fazla belki de yazdıkça daha bir kıvamında…
Şimdi gelelim şu “Yalancı” meselesine.. Nereden çıktı bu demeyin, yaşadığımız yüzyılın kanımca en bulaşıcı hastalıklarından biridir diye düşünüyorum. ;Yalanın bulaşıcılığı öyle bir sirayet eder ki hiç farkına varmazsınız , kasıp kavurduğunda… Önce küçük hamleler ile başlar yakın çevrenizden; kırdığınız bir çanaktan, döktüğünüz bir şeyden cezadan sıyrılabilmek için suçlu arama telaşında bırakır sizi, konuşamayacaklarını bildiklerinizden bebekleri veyahut sizden küçükleri suçlu ilan ederek bundan kurtulmaya kalkışırsınız. Kurtardığınız sa o anda ebeveylerin size vereceği minik bir cezadan kurtulmak olacaktır. Elbette vicdan henüz devre dışıysa sizde… Günler gibi aylar da geçer yılları biriktirerek, siz kocaman bir birey olduğunuzda yalanların biriktiği kumbaradan kurtulmadığınızı, epey de bu hususta zengin olduğunuzu fark edeceksiniz… Peki değer miydi…
Çocukluk günlerimden kalan bir kitap vardı Kaşağı; Ömer Seyfettin’in kaleme aldığı… Yalanın ne kadar acı bir sonuç verdiği gerçeğini bize öğreten… Her yaşanmışlık gibi ben de bu kitabı okumadan ilk okul yıllarında arkadaşlarımızla kızdırmak istediğimiz biri olduğunda çocukça bir hareket ile hep bir ağızdan, “Yalancı, yalancı sana kimse inanmaz” der bunu defalarca tekrar ederdik.. Ta ki arkadaşımız ağlayana dek.. Çocuğuz ya çabucak kırgınlıklar sonuçlanır, barışıverirdik, sadece kızdırdığımızı, üzmek istemediğimizi hissettirerek. O dönemlerde bizler sadece çocuktuk ve yaptıklarımızın sonuçlarını göremeyecek kadar da KÖR…
Yıllar geçti, yalan herkesin yaşantısında olduğu gibi kendi yaşantımıza da ilişti, maalesef ki. Bazen beyaz, bazen gri bazen de en zifiri haliyle… Kötü olduğunu bile bile yapmanın bir bahanesi gerekçesi yok elbette ki. Tıka basa dolu bir odada rahat oturmayı beklemek gibidir, bu… Peki bundan hiçbir kurtuluş çaresi yokmuş, amansız bir derde düşmüş gibi kederlere gark etmek mi gerek, kendimizi? O zaman evlerdeki bahar temizliğine girişir gibi yürekten, dilden, düşüncelerden güvensizlik dolu yalanı da bertaraf etmektir. Sonrasında göreceksiniz ki, güneş doğacaktır tüm ihtişamyla sizlere…
Yalanın direği olamaz, ona en kalın halatı da kör düğüm etsen, faydasızdır. Yaşamın her karesinde yalan bir güven eksikliği göstergesiyse neden bundan kurtulmak için doğru bir adımdan kendimizi mahrum edelim?
Yaşamak için gerekli koşulları sağladığınızda ve kazancınıza şükrettiğinizde bir parça bile olsa yalanın sizde barınmasına müsaade edebilir misiniz ki! Birçokları asla diyordur, hissiyat bu yönde…
Diyoruz ki, “Ticarette yalana yer yok yalancıya asla” tamam, çok güzel bir söz, peki dilin söylediğini yüreğiniz, aklınız, fikriniz tüm varlığınız da tastikliyor mu? Biliyorsunuz ki içtenlik olmadığında hiçbir anlamı yoktur, bu hususta çabalarınızın…
Evlilik yaşamın idamesi, geleceğin, çocuklarımızın sağlıkla huzurla doğup büyüyeceği yaşadığımız sürece de bizleri mutlu edecek bir kurum, elbette ki doğru sağlıklı ve isabetli bir kararın neticesinde yapılmış ise… İçinde yalan filizlendiğinde ne kadar olumlu olsa da bir gün onun bağlandığı direğin yıkılması ile son bulacaktır, ne fena…
Şimdi kime sorsam aman çok fena, çok kötü, söylenmemeli der durur…Anladım dil alışmış bu yalana, ya kalp, ya diğerleri… Onlar da dilin peşinden mi geliyor yoksa diğerlerinin mi… Umarım ki dilin hatasını tekerrür ettirmeyecek sağlam bir yürek vardır hepimizde…
Yalandan yaşamıyoruz ve oyun sahnesinde de bir oyun sergilenmiyor, kanlı canlı tüm halleriyle yaşamın her karesinde her farklı noktasında bizim faturasını ödeyeceğimiz bir hayatın tam onikiden vurulmuş noktasındayız…
Yalan olmasın sözlerimiz…Gözlerimiz baktığında ışıl ışıl olsun yüreğimiz insanca her duyguya evsahipliği etsin. Yalandan değil sahici olsun dokunuşlarımız şu tuşlar ile aracılığını yaptığımız kelimeler üzerinde…
Tüm güzellikler sizlerin olsun ki paylaştıkça büyüsün güzel dünyamız gerçekten insanca hak ettiğimiz yerden selamlayarak…
Saygılarımla,
Yeniden merhaba diyebilmek adına diğer bir yazımda, şimdilik hoşçakalın… Nuray Açar

Bu yazı 10381 defa okunmuştur .

Son Yazılar