Mirine Hoca, Rahman’ın Nuruyla Aydınlanmış Gözlerini...
Emine Fikriye Beledli

Emine Fikriye Beledli

Mirine Hoca, Rahman’ın Nuruyla Aydınlanmış Gözlerini Açtı

25 Ağustos 2012 - 08:52

 

         Mirine Hoca, Rahman’ın Nuruyla Aydınlanmış Gözlerini Açtı

                 

Urfalı Derviş Hoca’nın oğlu Süleyman Palalıoğlu’nun çocuğu Yaşar, annesinin kucağında otururken birden bayıldı.

 Sıdıka Hanım,  üç yaşındaki oğlunun mermer gibi pürüzsüz ve beyaz yüzüne elini dokundurdu.

-Oğlum dedi ne oldu siye?

Cevap alamadı.

Telaşla çocuğu sallayıp,  hafif hafif yüzüne vurmaya başladı.

-Yaşar dedi. Yaşar Kurban. Kalk anasının kuzusu.

Hiç hareket yoktu Yaşar’da.

 Bir parça tahta olmuştu.

-Haho dedi Sıdıka. Havar! Yetişin Yaşar’a bi hal oldu.

Ev halkı koştu. Yaşar’ı annesinin kucağından alıp yatağına yatırdılar.

Babasına haber ulaştırıldı büyük oğlu Necip ile. Süleyman Palalıoğlu, telaşla eve geldi. Çocuğun halini görünce kucaklayıp hastaneye götürdü.

Hiçbir şey anlamadı doktorlar.

Yaşar tedavilere cevap vermiyordu.

Üç gün böyle geçti…

Mirine Hoca, İzmir’e kızı Rahime  Hanım’ı ziyarete  geldi  o gün.

Bunu duyan Yaşar’ın anneannesi Çadırcı Mehmet’in eşi Hanım, hemen oraya gitti.

 Rahime onun geliniydi.

-Ocağına düştüm Babo dedi bembeyaz yüzünde parlayan yaşları eliyle silmeye çalışarak. Yaşar üç gündür baygın yati. Tabibler bi çare bulamamıştır!

Mirine Hoca, ak saçlı  başını önüne eğip düşündü.

-Bu gece git yat dedi bir müddet sonra. Yarın sabah gelin diye haber yollarsam, Yaşar iyileşir Hak Teâlâ’nın kudretiyle. Haber yollamazsam bilin ki çocuk ölecek. Yaşam da ölüm de yalnız Hayy ve Kayyum olan Allah’ın elindedir.

Hanım,  edeple kalktı.

Ne Hanım, ne kızı  ne damadı uyudu o gece.

 Umutluydular.

Mirine Hoca’nın kerametlerini çok işitmişlerdi.

Hanım’ın büyük oğlu Halil, Mirine Hoca’nın kızı Hatice’nin eşiydi. Suruç’ta Şıh İmam’ın Meclisindeki baston kerametine şahit olmuştu.

Yaşar’ın yüzüne bakıp gözyaşı dökerek sabahı ettiler.

Mirine Hoca, namazdaydı, duadaydı…

Daldı bir müddet.

Seher vakti, Rahman’ın nuruyla aydınlanmış gözlerini açtı.

- Gidin Yaşar’ı getirin. Yaşar kurtuldu dedi gülümseyerek.

Haber uçtu yaslı gönülllere.

Kalpler şenlendi.

Süleyman Palalıoğlu,  oğlunu kucakladı. Eşi ve kayınvalidesiyle koşar adım  Rahime Hanım’ın evine gittiler.

Rahime Hanım ve eşi Hüseyin mutlulukla karşıladılar onları.

Mirine Hoca’nın kaldığı odaya aldılar.

Mirine Hoca, kaskatı kesilmiş  çocuğu kucağına alıp, Rahman’ın ilham ettiklerini yavaş birsesle okumaya başladı. Okudukça tertemiz nefesini yüzüne üflüyordu.

Çocuğun çimen yeşili  gözleri, Hoca Mirine’nin sırlara aşina bakışlarına açıldı bir müddet sonra.

Mirine Hoca, eğilip alnından öptü yavruyu.

Rahman’a şükürle kapattı gözlerini…

-Uy dedi odadaki hanımlar. Uy Yaradan’a kurban!

Gözlerden şükür yaşları aktı.

Ezan ı Muhammed’i okundu o sıra.

Mirine Hoca, Celal ve ikram sahibi Allah Teâlâ’nın vuslat çağrısına uymak için ayağa kalktı…

 “İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekâtı verenlerin Rab’leri katında elbette mükâfatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar.”

Bakara 277

Bu yazı 17381 defa okunmuştur .

Son Yazılar