40 Gün Kendini tut! Alışveriş etme!
Ayşe Reşad

Ayşe Reşad

40 Gün Kendini tut! Alışveriş etme!

27 Eylül 2011 - 03:31

Efendim, Faceebook’da bir etkinlik başlattık, hepinizi bekliyoruz:

 

40 Gün Kendini tut! Alışveriş etme! Sloganımız bu..

 

http://www.facebook.com/event.php?eid=147411972019547#!/event.php?eid=147411972019547

 

1 Ekim’de başlayıp 40 gün sürecek, inşaAllah. Bazıları da dün başladılar.

 

Etkinliğimizden amaç:

 

Tüketirken bizi tüketen, alışkanlıklarımızı değiştiren, akılda olmayanı akla getirip, taa yüreklerimizin içine sokarak, aslında hiç ihtiyacımız olmayan şeylere sahip olamadığımız için bizi zorla “mutsuz” eden ve türlü oyunlarla bizi kendine meftun eden bu düzene “hayır!” demek.

 

-----

Bir kukla oynatıcısı düşünün, ipin ucundaki kuklalarız sanki bizler..Yönlendiriliyoruz, yönetiliyoruz farkında olmadan. Anacığım “Tut bir düzen, para kazan” derdi.. İnanın aynen öyle.

 

-----

Bakın kendinize ve evinize;

 

Tıkabasa dolu giysi dolaplarına, ev eşyalarına, mutfağınıza, buzdolabınıza..

 

Ve düşünün, acaba hangisi olmazsa yaşayamazsınız?

 

İşte can alıcı soru bu! Haydi sorun kendinize..

 

“İhtiyacın yok ama al!” Çağın sloganı da bu.

Ya da “Bak onda var, sende neden olmasın?!”

 

Birisi de çıkıp: “İhtiyacım yoksa neden alayım?” diyemiyor, kıramıyor zincirleri, ezberleri bozamıyor..Elindekiyle kanâat etmiyor, şükretmiyor. Hep kendinde olmayanı istiyor, hem de hırsla. Hep sahip olamadıklarında gözü-gönlü..

 

Böylece şimdi evlerimizde hiç girmediğimiz odalarımız, kullanmadığımız bir yığın eşyamız var..Eşyanın hizmetinde çekilmez bir ömür..Üstelik de aldıkça mutsuz olan, hırsı arttıkça birbirinden kopan, sürekli yalnızlaşan insanlar.

 

Deniz suyu içmek gibi bir şey bu, içtikçe susuzluk artıyor.

 

Bu bir kısır döngü, savruluyor çağın insanı.

 

Ama biz “İhtiyacım yoksa neden alayım?” diyeceğiz inşaAllah ;)

 

Çünkü müslüman farklı olmalı, farkında olmalı, fark yaratmalı.

 -----

Düşünebiliyor musunuz salata kurutma makinası yapmışlar :)

 

Bu sadece basit bir örnek, siz çeşitlendirin bunu, daha neler var neler..Ne gerek var tüm bunlara oysa?..

-----

Bu etkinlik sayesinde en azından zaaflarımızı keşfedeceğiz inşaAllah..

 

Bize zorla dayatılanları, en güzel ambalajlarda, bin çeşit süs içinde sunulanların hilelerini..

 

En kutsal değerlerimizi, kendi kapitalist emelleri uğruna hiçe sayarak, göz göre göre yüreklerimize-kafalarımıza sokanları, bin kurgulu oyunlarını..

 

Reklamları şöyle bir izleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız..

 

Mesela şu an ilk aklıma gelen: \"Benim babam Toyota gibi adam!\" cümlesi!

 

İnsanın kanını donduruyor! Bu bir araba reklamı..

Çocuk diyor ki: “Benim babam Toyota gibi adam!”

 

Masum görünüyor değil mi seyrederken? Hatta komik bulanlar da vardır.

 

Ama öyle değil! Babanın çocuk için ne olduğunu, neleri temsil ettiğini ve de bir çocuğun babasının hangi özelliğiyle övünmesi gerektiğini düşünün, bir de bunu!

 

Şuuraltına gönderilen mesajlara bakın siz! Mal üzerinden insana değer biçmek daha doğrusu insanı değersizleştirmek.

 

“Benim babam Toyota gibi adam!”

Kapitalizmin oyununa bakın!

İnsanı değersizleştirmesine, onurunu ayaklar altına almasına!

 

Ve yine nette dolaşan bir videodaki küçük yavrunun \"idare edemem anne, idare edemem!\" çığlıkları geliyor kulağıma!

 

Vee.. “İhtiyacın yoksa bile al” diye dayatan bin çeşit senaryo!

 

Diyorum ki efendim, gelin biz idare edelim, kanâat edelim, şükredelim ve kimliklerimizle direnelim.

 

Hala oluşturamamışsak kendi kimliklerimizi, bu 40 gün alıştırma olsun işte ;)

 

40 günün hikmeti malumdur, etkinliğimizin açıklamasına da yazdım..

 

-----

 

Bu etkinlik; Gönüllerimiz kapılmasın, “hayır!” demeyi öğrenelim adına, bir soru işareti oluşsun kafalarda diye işte.

 

Evet ihtiyacımız olmayan şeyleri dahi bize en sevimli gösteren çağın kapitalist dayatmalarından uzak 40 gün teklif ediyorum herkese..

 

“Peki sonra ne olacak?” mı diyorsunuz?

 

Alışacağız tabii ki efendim ;) 40 günün hikmetlerinden biri de bu.

 

Çoğunluk için- istisnalar her zaman konumuz haricidir belirteyim- yemek-içmek, nefes almak gibi zaruretten olan “alışveriş tutkusuna” işaret etmek, dikkat çekmek için yola çıktık.. Yani hastalığı teşhis etmek bir bakıma.

 

Herkesin bir lahza durup, düşünmesini sağlamak..Kişi katılmasa bile etkinliğe, en azından azıcık durup düşünecek.. Kafalarda bir soru işareti bile kardır ;)

 

Bu yüzden etkinliğin geniş kitlelere duyurulması gerekiyor..

 

Umarım sizler de katılırsınız.

 

Uzun olacak ama şu iki yazıyı da okumanızı tavsiye ederim, muhabbetle efendim..

 

Ayşe Reşad

 

 

Nurgül Keskin AVM\'lerde görülmeyen bir çok tehlikeyi araştırdı.

 

“TÜKETİRKEN” tükeniyoruz! Modern çağda toplumumuz ve insanımız birçok “değerini” kaybetti. Üretim ve tüketim alışkanlıklarımız değişti. Kapitalist sistem “bize” dair ne varsa çarkları arasında ezdi. Görsel ve yazılı medya, reklam ve pazarlama teknikleriyle “tüketim” çılgınlık boyutuna ulaştı. Sanayileşen ve hızla büyüyen şehirlerde AVM’ler adeta “tapınaklar” haline geldi. İnsanlar, akın akın bu merkezlere gidiyor.

----

Danışman Avi Alkaş: \"Alışveriş merkezlerinde hiçbir şey tesadüf değildir,\" diyor.

 

Satın alma güdüsünü artırmak için havaya elma ve tarçın kokusu sıkılıyor, vitrinlere göz atalım diye yürüyen merdivenlerin her gün yönü değişiyor.

----

 

Modern hayatın olmazsa olmazları arasına giren AVM’lerin “BİZ” den alıp götürdükleri;

 

1-AVM’ler de size zamanı “hatırlatacak” saat yoktur. Gözünüze çarpar da vaktin geçtiğini görürseniz “alışveriş”ten olursunuz mazaAllah.

 

2-AVM’lerde pencere yoktur. İçerinin ışık seviyesi sabittir. Bu şekilde günün “nasıl” geçtiğini anlayamazsınız. Siz hafif, dinlendirici müzik eşliğinde alışverişinizi yaparken, bir dostunuz ararsa, o zaman “akşam” olduğunu anlarsınız.

 

3-AVM’lerde ışıltılı vitrinlerde “kocaman puntolarla” yazılmış indirim oranları gözünüze çarpar. Cazip renklerle “satın alma” dürtünüz harekete geçer .

 

4-AVM’lerde dinlenmek için yeterli sayıda oturak bulamazsınız. Sürekli gezinmek zorunda kalırsınız.”Oturmamanız için” her şey planlanmıştır.

 

5-AVM’ler satın alınan eşya ile size “sıcaklık” sunuyor. Her alışveriş “bir dostluk” ilişkisidir. Bu duyguyla insanlar, ihtiyaçları dışında bir çok eşya satın alıyor. “Bilinç altımız” tehlikede!

 

6-AVM\'ler adeta “mal”a karşı oluşturulan “açlık” giderme merkezi haline gelmiştir. İnsanlar “saatlerce” rafların arasında dolaşıyor, inceliyor, dokunuyor, hesap yapıyor. İnsanın, manevi ve toplumsal ihtiyaçlarını gidermesi yerine “yeni ihtiyaçlara” muhtaç hale getiriyor.

 

7-AVM’ler kredi kartları ile “sınırsız alışveriş” vaad ediyor.

 

AVM ‘lerin “büyülü” atmosferi “sahip olma” arzusunu tetikliyor. “Bedava” duygusunu pekiştiriyor. Size “avantajlı” sunulan ödeme planlarıyla “gelecekten” alışveriş yaptığınızın farkına varmıyorsunuz.

 

8-AVM’lerde çocuklara sunulan yapay dünya ile “geleceğin müşterileri” yetişiyor. Çocuklar, artık park ve bahçelerde oynamıyorlar. Doğal ortamda koşmuyorlar,bisiklete binmiyorlar.Hayal dünyaları, algı kalıpları sınırlı olan, var olanla yetinen bireyler yetişiyor.Nesillerimiz elden gidiyor!

 

9-AVM’ler “stres atma” mekanları haline geldi. İnsanlar içinde bulundukları depresif halleri “alışveriş” davranışı ile deşarj ediyor. Ruh sağlığımız tehlikede!

 

10-AVM’ler e “küçük esnafı” mızı kurban kurban ettik. Artık mahalleye dair öğrenmek istediklerimizi soracağımız “bakkal amca” mız yok. Toplumumuza “banane”cilik ve “neme lazım”cılık hakim olmaya başladı. ”Güvende” miyiz?

 

11-AVM’ler de starbucks tarzı birçok kafe ve fast-food firmaları, nesillerimizin “ruh ve beden sağlığı”nı tehdit ediyor. Gün geçtikçe “obez” bir toplum haline geliyoruz.

 

12-AVM’lere giden İslami kesim namaz kılmak için mescide, “devasa” alışveriş merkezinin, en ücra köşelerine en alt veya en üst katlarına “işaret levhaları”nı takip ederek binbir zahmetle ulaşıyor. Sanki namaz “kılmamaları” için her şey yapılıyor.

 

 

Kâbe derununda kıble iktizâ etmez!

 

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=935053

Bu yazı 9307 defa okunmuştur .

Son Yazılar