Sabır Taşı
Ayşe Reşad

Ayşe Reşad

Sabır Taşı

12 Eylül 2011 - 03:49

“Bir varmış bir yokmuş..”

....

 

Sabır taşı nedir bilir misiniz?

 

Hani daha bilgisayarın her eve girmediği, toplumu esir almadığı, aileyi, arkadaşları ve hatta kişiyi kendi kendine “el” etmediği devirlerde, yani eskiden, çok çook eskiden(!) herkesin yürekle, gözle-sözle, yanyana-cancana iletişebildiği dönemlerde, büyükler çocuklara masallar anlatırlardı ya?..

 

İşte o zamanlar anlatılan masallarda duyardık hep bu gizemli taşı..Masalın kahramanı, derdini bir sabır taşına anlatır, taş şişer şişer çatlardı kimi zaman, sonunda da esas kız, mutlaka sabrın mükafatını görür, saadete ererdi..

 

Hatta Necip Fazıl Kısakürek’in “Sabır Taşı” isminde, masal tadında 3 perdelik bir tiyatro eseri varmış ki hiç duymamıştım, yeni öğrendim..Araştırdım, bu piyeste de, derdini sabır taşına anlatan ve sonunda muradına eren bir kızın hikayesi var..

              

Şimdiye kadar ben, sabır taşını “Kaf dağı”gibi bir masal ögesi sanıyordum..

 

Meğerse efendim, sabır taşları gerçekten varmış, tasavvuf kültürümüzde..

 

Hem de ne derin anlamlar taşıyormuş, bilseniz..

 

Dergahlarda bir ömür boyu dervişler tarafından oyularak yapılan, hepsi de harikulâde birer san’at eseri olan bu taşlar, günümüzde dahi mevcutmuş..

 

Konya Mevlana Müzesi’nde, bunlardan bazıları hâlen sergileniyormuş.

 

Bunu öğrenince, daha önceki ziyaretlerime yandım..Keşke haberim olsaydı da gitmişken, asırlar sonra bir mermerin nakşından bize tebessüm eden derviş yüreklerine, bin merhaba deseydim ah..

 

Hiç ek yeri olmayan bu sabır taşları mermerdenmiş efendim..

 

Derviş mermeri alır, hayatı boyunca oyar dururmuş..Çoğu zaman ömrü vefa etmez, oğlu devam ettirirmiş yarım kalan sabır taşını ve yine bitmez, genellikle de torunu tamamlarmış.

 

Nette araştırdım deniyor ki;

 

“Sabır taşları medrese ve dergâh girişlerine asılırdı. Bunun anlamı şu idi: Sabır taşları tasavvufta çekilecek çilenin, görev yolunda başını koymanın, ilme ve hizmete kendini vermenin bir göstergesi kabul edilirdi. Öğrencilere ve müritlere örnek olması açısından da medrese ve dergâh girişlerine asılırdı.”

 

Aslına bakılırsa, dervişin yaptığı; sabrı öğrenmek, nefsinin sivri yanlarını törpülemek, hizâya getirmek. Taşa değil, kendisine çeki-düzen vermek.

 

“Dur!” demek kendine,.. “Çağa uyma, kapılma, bak dünya fâni” demek,

 

İçine-yüreğine doğru bir yolculuğa çıkmak.

 

Nefsine “Allah’ın gör dediği yerden” bakarak, fazlalıkları yontmak..

 

Kul olmak, iki dünyaya yarar adam olmak kısaca.

 

Ve..Tabii ki çağlar ötesine zarif mesajlar vermek.

 

Zaten hangi iş ki, içinde yürek vardır, aşk vardır, ölümsüzleşir.

 

Fâniyi bâki yapmanın simyası bu işte.

 

Öyle ya bakın bizler dahî aldık mesajları, bir garip derviş yüreğinden:

 

Vazgeçme! Sabret! Düştüysen kalk! Sebat et! Acele etme! Çalış!

 

Yüreğini arındır! Günübirlik yaşama! Ufka dik gözlerini.

 

----

 

Nefslerimiz mermer, bizler de birer taş ustasıyız!

 

Mesaj: “Haydi sen de kaya gibi sert nefsini kes, biç, yont, oy, işle!”

 

----

 

Şimdi ne sabır taşları var, ne de onları oyan güzel zarif insanlar..

 

Derinlikten bîhaber, kolaycı, maddeperest, günübirlik yaşayan, hiçbirşeye tahammülü olmayan, hiç kimseyi, hiç birşeyi umursamayan, tek derdi nefsinin keyfini yapmak olan bir yığın sığ ruh ah..

 

Tutunamıyoruz o yüzden.

 

----

 

          Allah sabredene sarı altın takar!

 

Rahmetli Anacığım söylerdi bu sözü..O da annesinden almış, Allah ikisine de rahmet etsin..Şimdi de ben aktarıyorum size ;) İşte böylece yürek mirası kuşaktan kuşağa taşınıyor..

 

Anneannem bilge bir hanımmış..O’nun adı da “Ayşe” idi..Annem beni; “Anamın adı, ağzımın tadı” diye severdi hep :) Çok çileler çekmiş, çok gün görmüş geçirmiş..Hatta bana “Ayşe” adını koymak isteyince demiş ki Anneannem; “Ayşeler talihsiz olur, koymayın.”

 

Ya kendisi çok acılar yaşadığından, ya da Ayşe Validemiz radıyallahu anha, Efendimiz’den erken ayrılmak zorunda kaldığı için, böyle demiş olabilir, diye düşünürüm hep ben de..

 

Maalesef yetişemedim, çok az hatırlıyorum, ben 3 yaşımdayken vefat etmiş..Rabbim kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe eyleye..

 

Annem çok anlatırdı, kasabamızın genç gelinleri çok severlermiş O’nu..“Ayşe Ana” “Ayşana” der, koşarlarmış hep, dizinin dibine oturur, dertlerini anlatır, öğütlerini dinlerler, bir dediğini iki etmezlermiş..

 

Zaten efendim, eskiden nerde öyle, “azıcık huzursuzum, haydi psikolojik destek alayım” “depresyondayım bir kaç seans lazım” falan.. Yok öyle şeyler. İşte böyle Anneanneciğim gibi bilge hatunlar bu işi gönüllü üstlenirmiş.

 

Şimdi bakmayın siz apartman komşusunu bile tanımayan şu çağın talihsiz insanlarına..Eskiden her köyün, her mahallenin bilge hatunları mutlaka olurmuş. Böylece belki de yıkılacak yuvalar yıkılmaz, kırılan gönüller yapılır, hikmetli tavsiyeler yol gösterir, öğütler merhem olurmuş yaralara..

 

Toplum çimentosu görevi bu belki de.

 

Böyle kocaman yüreklere ne kadar da ihtiyaç var şu çağda değil mi?..

 

Şimdi bakıyorum da insanlarda sabır yok..Hiç kimsenin diğerine tahammülü yok.

 

Herkes “önce ben!” diyor. Hoşgörü yok..

 

Evlilikler de öyle, pamuk ipliğiyle bağlı sanki..

 

Bir bakıyoruz evlenmişler, aradan 1-2 yıl geçmiyor, “boşandılar” haberi geliyor.

 

E tabii eskiden gelinler evden çıkarken anne-baba, kızları yeni yuvasına ısınsın diye; “Bak kızım şimdi gidiyorsun, ancak cenazen gelir bu eve” derlermiş..Dönüş umudunu kesiyorlar ki gideceği yeni evine ısınsın, tam bağlansın, olası sorunlara sabırla göğüs gersin.

 

Şimdi öyle mi ya? Gelin giderken diyorlar ki; “Bak kızım sakın kimsenin kahrını çekme, ezdirme kendini, biz burdayız, odan hazır..” Tabii ki kızcağız da, ilk olumsuz durumda, ilk tartışmada tak kapıda, elinde bavuluyla koşup geliyor!..

 

Neden böyle olduk ki? Nereye bu gidiş?

 

Yıllık boşanma oranları korkutucu. Baktım da şimdi netten; Türkiye genelinde 2011 yılının ilk döneminde boşanma oranı, geçen yıla göre yüzde 0,4 artmış ve de evlenme oranı, boşanma oranından daha düşükmüş.

 

Allah sonumuzu hayreylesin.

 

Sabır imanla doğru orantılı. Allah’dan uzaklaştıkça insanlıktan çıkıyoruz.

 

Ne yapsak boş...

 

Acilen iman mektebine yazılmamız gerekiyor.

 

Muhabbetle efendim.

 

Ayşe Reşad

 

Okuyucuya not: Sabır konusunda başka şeyler yazmayı planlamıştım, ama kalem bu yöne doğru aktı, vardır bir hayr diyelim ;)

 

 

 

Bu yazı 14191 defa okunmuştur .

Son Yazılar