Hilfu’l Fudûl
Yusuf Polat

Yusuf Polat

Hilfu’l Fudûl

03 Ocak 2015 - 15:15 - Güncelleme: 04 Ocak 2015 - 13:14

İnsanlık tarihinin en önemli en değerli şahsiyeti ve lideri olan Sevgili Peygamberimizin insanlığa rol model olan yaşam tarzı herkesin malumudur. O’nun her hareketi bize bu hayatta nasıl olmamız gerektiği konusunda örneklik teşkil etmektedir. Peygamberlik görevi verilmeden önce de doğruluğu, haksızlık karşısında duruşu herkes tarafından bilinen ve tescil edilen bir kişiliği vardı.

Fakat ne yazık ki O’nu iyi anladığımızı söyleyemeyiz. O uygulamalarında her zaman insanı merkeze almış ve bu yönde bir yaşam tarzını benimsemiştir. Çoğu zaman aç kalmış ama evindeki son yiyeceğini başkasına vermiştir. Arabistan yarımadasında birçok yeri fethettikten sonra bile sade bir hayat sürdürmeyi tercih etmiştir. O’na işkence etmiş, O’nu yerinden yurdundan çıkarmış olan kavmini affetmiş onlara herhangi bir cezayı reva görmemiş ve hatta Mekke’ye girerken devesi üzerinde eğilerek O’nu görenlerde Ne kadar da kibirlidir? zihniyeti oluşmasın diye dikkat etmiştir. Taif’te O’nu taşlayanlara bile beddua etmemiş aksine ‘’Ya Rabb! benim kavmim cahildir, Sen onlara doğru yolu göster.’’ diyerek dua etmiştir. Bu örnek şahsiyet daima insanı ön planda tutmuş ve tüm insanlığın kurtuluşu için dua ederek uygulamalarında göstermiştir.

Peygamberlik görevi verilmeden önce bu üstün şahsiyete sahip yüce insan Hilfu’l Fudûl denilen bir insanlık hareketine üye olmuş ve bu oluşumun insanların hakkını savunma noktasında bize, yani insanlara mazlumun yanında durulması ve haksızlığa karşı çıkılmasında örnek olmuştur.

Peki, Hilfu’l Fudûl ya da Faziletliler Birliği ne idi nasıl oluşmuştu? Hepinizin bildiği gibi Peygamberimize peygamberlik görevi verilmeden önce Mekke veya Arabistan yarımadasında zulüm, haksızlık almış başını gidiyordu. Öyle ki insanlar yoldan gitmekten korkarlardı, ansızın çok zengin birisi çölde tek başına yakalandığında köle durumuna düşebiliyordu. Bazen Mekke’nin içinde bile buna benzer haksızlıklar olabiliyordu. Birilerinin bu zulme dur demesi gerekiyordu. Zira bazen Mekke’ye dışardan gelen bir tüccarın malına el konuluyor bazen kızlarına el konuluyor ya da malını üçte bir fiyatına zorla alıyorlardı. Daha doğrusu güçlü olan her zaman eziyordu. İşte bu karanlık düzene karşı çıkmak, zulme karşı durmak amacıyla bu birlik kurulmuştu. Bu birliğin oluşumu da şu şekilde oluşmuştu: Mekke’ye gelen Sehm’li bir tüccar bir miktar mal getirmiş ancak Mekke’de ileri gelen bir ailenin mensubu As b.Vail bu adamın malını almış fakat bedelini vermeye yanaşmamıştı. Bu adam birkaç kişiye gitmiş fakat ona yardım edecek kimse çıkmamıştı. Bunun üzerine bu adam Ebu Kubeys dağına çıkarak ‘’ Ey insanlar! Yurdundan ve kabilesinden uzakta kalan, Mekke’de malı elinden alınan ve hala geçtiği yolların tozu üzerinde duran bu mazlum adama yardım edin. Ey Kâbe’nin gölgesinde oturan adamlar! Bilesiniz ki Mescid-i Haram onuru tam olan insanlara aittir; hainlik ve günahkarlık elbisesini giyenlere değil’'(Vatandaş,Celaleddin, Hz. Muhammed’in Hayatı) diyerek yardım talebinde bulunmuştu. Bunun üzerine Abdulmuttalib’in oğlu Zübeyr ayağa kalkarak bu adama yardım etmenin bir sorumluluk olduğunu söylemiş ve bu söylemi anında destek bulmuştur. Bunu üzerine haksızlıklara tahammül edemeyen insanlar Abdullah b. Cüd’an’ın evinde toplanmışlardır. Genç Muhammed de bu toplantıya anında iştirak etmiş ve nihayetinde Hilfu’l Fudûl kurulmuştur. Faziletliler Birliği anlamına gelen bu oluşum şöyle bir yeminle işe başlarlar. ‘’Allah’a and olsun ki hepimiz, zulmeden zulmettiği kişiye hakkını geri verinceye kadar, zulmedene karşı zulme uğrayanla birlikte tek bir el gibi olacağız; bu birlikteliğimiz, denizin bir kıl tanesini suya batırmaya güç yetirebileceği zamana kadar, Hira ve Sebîr dağları yerlerinde kaldığı sürece ve zulme uğrayanın maddi durumunda tam bir eşitlik sağlanıncaya kadar devam edip gidecektir.’’(Hamidullah, Muhammed, İslam Peygamberi). Birliğin üyeleri ilk iş olarak da As b. Vail’in zorbalığına anında engel oldular. Yine farklı bir zamanda Yemen’li bir tüccar, kızı ile birlikte Mekke’ye gelmişti Mekke’nin nüfuzlu ve zorba şahsiyetlerinden Nübeyh b. El-Haccac, kızı zorla babasından alıp evine kapattı. Durumdan haberdar olan Hilfû’l Fudûl üyeleri, birlikte giderek Nübeyh’in evini kuşattılar ve kızı alıp babasına teslim ettiler.(Vatandaş, Celaleddin, Hz. Muhammedİn Hayatı). Buna benzer olaylar çok ama biz bu ikisini, mesajın anlaşılması açısından vermemiz yeterlidir.

Peygamber efendimiz böyle bir birliğin üyesi olmaktan hep onur duymuştur ve bunu yıllar sonra Medine’de iken ‘’Ben Abdullah b. Cüd’an’ın evinde öyle bir anlaşmaya dahil oldum ki, onu en güzel kızıl develerle dahi değişmem. İslam çağında dahi böyle bir anlaşmaya çağrılsam tereddüt etmeden kabul ederim’’ diyerek bize örneklik teşkil etmektedir.

Evet, bu örnek şahsiyet hayatının her zamanında zulme, haksızlığa ve adaletsizliğe karşı durmuş ve bunu pratiğe de dökmüştür. Acaba bizler yani O’nu peygamber olarak kabul edenler ve O’nun yolunda gittiğimizi iddia edenler gerçekten O’na uyuyor muyuz yoksa uyuyor gibi mi yapıyoruz?

Bugün bölgemizde yaşanan bunca zulümler, dökülen kanlar, haksız bir yere yurtlarından edilmiş insanlar için ne yapıyoruz?

Ve bugün Sevgili Peygamber yaşıyor olsa idi tavrı ne olurdu?        

Bu yazı 10128 defa okunmuştur .

Son Yazılar