Amerikalı Abdullah
Ayşe Reşad

Ayşe Reşad

Amerikalı Abdullah

05 Mart 2008 - 02:51

Yaşanmış bir hikaye bu anlatacağım..Birebir yaşayan ve ilk ağızdan anlatan Mısırlı bir Hoca; Muhammed Salih. Bir televizyon kanalında kendisi anlattı
–Ennas Tv-Nil Sat-

Dinleyince çok duygulandım ve \"tüm gönüllere ulaşsın\" dualarıyla, kaleme aldım yüreğimce..Sesimizi yüreklere duyuracak ancak O’dur..O’na hamd ve niyaz ile başlarım; Bismillah

Tebliğ ve irşad çalışmalarım için arkadaşlarımla birlikte Amerika’da idim..

Birgün, her zaman sohbet ettiğimiz cami cemaatinden Suriyeli bir Müslüman kardeşim, yanında bir Amerikalı ile çıkageldi..Ve bana, meşhur bir iş adamı olan bu Amerikalı’nın Müslüman olmak istediğini söyledi..

Tarifsiz sevindim, mutlu oldum. Nasıl sevinmem, Rabbimin inayetiyle ateşlerden bir can daha alınmıştı.. Kucakladım O’nu ilk önce, bağrıma bastım kırk yıllık dostmuşçasına..Ki öyleydi de, ezelden tanışan ruhlarımız şimdi buluşmuştu işte..

Gözleri ışıl ışıldı; Yanakları pembeleşmiş, mahçup bir eda, biraz da şaşkınlık ve sabırsızlıkla yerinde duramıyordu..Kuş gibi çırpınan yüreğinin sesini duymak mümkündü adeta..

Şefkatle sordum O’na;

-Neden Müslüman olmak istiyorsun?

Sanki bu sualimi bekliyormuşcasına heyecanla anlatmaya başladı;

-Ben dedi çok zenginim..Neredeyse tüm dünyalara sahibim; Şirketlerim, katlarım, yatlarım, arabalarım, oteller zincirim..Aklınıza ne gelirse her şeyim ama her şeyim var. Şimdiye kadar bedenimin tüm şehvetlerini tatmin ettim; hangi kadını istediysem aldım, ne ve nerde yemek istediysem yedim-içtim, nereye gitmek istediysem gittim..

Her şeye sahibim evet ama içimde hep bir tatminsizlik hep bir huzursuzluk var..Mutlu değilim, olamıyorum da..Şehevi arzularımı tatmin ettiğimde bedenim gülüyor ama içim yangın yeri hep..10 kez intihar teşebbüsünde bulundum..Ölemedim.

İşte bu hal ile yaşarken, daha doğrusu yaşayamazken, birgün işte şu yanımdaki Müslüman kardeşimde, bende olmayanı gördüm..Hep hasretlisi olduğumu, hep aradığımı, içimin yangınını söndürecek buz gibi serin suları O’nda gördüm ve adeta vuruldum..Güçlü bir mıktanıs gibi çekti beni o hakikat ve “İşte Bu!” dedim..

Birgün alışık olmadığım bir vakitte ofisime gitmiştim, yardımcım yerinde yoktu, odasına girdim..Bir de ne göreyim adam içerideki lavaboda, garip hareketlerle yüz, el-kol ve ayaklarını yıkamıyor mu?

Benim o modern, o güzelim banyomda ayaklarını yıkamak, burun temizlemek olacak iş miydi? Birden sinirlendim, ama belli etmemeye çalışarak sordum;

-Neden ayaklarını burada yıkıyorsun?

Saf ve tertemiz yüzüyle baktı ve bana;

-Abdest alıyorum, namaz kılacağım dedi..

İlk defa duyuyordum bunu.. -Abdest nedir? dedim..

-Biz Müslümanlar namazdan önce abdest alırız; Huzura girmek için bir dilekçe gibidir abdest. Hem temizlik, hemde vücuttaki statik elektriği nötrlemektir. Hem de abdest aldıkça, o uzuvlarla işklediğimiz günahlar bir bir dökülür manen..Tertemiz çıkarız huzuruna Yaradanın..dedi.

Yüzüne baktım ışıl ışıldı..Belki de sır, bu abdestteydi..Öyle ya, günde 5 vakit manen günahlardan arınıyorlardı..Yine beni vuran önemli bir nokta; Yıllardır beraber çalışırız O’nu hiç mey’us, umutsuz, hüzünlü görmemiştim..

-Nedir sır? Dedim.

Dedi ki;

-Biz Allah’a inanıyoruz. Bu inançla bilirim ki bana isabet edecek bir şeyi, O’ndan gayrısı önleyemez; O’ndan gayrısı ne zarar verebilir ne de fayda..Ve bizler başımıza bir şey geldiğinde; Musibetse, sabreder sevaplanırız..Ni’met verildiğinde ise; O’ndan olduğunun idrakiyle sadece O’na şükreder sevaplarınız..

Şaşkındım..Bu iman, bu teslimiyet..Bu rıza, bu boyun eğiş karşısında..İçimi yokladım, meylediyor, akıyordu sanki O’na..

O’nun işaretlediğine..Huzura..Kurtuluşa..Sımsıcak oluvermişti içim birden..Ömrümde tatmadığım bir özlemle, ani bir kararla dedim;

-Ben de senin gibi olmak istiyorum! Akmak istiyorum bu kalbimin meylettiği yöne..O’na.. “Tamam” dedi ve işte buradayız..

Sözlerini bitirince tekrar kucakladım O’nu muhabbetle..Önce yıkanması gerektiğini anlattım tatlılıkla..Heyecanla uyguladı. Kelimey-i şehadeti söylettim sonra..

Ama nasıl? İnanın ömrümde böyle bir sahne görmedim ben! Adamın vücudu elektriğe kapılmış gibi titriyor, gözlerinden yaşlar akıyor..Bu hal ile tekrarladık beraberce 1, 2, 3 kez..

Sonra sakinleşti..

SubhanAllah yüzüne baktım, sanki bir nur inmiş..Bambaşka oluvermişti bir anda..

Gözlerini açtı ve heyecanla titreyerek bana;

-Bu sırlı kelimeler nedir? Diye sordu..Ve devam etti aynı şevkle; Bunlar bambaşka, bu bir sihir sanki, sanki sırlı bir parola bu! Bana bambaşka bir alemin kapılarını açtı..

Pırıl pırıldı yüzü..Durmadan ağlıyordu..

Ürperdim bu manzara karşısında.. Günde kaç kez tekrarlayan ama sırrına eremeyen bizler ahhh! Gelin de görün ey Müslümanlar şu sihirli kelimenin, nasıl uzman bir cerrah gibi kalpleri şerhedip tedavi ettiğini..Gelin yapışın buna İçte ve dışta, hal ve kal ile..Durmadan tekrarlayın!

“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühü”

Hani diyor ya Rabbimiz; “Elem neşrahleke sadrek”

Demek ki bu şehadet, ihlasla, huşuyla, O’na şiddetli meyille, aşkla, hudutsuz imanla söylendiğinde kalbi yarıp, içini temizliyor, cesedi ve ruhu dönüştürüyordu; Yepyeni bir insan, yepyeni bir kimlik çıkıyordu ortaya;

Şehadet öncesi: Karanlıklar-Gurbetler
Şehadet sonrası: Nur - Mu’min-Muslim

Ahh ahh..

Bunları izah ettim O’na..

Ve O, taptaze imanıyla çocuklar gibi neş’eli ve safça;

-İnanır mısınız dedi, bu sırlı kelimeyi söylediğim anda içimde bir şeyler oldu, bir huzur, bir rahatlık, bir tatlılık hisettim..Şimdiye kadar hasretlisi olduğum, hep aradığım ne varsa bir anda içime doldu; kalbimin aniden değiştiğini hissettim.. Tüm sancılarım demek ki bu doğum içinmiş! Yaratıcıma bin şükür..Ben artık az önceki ben değilim..Yeni doğdum sanki! Ahhh daha önceleri nerelerdeydiniz?

Abdullah adını verdik O’na kendi arzusuyla..Koskoca adam, çocuklar gibi sevinçli ve mutlu;

“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühü” diye sürekli tekrarlayarak gitti..

Yolun açık olsun Abdullah..

Darısı bizim Abdullahlara ola..

“Ol mahiler ki, derya içredir deryayı bilmezler”

Ayşe Reşad

Bu yazı 2247 defa okunmuştur .

Son Yazılar