Müzakere Yasası
Yusuf Polat

Yusuf Polat

Müzakere Yasası

04 Temmuz 2014 - 20:40

 

Uzun zamandır beklenen daha doğrusu umut edilen müzakere yasası diyebileceğimiz yasa hazırlandı. Bu yasa tasarısı meclis içişleri komisyonunda görüşülüyor. Hatta bazı maddeleri komisyondan geçti. Tabi komisyonda hararetli tartışmalar da yaşanıyor. Çünkü bu yasa tasarısına karşı çıkanlar var ve yasalaşmasına şiddetle karşılar. Terörün bitirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin sağlanması adlı bu yasa tasarısı eğer kanunlaşırsa bu ülkede ezberler bozulacak.

 

Peki, bu yasa ne getiriyor? Öncelikle baktığımızda demokratikleşme yolunda önemli bir adım olacaktır. Yine Kürt Sorununu görüşerek ve diyalog kurarak çözme yoluna başvurulması ve bu yöntemi kullananların yasal güvence altına alınmasını sağlamakla beraber bakanlar kurulunu da bu konuda tam yetkilendirmiştir. Ve bu yasa Kürt Sorununun çözümünde başlayan diyalog safhasından bir başka safhaya yani müzakere safhasına geçişin yasasıdır.

 

Öteden beri özellikle Abdullah Öcalan tarafından dile getirilen ve artık diyalog sürecinin bittiğini müzakere sürecine geçilmesi gerektiğini kamuoyuna paylaşılan görüşlerinden anlıyorduk. Zira diyalog sürecinde eylemlere son verilmesi yani silahların susması, silahlı unsurların yurtdışına çekilmesi gibi şartlar vardı. PKK bu şartları yerine getirdiğini açıklamıştı. Fakat hükümet kanadından ise silahlı unsurların tamamıyla çekilmediğini dolayısıyla çekilmezlerse sürecin bitebileceği gibi açıklamalar da yapılıyordu. Bir ara süreç bu gelgitlerle tıkanmak üzereydi. Fakat şükür bitmedi ve devam etti. Hükümet tarafından demokratik paket açıklandı fakat özellikle muhatap taraf, memnun kalmamıştı. Örneğin köy ve benzeri yarleşim yerlerinin isimlerinin iadesi, X,W,Q harflerinin kullanımının serbestliği, mahkemelerde anadilde savunma hakkı v.b yanında anadilini özel kurslarda öğrenmeye izin verilmesi bu pakette yer almıştı. Fakat şimdiki yasa daha elle tutulur ve fiiliyata dönük konuları kapsadığı için yapılan açıklamalara göre tarafların memnun oldukları gözüküyor.

 

Bu yasa gerekliydi. Zira bu sorunun çözümünde aktif rol alanlar yani devletin izniyle bu işe girişenlerin, yasalar tarafından korunmaya alınmaları şarttı. Aksi halde yarın başka birileri gelir bunların hepsini cezaevine gönderebilecekti. Hatta daha önce Oslo süreci ile başlayan görüşmeler yüzünden Mit Müsteşarının karşı karşıya kaldığı sıkıntılı ve zor durumu hepimiz hatırlıyoruz. Yine muhataplardan bazıları yurt dışına çıkıp örgüt yöneticileri ile görüşüyor ve onların mesajlarını Abdullah Öcalan’a iletiyorlar aynı şekilde Öcalan’ın mesajlarını veya mektuplarını örgüt yöneticilerine iletiyorlar. Bu da mevcut kanunlara ters bir durumdur yani suçtur. Fakat bunların da devletin izniyle böyle bir işi yaptıkları aşikardır. Dolayısıyla kanunlarla korunmaları gerekliydi.

 

Yasanın kısaca içeriğine göz atacak olursak; çözüm sürecine ilişkin karar alma yetkisinin bakanlar kurulunda olduğu ve bu kanun kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin hukuki, idari ve cezai sorumlulukları olmayacaktır. Hükümet çözüm süreci kapsamında siyasi, hukuki, sosyal, ekonomik, psikolojik, insan hakları, güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında atılacak adımları belirler. Gerekli görülmesi halinde yurt içinde ve yurt dışında ilgili kişi, kurum ve kuruluşlarla temas ve diyalog için kişi ve kurumları görevlendirebilir. Yine silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşlerinin sağlanması, sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için gerekli tedbirleri alır.

 

Abdullah Öcalan, yasayı tarihi bir gelişme olarak niteliyor. KCK yöneticilerinden Duran Kalkan ise; bir iki kelime değiştirilebilseydi yasa tarihi bir öneme sahip olurdu açıklamasını yapmıştı. Bu da tarafların bu yasadan memnun kaldığını gösteriyor ve evet kabul etmek gerekir ki bu yasa adeta sessiz bir devrim olmuştur. Zira devlet bu çözüm sürecinde ilk defa böyle somut ve yerinde bir adım atmıştır. Avrupa Birliğinden de bu yasa ile ilgili; çok önemli bir adım, açıklaması gelmişti.    

 

Bu gün Orta Doğunun içinde bulunduğu bu kargaşa, Türkiye’de iç barışın kaçınılmaz olduğunu ve daha çok demokratik reformların yapılmasını gerektiriyor. Bu reformların kuşkusuz en başında ise Kürt Sorununun çözümü gelmektedir. Kürt Sorununu hak, hukuk, adalet ve barış çerçevesi içinde çözen bir Türkiye kendi bölgesinde daha güçlü bir ülke olacaktır.

Bu yazı 5039 defa okunmuştur .

Son Yazılar