“Hakk’ın hatırı yücedir, hiçbir hatıra feda edilmez”
Fadıl Kılıç

Fadıl Kılıç

“Hakk’ın hatırı yücedir, hiçbir hatıra feda edilmez”

10 Şubat 2014 - 08:41

Hayata hayat, ruh ve esas olan İslâm’ın yüce hakikatleri uğrunda başımızdaki saçlarımız adedince canımız olsa, fedâ edilmeye layıktır. Fani şahıslara değil, sadece Kur’an’a ve Rasulullah SAV’e  tevhid-i kıble edilerek tüm nazarların çevrilmesini isteyen Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle demiştir; “Hakkı tanıyan, Hakkın hatırını hiçbir hatıra fedâ etmez. Hakkın hatırı âlîdir. Hiçbir hatıra fedâ edilmemek gerektir

 

 Bir büyüğü, bir dostu, bir yakını için büyük fedâkârlıklar gösteren insan, en çok fedâkârlığa lâyık, her şeyin sahibi ve hâkimi olan Allah’ın hatırını hiçbir hatıra feda etmemelidir. “Eğer bütün dünya bana verilse bir hakikat-i imaniyeyi fedâ edemiyorum” diyen nur kahramanının diliyle en büyük hakikat Hakk’a hizmettir.

 

Manevi âlemin gökteki yıldızları mesabesinde “Kur’an davasının beklentisiz, halis mütevellileri(sahiplenenleri)” olan sahabenin, İslâm’ın yüce hak ve hakikatleri için hayatlarıyla ispat ettikleri tüm fedakârlık örneklerini İslam kaynakları bize ibretle anlatmaktadır.

 

“Cemel Hadisesi”nde Hz. Ayşe ve Hz. Zübeyir’in gösterdikleri nedamet ve hassasiyet, hak ve hakikate ne derece bağlı olduklarının en güzel örneğini ifade etmektedir. Kur’an aşığı ve hayâ abidesi Hz. Osman’ın şehit edilmesinin ardından, Allah’ın aslanı Hz. Ali ümmet tarafından halife seçilmiştir. Toplumdaki beklenti Hz, Peygamber SAV’in damadı olan Hz. Osman’ın katillerinin yakalanması idi.

 

Adalet-i Mahza’yı gözeterek, isyancılara fırsat verilmemesi ve suça bulaşmayanların cezalandırılmaması amacıyla ortalığın sükûnetle yatışmasını tercih eden Hz. Ali’nin bu temkinli tavrına rağmen Hz. Talha ve Hz. Zübeyir ise bu işin elebaşlarının hemen bulunup cezalandırılmasını istiyorlardı. Hz. Ali, suçsuz yere bir kişinin dahi kanının dökülmemesini gözetirken, diğerleri ise işin faillerinin derhal bulunmaları ve cezalandırılmalarını isteyerek Adalet-i İzafiye’yi müdafaa ediyorlardı.

Adalet-i Mahza ile Adalet-i İzafiye içtihadında Hz.Ali’nin tarafında olması gereken Hz. Ayşe, orduyla Basra’ya giderlerken Hav’ab denilen yere ulaştığında havlayan köpeklerin seslerini işitince, Hz. Muhammed SAV’in;“Keşke Hav’ab köpeklerinin hanginize havlayacağını bilebilseydim” sözünü hatırlaması üzerine böyle olaylara katıldığından dolayı oldukça üzülmüş ve pişmanlık duyarak geri dönmeyi tercih etmiştir.

Hz.Resûlullah SAV’ Hz. Zübeyir’e şöyle demiştir; “Birgün gelecek Ali ile mücadele edeceksin. Fakat sen haksızsın” Bu sözü Hz. Ali’den duyan Hz.Zubeyr, Efendimizin bu uyarısını hemen hatırlayıp büyük bir üzüntü ve pişmanlık içerisine girerek savaştan geri dönmüş ve kusurunu itiraf ederek ;”Bunu daha önce hatırlamış olsaydım yerimden kımıldamaz, hiçbir harekette bulunmazdım” demeye kendini mecbur bilmiştir.

Yazımızı noktalarken; Sahabe bile hatalarını anladıklarında dönüş yapmış ve büyük pişmanlıklar duymuşlardır. Kur’an’a, Hakk’a ve Hakikat’e hizmet ettiklerini iddia eden tüm taraflara ne oluyor ki “küfür milletini” sevindirecek şekilde insafsızca birbirlerine zarar veriyorlar.

İslam Ümmetinin bu kadar zulme uğrayanı, ağlayanı varken bu duruma sevinenin, gülenin olması vicdan ehli tarafından esefle karşılanmaktadır.

“Zaman değişmiş,asır başkalaşmış,herkes dünyaya dalmış....”iddiasını taşıyanları haklı çıkarmamak için istikamet çizgisinin zaman ve olaylar karşısında muhafaza edilmesi gerekmektedir.Üstelik bu zarar ve ziyan milyonlarca insanın maddi ve manevi hukukuna tecavüzle beraber dünyevi ve uhrevi kayıplarına sebep oluyorsa bunun hesabını Adl-i İlahi’de verebilmek mümkün değildir.

Tarihe gömülmeden önce tarihten ders alabilmek dileğiyle, Hakk’ın tecellisi için adanmışlara sebat ve selam dilerim…

Bu yazı 12416 defa okunmuştur .

Son Yazılar