Hükümet, Cemaat ve Amerika
Ahmet Polat

Ahmet Polat

Hükümet, Cemaat ve Amerika

30 Aralık 2013 - 23:24

17 Aralık Yolsuzluk Operasyonuyla ülke gündemini sarsılmış, insanların kafaları karışmış, siyasi felsefesi yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar üzerine kurulu olan İktidar’ı zor durumda bırakmış ve siyasi kutuplaşmada yeni taraflar oluşturmuştur.

 

Bu yazıda operasyonun yolsuzluk ile ilgili içeriği yerine, operasyonda, operasyonel gücü ve parmağı olduğu iddia edilen tarafları ele alacağız.

 

Operasyon öncesi durum

 

One Minut krizi, Mavi Marmara olayı, Ortadoğu siyaseti, Birleşmiş Milletler yapısının değiştirilmesi isteği, ABD ve İsrail’in Başbakan Erdoğan’ı gözden çıkarmalarına neden olmuştu.

 

Mit olayı öncesi

 

Mit olayı öncesini, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tan anlıyoruz. Arınç şöyle demişti: “Ne istedilerse verdik” sözü Hükümet ile Cemaat arasında kadro sorunu olduğu şeklinde yorumlanmıştı.

 

Mit olayı

 

Mit müsteşarı Hakan Fidan’ın gece evinden alınarak ifadeye çağrılması ve Başbakan’ın Müsteşarımı kimseye yedirmem demesi Hükümet ile bazı yapılanmalar arasında gizli çatışmanın varlığı kamuoyuna yansıdı.

 

 

Dershaneler krizi

 

Sınavsız yani okul notuna göre üniversitelere yerleştirme sistemiyle devre dışı kalacak olan dershaneleri, Hükümet erken bir şekilde kapatma kararı almasıyla Hükümet ile Cemaat arası çatışma resmen başlamış oldu. Hükümet ile Cemaat arasında karşılıklı itham ve tehditler sürerken, yolsuzluk operasyonu da başladı.

 

Taraflara göre yorum ve savunmalar

 

Cemaat’e göre

 

Cemaat tarafı bu operasyonla hiç ilgilerinin olmadığını; Hükümet’in dershaneleri kapatma isteğinin aslında dış güçlerin isteği olduğunu ve bu isteğin uzantısı olan operasyonun Cemaat’e mal edilerek, Hükümet’in tepkisini Cemaat’i kökten bitirme ve tasfiye eylemine dönüştürme girişimi olduğunu söylemektedirler.

 

ABD’ ye göre

 

ABD büyükelçisi Ricciardone: “Defalarca uyardık. Dinlemediler. İmparatorluğun çöküşünü izliyorsunuz”dedi. ABD’nin bu operasyonla hiçbir ilgisi yok, tamamen iç güçlerin işidir dedi. ABD Hazine Bakanlığı Terör ve Mali İstihbarattan sorumlu Müsteşarı David Cohen, operasyon sırasında İstanbul’a gelerek bankaların temsilcileriyle yaptığı toplantıda, İran uyarısı yaparak, Aktif Bank ve İş Bankası’nı tehdit etmesi, operasyonun ve Erdoğan’ı daha önce gözden çıkaran ABD’nin operasyonla ilintili olduğu şüphesini akıllara getiriyor.

 

Hükümet’e göre

 

Başbakan, bu operasyonun Hükümet’i bitirme hareketi olduğunu ve bu hareketin içinde iç güçlerle dış(ABD ve İsrail) güçlerin işbirliği ile olduğunu, bu iç güçlerin devlet içinde yapılanmasının inine kadar inip, kökten temizleyeceğini söyledi. Başbakan daha önce Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini partilerin meclisteki gücü oranında atamalarını tasavvur etmişti. Başbakan'nın, güçler ayrılığına aykırı bir şekilde yargıyı yasamaya bağlayan tasavvura yönelmesinin temelinde, devlet kurumlarını rahatsız olduğu yapılanmalardan arındırma düşüncesinde yatmaktadır.

 

Muhalefet ve tarafsızlara göre

 

Muhalefete göre; rüşvet olayının olduğunu ve bunu kapatma peşinde olan Hükümet’in, devlet kademelerindeki mevkileri daha önce Cemaat’le paylaştığını iddia etmektedir. Bazı gazeteci ve akademisyenlere göre, Cemaat’in devlet içindeki kendi operasyonel gücünü kullanarak Ergenekon yapılanmasını temizleyerek yerine kendi yapılanmasını oluşturduğunu ve bu yapıyı oluştururken direnç gösteren Hükümet’le çatışmaya başladığını söylemektedirler.

 

İktidarın; operasyon ile ilgili müdürlerin görev yerlerinin değiştirilmesi, Bakanların istifasının geciktirilmesi, Danıştay’ın iptal ettiği Adli Kolluk Yönetmeliği’nin değiştirilmesi ve gazetecilerin Emniyet binalarına girişi yasaklanması kamuoyunda olay kapatılıyor algısına neden olmaktadır.

 

Hükümet, süreci aydınlatması oranında sandıkta oylarını muhafaza etme veya minimum seviyede zararla atlatmayı başaracaktır.

 

Cemaat ise, Hükümet ile arasında dönüşü olmayan bir savaş durumu oluştuğunda, devlet kademelerindeki kadrolarını korumak için karşı hamleler yapması şüphesizdir. Ancak Ak Parti ile karşı karşıya gelen Cemaat; tabanındaki insanlarda kafa karışıklığı oluştuğu ve tabanının çoğu bu mücadelede Ak Parti lehine tavır almalarıyla da her yönüyle kaynak kaybına uğraması ihtimal dahilindedir.

 

Seçim öncesinde başlatılan bu operasyonu sandıkta kendini tamamen bitirme girişimi olarak yorumlayan Hükümet; bundan sonraki öncelikli planlarında bu operasyonun arkasındaki yapılanmaları tamamen bitirmek ve sandıkta oylarını muhafaza etmek için bu yapılanmaların dış bağlantılarını tespit ederek kamuoyuna ifşa etmek olacaktır.

 

Ak Parti’nin sandıkta oy kaybetme ihtimaliyle birlikte, özellikle Cemaat karşıtı olan kesimlerden Ak Parti’ye oy akışı da söz konusudur.

 

Cemaat tarafı ise, muhtemelen seçimlerde bölgeden bölgeye göre farklı partileri destekleyecek olmasıyla birlikte, tabanına kendi zeminiyle örtüşen Büyük Birlik Partisi’ni işaret etme eğilimi görülmektedir.

 

Bu durumun, Türkiye'de siyasal ve toplumsal alanda yeni dengelere ve düzenlemelere neden olacağı kaçınılmaz bir gerçektir.

 

Son olarak, Türkiye tarihinde her dönem, kurumların toplumun bir kesimi için işlevsel, diğer kesimleri için engelleyici olmaları beraberinde sürekli toplumsal çatışmayı getirmiştir. Toplumsal baskı grupları(sendikalar,odalar,dernekler) ve siyasal partilerin ana felsefeleri, kurumları, toplumun tümü için işlevsel ve daha şeffaf bir yapıya oturtmak olmalıdır.

Bu yazı 13049 defa okunmuştur .

Son Yazılar