Bilim Nasıl Hristiyanlara geçti?
Ahmet Polat

Ahmet Polat

Bilim Nasıl Hristiyanlara geçti?

30 Kasım 2011 - 17:09

       İslamiyet öncesinde bilimin dünyadaki genel durumu değerlendirildiğinde, eski Yunan bilimi, Roma İmparatorluğunun bölgeyi ele geçirmesiyle kaybolmuş, kavimler göçüyle de Avrupa bağnazlığa bürünmüştür. Çin ve Hint bilimleri de, sistematik bir şekilde olmayıp, bilimi, bir bütün olarak işlemiyorlardı. Ortadoğu’da da, durum pek farklı değildi. Ancak Süryani okullarında, eski Yunan bilimi muhafaza ediliyor ve okutuluyordu. Bütün bunlar neticesinde hem İslamiyet’in gelmesi ve bilimi teşvik etme özelliği hem de Süryanilerin eski Yunan bilimini Müslümanlara aktarmaları, dünya biliminin gelişimine ivme kazandırmıştır


       İslam coğrafyasında bilimin gelişme nedenleri

       1. Kur-anı öğretmek için her yerde medreselerin kurulması. İlahi ilimler yanında oruç ve namaz vakitlerini tespit için astronomi, zekât, öşür ve ticari hesaplamalar için matematik, camii ve diğer mimarilerde yön ve diğer hesaplamalar için geometri, sağlık için tıp ve diğer felsefi ilimlerin okutulması. 2. İslamamiyetin bilimi teşviki ve İslamiyet’in ilk beş asrında medreselerde bilime son derece gösterilen önem ve hoşgörü. 3. Abbasi Halifelerinin, bilim adamlarının çalışma yapmaları için Beytülhikme kurumunu kurmaları. Bu kurum, ülke dışından eser satın alınması için devletçe finanse edilen ve dünyada siyasi ve diğer otoritelerden özerk ilk bilim kurumlarındandır. 4. Eski Yunan bilim eserlerinin Araplara aktarılmasında, Asuryanilerin köprü işlevini görmeleri. 5. İslamiyet geldiği zaman, Arapların yazıyı kullanılmış olması ve edebiyatta gelişmiş olmaları da bilim için zemin oluşturması açısından son derece önemli bir etkendir.

.
      İslam biliminin, dünya bilimine katkısı


      Avrupa, Cermen barbar halkların istilasıyla vahşet ve bağnazlığa bürünmüş, Asya ve Afrika’daki halkların çoğu göçebe hayatı sürdürürken, bu coğrafyada, Yunan bilim eserleri Arapçaya çevrilip, bu eserler üzerinde çalışmalar yapılarak, yeni eserler kazandırılıyordu. Eski Yunan filozoflarının bilgileri varsayımda iken, İslam filozofları, varsayımdaki bilgileri, teorik bilgiye dönüştürüp, laboratuar ortamında deneysel bilgilerle uygulamaya geçirmenin yollarını irdelemişlerdir. Böylece kimya, sosyoloji, cebir ve optik gibi yeni bilim disiplinlerini kurmuşlar, var olan bilimleri daha da geliştirip pekiştirmişlerdir, sonradan kurulacak olan disiplinlere de bilgi zeminini hazırlamışlardır. Batı’da Cordova, Toleydo ve Sicilya, Doğu’da Bağdat, Şam, Kahire ve Harran en önemli bilim merkezleri konumunu almışlardı. O dönemde bilim öğrenmek isteyenler, bu merkezler dışında merkez ve Arapça eserler dışında eser olmadığı için hem Arapça bilmesi hem de bu merkezlere gelmesi gerekiyordu. Günümüzde nasıl İngilizce bilmek entelektüellikse, o dönem de ise, Arapça bilmek bezen entelektüelliğin ötesinde bilgelik bile sayılıyordu. İlk İslam feylesofu El Kindi’dir, izafet teorisini bulan ilk kişidir. Cabir Bin Hayyan, Harran’da rektörlük yaparken atomun varlığını düşünmüş, sonraki yıllarda da, atomun parçalanıp enerjiye dönüşmesi halinde Bağdat’ı yerle bir edeceğini söylemiştir. Atomun parçalanma fikri Dalton ve Otto Hahn’a ait tezinin aksine,  Cabir Bin Hayyan’ındır. Kimya ve cebir bilimlerinin kurucusu ve ilk kimya laboratuarını kurmuştur. ‘’Kitab al-Kimya’’ adlı eseri, kimya kelimesinin kökenini oluşturur. Batılı bilginler, ünlenmek için eserlerinde ismini kullanıyorlardı. Harran’ın Battan bölgesinde doğan El Battani, güneş yılını 365 gün, 5 saat, 46 dakika, 24 saniye olarak ölçmesi, günümüz astronomatları tarafından, ay’ın bir bölgesine adını vererek, saygılarını göstermişlerdir. İbni Haysem, görme sisteminin işleyişini bulması, optik bilimini kurması, ilk kamera fikrini ortaya atması ve ilk modern bilimsel metodun Isaac Newton’a ait fikrinin aksine, Haysem’e ait olmasının fark edilmesi, ilk modern bilim adamı ve modern bilimlerin babası sıfatına layık görülmüştür. İbni Sina, ilk tıp ansiklopedisi olan ‘’El-Kanun fi’t-Tıp’’(Tıbbın Kanunu)adlı eseriyle adeta tıbbın kanununu yazmış olmasından dolayı, Doktorların Sultanı lakabıyla taçlandırılmıştır. İbni Rüşd, Aristotales’in eserleri üzerinde çalışmalar yapıp, kendi fikirlerini de katarak Avrupa’ya sunmuştur. Kilise, bu eserleri tehlikeli bulup uzun yıllar yasaklamasına rağmen, Avrupa'da Latin İbni Rüştçülük akımı doğmuştur, bu akım Rönesans, Reform Hareketi ve Aydınlanma Çağı’nın gerçekleşmesi için tetikleyici işlevini görmüştür. İlk sosyoloji disiplinini kuran ve ilk sosyoloji Ansiklopedisi olan ‘’Mukaddime’’ adlı eserin yazarı İbni Haldun’a, sosyal bilimlerin kurucusu ve babası sıfatı verilmiştir. Araplar, sıfırı bulup, rakamlardan sonra yazmalarıyla onlu sayı sistemini de icat edip dünyaya tanıtmışlardır; bunun sonucunda, Türkiye de dâhil dünyanın çoğu Batı Arap rakamlarını, Arap Ülkeleri de Doğu Arap rakamlarını kullanmaktadır. Bir makaleye sığamayacak kadar birçok örnek mevcuttur.


       Bilimin, doğudan batıya geçiş yolları


      1. Haçlı seferlerinde, Haçlılar ve batıya götürülen doğulu müderrisler aracılığıyla. 2. İspanya’dan, Endülüslüler aracılığıyla. 3. Sicilya'daki Müslüman okulların etkisiyle Sicilya ve İtalya üzerinden Avrupa’ya. 4.Tüccarlar, Oryantalistler ve Misyonerler aracılığıyla batıya geçmiştir. Endülüs Medeniyeti’nin etkisiyle İspanyol ve Portekizliler Coğrafi Keşifleri başlatmıştır. Sicilya'daki Müslüman okulların etkisiyle de İtalya’da, Avrupa Ülkelerinden önce Rönesans gerçekleşmiştir. Avrupa’da kurulan özerk üniversitelerde bu bilimler okutulmuş, sırasıyla Rönesans, Coğrafi keşifler, Reform Hareketi, Aydınlanma Çağı ve Endüstri Devrimi gerçekleşmiştir.  


      İslam coğrafyasında bilimin gerileme nedenleri


      1. Abbasi Devleti’nin yıkılmasıyla bölgede siyasi istikrarın bozulması ve bilimi koruyan devlet adamlarının kalmaması. 2. Endülüs müslümanlarının İspanya’dan çıkarılmaları. 3. Haçlı seferlerinin İslam coğrafyasına verdiği tahribat. 4. Moğol  istilalarının bölgeye verdiği büyük yıkım ve bilim adamlarının vahşice katledip, kütüphaneleri yakmalarıyla, gelecek nesillere tek eser bırakılmadan yüz binlerce eserin yok edilmesi. 5. Medereselerde, görüş akımları arasındaki uzun, derin ve kıyasıya çekişmeler. 6. Doğu'da, Avrupa gibi modern ve özerk üniversitelerin kurulmaması. 7. Memluk ve Osmanlı Devletlerinin bilime gereken önemi vermemeleri. İlk dünya haritasını çizen Piri Reis’in basit bir nedenden dolayı idam edilmesi. Uçma denemesini başarıyla tamamlayan bilgin Hezârfen Ahmet çelebi'nin bilgisinden korkularak, Cezayir’e sürgün edilip, orada ölmesine neden olunması. Altı asırdan fazla zamanda, bugünkü gibi modern anlamda üniversitelerin kurulmaması. Yine altı asırda, dünya üniversitelerinde dersleri okutulan kayda değer öneme sahip filozof yetiştirilmemesi. Eğitimde, ulema çocuklarının akli ve bilgi yeterliliklerine bakılmaksızın kolay bir şekilde medreselere alınmasına karşın, akli ve bilgi yeterliliğe sahip olan kişilere, ulema statüsüne ulaşmaları için fırsat eşitliğinin sağlanmaması. Osmanlı Devleti’nin bilime gereken önemi vermediği ve endüstriyi elde etmemesinin altında bu ve bunun gibi nedenlerin yattığı görülmektedir. 

Bu yazı 9526 defa okunmuştur .

Son Yazılar