İslamiyet'le Çoğalan ve Azalan Halklar
Ahmet Polat

Ahmet Polat

İslamiyet'le Çoğalan ve Azalan Halklar

20 Mayıs 2013 - 01:09

 

       İslamiyet’ten önce Türkler Orta Asya bozkırlarında göçebe hayatı sürdürüyorlardı. Araplar da Arap Yarımadasıda bir kısmı şehirlerde yerleşik, çoğunluğu da göçebe bedevi hayatı sürdürüyordu. Kürtler ise civardaki devletlerin baskısından kurtulmak için asırlarca Zagros dağlarını mesken tutmuşlardı. Farslar da dönemin koşullarına göre en parlak dönemlerini yaşıyorlardı. Farslar, zaman zaman İran dışındaki bölgelere hâkimiyet kurarak, Yunanlılar, Büyük İskender ve Roma İmparatorluklarıyla mücadele ederek batıya göre doğuyu temsil ediyorlardı. Böylelikle Putperest Araplar, Şamanist Türkler, Zerdüşt Kürtler ve Farslar İslamiyet’le tanıştıklarında eski dinleri anlamsız gelmiş, kitleler halinde İslam’a geçmişlerdir.

 

       İslamiyet’i kabul etmeyen halkların İslamiyet’ten önceki yaşadıkları coğrafyaya bakıldığında: Yunanlılar; Yunanistan, Anadolu’nun büyük bir bölümü ve Ege adalarında yerleşik hayat sürdürüyorlardı. Yunanlılar, şimdiki bilimin temelini atan onlarca filozof yetiştirmişlerdi. Mezopotamya medeniyetinin kurucuları olan Sümer, Babil, Akad ve Asurluların torunları olan ve Aramice konuşan  Asuriler, Süryaniler, Marunîler, Nasturiler ve keldaniler de Irak, Suriye, Batı İran ve Güneydoğu Anadolu’da yerleşik hayata geçmiş, Yunan bilim eserlerini Süryaniceye çevirerek kültürel alanda ilerleme sağlamışlardı. Ermeniler de, Anadolu’nun ortasından Güney Kafkasya’ya kadar olan bölgelerde yerleşik hayata geçmişlerdi. Yahudiler ise Filistin bölgesinden Roma sürgünüyle dünyanın dört bir tarafına dağıtılmışlardı; ancak gittikleri yerlerde sanat ve ticaretle ilgilendiklerinden epeyce ilerlemişlerdi. Kıptiler de Mısır’da çok eskilerden yerleşik hayata geçmiş, muhteşem eserleri ve şehirleriyle dönemin dünyasını büyülüyorlardı.

 

 

       İslamiyet ile Afrika ve Asya’ya yayılan Araplar; diğer halklara İslamiyet'le yoğrulmuş kültürlerini ihraç etmişlerdir. Müslümanlığı ilk kabul eden halklardan olan Kürtler, İslam İmparatorluğun toprakları olan Suriye, Anadolu, Irak ve Batı İran topraklarına dağılmış, zaman içinde diğer halklardan önemli bir nüfusu bünyelerine katarak daha da çoğalmışlardır. Anadolu’ya gelmeden önce Müslüman olan Türkler de bölgedeki Müslüman halklar tarafından kabul görmüş, İslam kimliği etkisiyle de asırlarca bölgeyi yönetmişlerdir. Farslar ise Şia mezhebinden oldukları için, Türk, Arap ve Kürt Sünni ittifak devletleri dışında kalarak, İran’ın dışına çıkamamışlardır.

 

       Hıristiyanlığı ilk kabul eden halklar olmaları ve milliyetçilikleri de Hıristiyan doktriniyle yoğrulmuş olduğundan, İslamiyet’i halkın resmi dini olarak kabul etmeyen Rumlar, Ermeniler, Süryaniler, Asurîler, Keldaniler, Marunîler ve Kıptiler halk içinden aile bazında Müslüman olanları dışladıkları için, bu aileler zamanla asimile olacak şekilde diğer Müslüman halkların arasına karışmak zorunda kalmıştır. Aynı durum Museviliği sadece kendi milli dinleri olarak gören Yahudiler için de geçerliydi.  Böylece zamanla Müslüman halklara sürekli nüfus transferi neticesinde Müslüman olmayan halkların nüfusları büyük ölçüde azalmış, önemli bir kısmı da bölge dışındaki ülkelere göç etmiştir. Bölgeyi fetheden Müslüman halkları, diğer halklarla bazen çatışmalara girmekle beraber katliamlara ve  zorla Müslümanlaştırma politikası uygulamamışlardır. İslam'a geçişler asırlarca süren zaman zarfında bireylerin iradesiyle olmuştur.

 

       Eğer, Araplar, Türkler, Kürtler ve Farslar, Müslüman olmasaydı, bunların yerine Rumlar, Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler, Marunîler, Kıptiler ve Yahudiler Müslüman olsaydı Ortadoğu’da demografik yapı tersi bir durumda olacaktı. Bunun sonucunda Araplar, Arabistan yarımadasından çıkma olanağını bulamayacaklardı. Türkler, cihan imparatorluğu kuramayacakları gibi, Anadolu’ya girişleri de ya asimilasyona uğrayıp azınlık durumuna düşme ya da Avrupa Hunları gibi topyekûn asimile olabilirlerdi. Kürtler de, ya Zagros’ta küçük bir grup olarak kalacaklardı ya da Müslümanlığı seçen halklara asimile olacaklardı. Farslar için de durum pek farklı olmayacak, nüfusları daha da azalacaktı.

 

       İslamiyet’i milli dinleri olarak kabul etmeyen halklar, eğer milli dinleri olarak Müslümanlığı kabul etmiş olsaydılar ne olurdu? Bu halklar, başka halklardan İslam'a geçiş sayesinde ve yerleşik kültürün etksiyle  kendilerine katılım çok hızlı ve kısa zamanda ve sayıca daha fazla olacağından şimdiki sayılarından bir kaç kat daha fazla olaçaklardı. Buna göre Yunanlılar, Yunanistan’ın dışında Anadolu’nun büyük bir bölümüne ve Suriye sahillerine hâkim olabilirlerdi. Ermeniler, Doğu Anadolu, Batı İran ve Azerbaycan’a hâkim olabilirlerdi. Süryaniler ya da Aramice konuşan halklar Suriye, Irak, Güney Batı İran ve Güneydoğu Anadolu’ya sahip olabilirlerdi. Yahudiler de belki Fırat ile Nil arasındaki vaat edilmiş toprakların hepsini belki de daha fazlasına sahip olabilirlerdi. Kıptiler de Mısır’a beklide Kuzey Afrika’nın tümüne sahip olabilirlerdi.

 

       Böylelikle, Hıristiyan öğretisiyle donatılmış bilgi ve yerleşik hayatın kültürü, dönemin koşullarına göre daha sosyal ve adaletçi, höşgürülü ve özgürlükçü İslam anlayışıyla şahlanmış göçebe ve yarı göçebe kültürü karşısında yetersiz kalarak hezimete uğramış, zaman içinde eriyerek yok olmayla karşı karşıya kalmıştır.

                     

Bu yazı 6785 defa okunmuştur .

Son Yazılar