Ez Zeliyme, Ez Zeliyme...
Emine Fikriye Beledli

Emine Fikriye Beledli

Ez Zeliyme, Ez Zeliyme...

19 Kasım 2013 - 09:31

 

Ağlatan  kuvvetli bir ıstıraptı susuzluk. Başka bir âlem, başka bir diyar, akla gelmeyecek acı beldeleriydi…  İçleri  ağrıyordu su yokluğundan. Dillerde  ve gönüllerde  sürekli Allah’ın adı vardı.

“ Ya Sabur, Ya Allah! “

Ağır bir susuzluk sancısı. Kavurucu…

Suya bakıp da içememekti dertleri,  hayallemek hep hayallemek,  asla ulaşamamaktı dertleri asla erişememek. Acının bu çeşidi çok keskindi. Darmadağın ediyordu. Çocuklar ağlıyor, büyükler onları kucaklayıp avutmaya çalışıyordu. Gözyaşları birbirine  karışıyordu.  Anneler,   dillerini çocuklarının ağzına sokarak onları ağız sularıyla beslemeye çalışıyordu. Kelimelerin güç yetiremeyeceği büyüklükteydi hissedilenler. Fırat karşıda mahzun akıyordu. Onlara ulaşamadığı için mahcup akıyordu…

Bu acının yabancısı değildi Hüseyin. Can ve cânân dedesi geldi aklına.

 Susuzluktan ağlıyordu Hasan ve Hüseyin. Canlar dayanmıyordu hıçkırıklarına. Allah’ın en sevgili kulu, onların ağlamalarını duydu. İçi eridi  üzüntüden . Sohbet ettiği   sahabelerden ayrılıp  hızlı adımlarla Fatıma’nın evinin önüne yürüdü.

-Çocuklarım niçin ağlıyor ey kızım diye seslendi Hz. Fatıma’ya.

Dedesinin sesini duyunca nasıl mutlu olduğunu hatırladı Hüseyin. Dertlere dermandı sesi. O geldi mi sorunlar biterdi. HZ. Fatıma, aceleyle  kapıya çıktı.

-Susuzluktan ey babam!

Resul aleyhisselam, az ilerden  kendisine bakan ashabına dönüp

 -Suyunuz var mı diye sordu.

 Resul siyahı gözleri hüzün doluydu.

Ebu Hüreyre ve yanındakiler başlarını önlerine eğdiler. Kimsede su yoktu. Medine yanıyordu.

Çocuklarımdan birini bana getir ey kızım dedi Resul aleyhisselam.

Fatıma hızla içeri girdi. Hüseyin’i alıp çıktı.

Hüseyin ağlayarak dedesine koştu. Kollarını açmıştı.,

Resul,(s.av.) şefkatli kollarına aldı reyhanını. Dilini ağzına soktu. Dili emdikçe rahatladı Hüseyin. Ağlaması durdu. İç çekmelerine döndü.

Hasretle içini çekti Kerbela’daki Hüseyin. Kendisinden sonra dedesinin dilinden su içen ağabeyini hatırladı…

Hicretin altmış birinci yılıydı. Muharrem ayının onu.

 Resulullah ‘ın ailesi acımasızca katlediliyordu. Hüseyin’in oğlu Abdullah kucağında boğazından okla vuruluyordu.  Hüseyin’e koşan küçük  yeğeninin  eli kılıçla kesiliyordu.  Oğlu Ali,  küfelilerin kılıçları ile parçalanıyordu.

- Oğulcağızım diyordu Hüseyin, Allah seni öldüren kavmi öldürsün. Onlar Rahmân olan Allah’a karşı ayaklandılar ve Resululllah’a olan hürmeti saygıyı kaldırdılar. Senden sonra, dünya bana bir toprak yığınıdır. 

-Amcacığım!

 Yeğeni Kasım’ın sesine döndü Hüseyin. Başından kılıçla vurulup yere düşmüştü Kasım. Hüseyin yetişti yeğenine. Ona vuran Kufeliyi  tek darbeyle öldürdü. Amcasının acı denizi olmuş gözlerine bakarak ruhunu teslim etti Kasım.

-Kahrolsun seni öldüren kavim dedi Hüseyin onu kucaklayarak. Kıyamet gününde onların hasmı senin ceddindir!

Kâinatın  en kara, en bahtsız günüydü o gün. Resulullah’ın oğlu, onun oğullları ve kardeşleri  görülmemiş bir vahşililikle katlediliyordu.

Kalpleri zifiri kara yaratıklar, 

”Hüseyin benden ben Hüseyin’denim. Beni seven Hüseyin’i de sevsin diyen Resulullah’a rağmen O’nun oğlum dediği torununu öldürmeye çalışıyorlardı.

Kılıcına dayandı Hüseyin.

-Allah aşkına söyleyin diye seslendi düşmanlarına.  Acaba Resulullah’ın benim dedem olduğunu, Peygamber’in kızı Fatıma’nın benim annem olduğunu  ,Ali b. Ebî Talib’in benim babam  olduğunu, İslam’a ilk iman eden kadın olan Huveylid kızı Hatice’nin benim büyük annem olduğunu, Şehitler efendisi Hamza’nın, babamın amcası olduğunu biliyor musunuz?

- Evet, biliyoruz dediler.

Gürledi Hüseyin.

-Allah aşkına söyleyin, elime bağladığım bu kılıcın Resulullah (s.a.v)’in kılıcı olduğunu biliyor musunuz?”

-Evet biliyoruz.

-Allah aşkına söyleyin! Başımdaki bu imamenin Resulullah (s.a.v)’in imamesi olduğunu biliyor musunuz?”

-Evet, biliyoruz.

 -Bunları bildiğinize göre, o halde neden benim kanımı dökmeyi helal biliyorsunuz? Oysaki kıyamet günü Kevser Havuz’u dedemin  elinde olacaktır; susuz deveyi sudan alıkoydukları gibi o da bir grup kimseyi Kevser suyundan alıkoyacaktır; o gün Hamd bayrağı da O’nun elinde olacaktır!

 -Biz bunların hepsini biliyoruz, dedi yoldan çıkmış azgınlar. Bununla  birlikte  Yezid’e biat etmezsen susuzluktan ölene kadar senden el çekmeyeceğiz.”

Tek tek şehid oldu Hüseyin’in yanında savaşanlar.

Yalnız kaldı Hüseyin. Asla yanımıza gelmeyeceksiniz dediği hanımlar ve çocuklar çadırların içinde önünde hüzün dağı olmuşlardı, acı ummanı olmuşlardı.

 Yeğenleri, oğulları, akrabaları  tek tek gözlerinin önünde şehid oldukça vücudunu onlara siper etmek isteyen Zeynep onlara koşmak istiyordu. Ama sevgili kardeşinin,” Bacım geride dur! emri   aşılmaz delinmez bir duvar gibiydi önünde. Hep ona çarpıyordu. Gözlerinde ırmaklar çağlıyordu. Kalbi kadar ağlamıyordu ama gözleri.  Kalp gözyaşları ummanlar akıtıyordu. Ah diyordu canları yere düştükçe ah!

Hamle yapıyordu onlara doğru.

Kardeşinin ses ve gönül duvarı çıkıyordu önüne.

“Dön geri ey bacım!”

Kolları kesiliyordu onlarınki kesildikçe kalbine giriyordu oklar, bedenini deliyordu mızraklar ah diyordu ah! Ah ben öleydim! Ben öleydim!

Yalnız kalmıştı Hüseyin.

Sağından solundan saldırıyordu Yezid’in köpekleri. Her defasında bozguna uğruyorlardı. Tek başına bir ordu gibiydi Hüseyin. Üzerindeki deniz koyunu yününden dokunmuş cübbesi al kızıl kana boyanmıştı.

Her yerinden yaralıydı. Ama en çok yüreği acıyordu.

Sol avucuna bir kılıç darbesi aldı.

 Ardından omuzuna.

Omuzuna vurana hamle yaptı Hüseyin.” Omuzuna kılıçla vurup yere düşürdü.”

Savaşıyordu Hüseyin. Küfre karşı savaşıyordu.

“ Yüzünün üzerine düşüp düşüp kalkıyordu.”

Köprücük kemiğine sapladı biri mızrağını  en son. Göğsünden çıkardı.

Yüzünün üstüne düştü Hüseyin.

Rahman’a yükseldi  aziz  ve mukaddes ruh.

 Otuz üç mızrak,  otuz dört kılıç yarası vardı bedeninde.

Güneş, ateşten gözlerini kapadı görmemek için, bulutlar saklandı. Hayvanlar lâl oldu. Kainat sallandı.

 Resulullah,(s.a.v) ağlıyordu  eşi Ümmü Seleme’nin rüyasında.

“ Biraz önce Hüseyin’in şehadetinde bulundum.” diyordu.

Başı ve sakalı  toz toprak içindeydi.

“ Allah’ın lâneti onları katl eden, onlara zulüm eden ve onları su içmekten men eden kimselerin üzerine olsun diyordu ruhaniyeti durumdan haberdar olan annesi Fatıma.

Hüseyin’in insandan daha dost atı,  acıdan başını alıp kaçıyordu.  Kuru topraklar havalanıyordu ardından.

  Ez-zeliyme diyordu  ez-zeliyme li ümmetin katelet ibne binti nebiyyiha!      

 Peygamberlerinin kızının oğlunu öldüren ümmete yazıklar olsun, yazıklar olsun!

 

Bu yazı 6511 defa okunmuştur .

Son Yazılar