Osmanlı\'dan Cumhuriyet\'e intikal eden miras
Ahmet Polat

Ahmet Polat

Osmanlı\'dan Cumhuriyet\'e intikal eden miras

24 Mayıs 2012 - 12:44

    Osmanlı devleti yıkılıp, Cumhuriyet kurulduğunda, Cumhuriyet, son zamanlarını demokrasi ve çağdaşlaşma sancıları ile geçiren bir toplum devralmıştır.








    Yeni devletin kuruluşuyla gerekli olan yönetim örgütü, eğitim sistemi, mali sistem, Parlamenter sistem, siyasi parti ve çeşitli siyasi kurumlar Osmanlı’dan miras kalmış, Cumhuriyet’in kuruluş döneminde askeri, siyasi, sanatçı, gazeteci, aydın ve elit yetişmiş insan kadroları da, yine Osmanlı’dan intikal etmiştir.








    Osmanlı döneminde yaşanan demokratikleşme ve modernleşme süreci, deneyim olarak Cumhuriyet’e aktarılmıştır. Osmanlıdan Cumhuriyet’e devredilen en önemli nitelik ise, değişmenin, tavandan tabana doğru devlet eliyle olduğu ve kısa dönemde hedefine ulaşılacağına inanılmasıdır.








    Osmanlı döneminde, Lale Devri’nden 2. Meşrutiyet’e kadar yapılan değişimler, sosyal ve kültürel alanda göreceli bir şekilde olup, genelde çok uluslu imparatorlukta halkın taleplerini karşılamak, Avrupa devletlerinin müdahalelerini bertaraf etmek, ekonomik bunalımı hafifletmek ve devletin modern dünya ile bağdaşlaşmasını sağlamak için yapılmıştır; ancak bunun faturası da, birkaç padişahın ve sadrazamın öldürülmesi ile tahtan indirilen padişahlarla, görevden alınan sadrazamlarla sonuçlanmıştır.








 








    Ancak, Cumhuriyet döneminde sosyal, siyasal, hukuk, eğitim ve din gibi kültürün tüm alanlarında yapılan değişimler, var olanı geliştirmek yerine, topyekûn bir kültür değişikliğini hedeflediği için, buna karşı çıkılmıştır. Cumhuriyet Rejimi de, Osmanlıdan edindiği tecrübeyle, Osmanlı yönetimlerinin yenilik teşebbüslerinde uğradıkları hezimeti yaşamamak için, hukuk dışı olarak kurulan İstiklal Mahkemeleri ile karşı çıkan unsurları elimine edip, bertaraf etmekle de, topluma sosyal bir trajedi yaşatmıştır.








 








    Osmanlı döneminde, şeklen demokrasi ve modernleşme olmamakla birlikte, fikren ve uygulamada farklı din, mezhep, ırk, sınıf ve kültürden olanlara karşı hoşgörü ve birlikte yaşama ile kültürünü yaşatabilme ortamı sağlanmıştı; ancak, tek olumlu yanları Mebusan meclisini açmış olan ittihatçıları ve dönemlerini, kendilerinden olmayan farklı din ve ırklara yaptıkları baskı ve dayatmalarıyla Osmanlının dışında tutup, hem fikri hem de organik olarak İttihatçılar ile Cumhuriyet kadrolarını halef selef bağlamında değerlendirmek gereklidir. Cumhuriyet döneminde ise, şeklen demokrasi ve kılık kıyafette modernleşme görülmesine rağmen, fikren ve uygulamada farklı din, mezhep, ırk, sınıf ve görüşten olanlara baskı ve dayatmalarla Rejimin ideolojisine dayalı tek tip adam yaratma çabalarıyla da Osmanlının gerisinde kalmıştır.








 








 








    Cumhuriyet döneminde, halk arasında günlük hayatı ilgilendiren konularda değişmeler yaşanırken, zihniyet, halk kültürü gibi konularda süreklilik yani statüko hakim olmuştur.

    Sonuç olarak, Cumhuriyet’in kurucu kadroları, Osmanlı’dan kalan toprak ve toplum üzerinde çağdaş bir devlet inşaa etmek gayesiyle, kültürün tüm sahalarında geniş çaplı değişimler yapmışlardır. Kısa dönemde bakıldığında ilk önce demokrasi vaat eden Cumhuriyet Rejiminin, sonradan hoşgörü ortamından yoksun olarak totaliterleştiği ve “radikal” olarak nitelendirilen bu değişimleri, uzun dönemde bakıldığında, hoşgörü ortamına sahip, mutlak bir rejim olan Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan yenileşme ve modernleşme çabalarının, Cumhuriyet döneminde totaliterleşerek devam eden uzantıları olduğu görülmektedir.



Bu yazı 26155 defa okunmuştur .

Son Yazılar