Oruç amaç mıdır, yoksa araç mıdır?
Ahmet Polat

Ahmet Polat

Oruç amaç mıdır, yoksa araç mıdır?

25 Temmuz 2012 - 19:01

    İslam’ın beş farzından biri olan oruç, Allahın rızasını kazanmak, fakirin psikolojik halini anlayıp zekât vermeyi teşvik ederek yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak, ruhu disiplinsize etmek ve sağlığı düzenlemek gibi hikmet ve faydaları vardır… Zekât kurumu, zengin sınıftan fakir sınıfa doğru parasal akış sağlayarak hem sınıflar arası çatışmayı önleyip, düzenli ilişkiler sağlamak hem de bu para akışıyla da sınıflar arası kısmen de olsa servet dağılımını vicdan yoluyla sağlamaktır…




 




    Çağımızda sınıflar arası sosyal adaleti sağlamak için liberalizm ve sosyalizm ideolojileri geliştirilmiştir. Hem bu ideolojilerin gelişip sosyal hayatı etkilemeleri açısından fazla bir geçmişe sahip olmamalarıyla birlikte, yaşanan kriz ve felaketlerde otoritenin tüm bireylere ulaşamaması hem de bu ideolojilerin gelişmediği yerlerde yaşanan sefalete ek olarak, refah ve adaleti sağlama iddiasında bulunan sosyalizm de çökmüş, birçok halk sefaletle yüz yüze kalmıştır. Sosyoekonomik sorunlarda oluşan boşluklar düşünüldüğünde zekât; din ile vicdana yerleştirilen, işlemesi de vicdanla orantılı olan, geçmiş çağlardan günümüze kadar kriz ve felaketlere bakılmaksızın düzenli olarak işlemesi farz kılınan tamamlayıcı bir kurumdur…




 




    Üretim araçlarının ortak mülkiyetini savunan sosyalizm, modern fikrini Karl. Marx tan alır, ancak kökeni Ütopyalara dayanır. Thomas More’ın, “Ütopya”ve Campenalla’nın “güneş Ülkesi” adlı yapıtlarında, halkı bir ada içinde düşünürler. O ada içindeki bütün maddi ve manevi varlıklar halkın ortak malı olarak hayal edilir.




 




    Kişinin hak ve özgürlüğünü temel alan, özel girişimciliği ve serbest piyasa ekonomisini savunan liberalizm ise modern kurucusu Adam Simit’tir; ancak kökeni İbni Haldun’a ve daha da geriye dayanmaktadır.




 




    Gerek İslam coğrafyasında yaşanan cehalet ve sefalet gerekse de zekâtın bireyleri hazıra ve tembelliğe teşvik ettiği iddia edilmektedir. Müslümanların, İslam’ın okumaya, tefekküre ve insanlığa faydalı olma gibi sosyal yönünden çok şekli yönüne bakıp, sosyal yönü olan zekât vb. parasal ibadetleri yeteri kadar ifa etmemekle, zekâtın, Müslüman toplumlarında düzenli işlememesine ve dünyadaki sosyal adalet ve dayanışma düşünce platformlarında yeteri kadar anlaşılıp, önem kazanmamasına neden olmuştur…    




 




    Yüce yaratıcı, insanlığın avcı ve toplayıcı toplumlarından tarım toplumlarına geçişi döneminde sosyal ilişkileri düzenlemek için dinler, peygamberler ve suhuflar göndermiştir. Tarım toplumuna geçilmekle şehirleşme olgusu çoğalmış, ticaret ve sanat gelişmiş ve toplum içinde çeşitli sınıflar oluşarak karmaşık yapı haline gelerek devletler ortaya çıkmıştır. Yüce yaratıcı da bu karmaşık yapıyı düzenlemek için dini sürekli reformize ederek, yetersiz kalan din ve suhuflar yerine, yeni dinler, peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Sırasıyla Müsevilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gelmiştir. Örneğin Hz. İbrahim’in dünyanın teşkilatlı ilk devleti olan Akad devleti hem de bu devletinin en zalim hükümdarı Naram Sin(Nemrut) döneminde gelmesi rastlantı değildir.




 




    Birkaç asırlık geçmişe sahip olan liberalizm ve sosyalizmin olumlu ilkelerini on beş asır önce bünyesinde barındırarak, ortaçağ ve sonraki modern çağlarda karmaşık hale gelecek olan sosyal hayatı düzenlemek ve insanlığı endüstri devrimine henüz ortaçağdayken hazırlamak için İslam dini inmiş ve kur-anda bilime ait şifreler verilmiştir… Kur-an-ı kerimde, demirin yukarıdan indirildiğini… Dünyanın yuvarlak olup, diğer gezegen ve yıldızlar gibi yörüngesinde döndüğünü… Sulu yerlerden su alınıp, kuru yerlerin yağmur ile sulandığını… Anne karnında insanın oluşum evrelerini ve insanların parmak uçlarının farklı olduğunu vurgulanmakla, insanlıktan, önem ve titizlikle artık bilimle uğraşmaları istenmesi, Kuran-ı kerimin bilimsel yönünü ve bilimsel hayata geçiş için teşvik edici özelliğini göstermektedir…   




 




    Görüldüğü gibi ibadet yoluyla tutulan oruç; zekât, fitre ve diğer hayır vecibelerin yerine getirilmesi için önemli bir araçtır. Onun için bu mübarek oruç ayında tuttuğumuz orucun amaçsız kalmaması için mutlaka fakirlere ulaşılmalıdır. Eski parayla kimisi 50 milyon, kimisi 500 milyon, kimisi de 5 milyar ve daha fazlası verebilir. Önemli olan herkesin gücüne göre ve üstüne düşeni vermesidir. Meblağ önemli değildir. Hayırlı ramazanlar.            

Bu yazı 8476 defa okunmuştur .

Son Yazılar