Hakk'ın ve Halkın Zaferi
Fadıl Kılıç

Fadıl Kılıç

Hakk'ın ve Halkın Zaferi

31 Mart 2014 - 08:49

“Küfür devam etse de zulüm devam etmez” söylemiyle yeryüzünde Hak’tan yana mazlumun yanında ve batıla düşman zalimin karşısında olan Allah Rasûlü SAV, verdiği emsalsiz mücadele sonucu kısa bir dönem içerisinde Hakk’ı Bâtıl’ın tepesine indirerek HAK iktidara taşınmıştır.

 

Bu uğurda çok büyük fedakârlıkta bulunan başta Hz. Peygamber SAV olmak üzere davasına gönül veren mü'minler, pek çok eza ve cefaya katlanmış, tüm boykotlara tahammül ederek evlerini, memleketlerini, ticaretlerini, işlerini, eşlerini terk ederek evlatlarından bile ferağat etmekten geri kalmamışlardır.

 

Tarihin emsalini yazmaktan aciz kaldığı fedakârlık destanıyla Medine'deki Ensar kardeşler, kendilerine hicret edip gelen Muhâcir kardeşleriyle bütün mal varlıklarını paylaşarak “İsar Hasleti”nin zirve derecelerine imza atmayı başarmışlardır.

 

Muhacir ve Ensar arasındaki bu dayanışma sonucu özünden kopmuş Yahûdi, Hıristiyan ve müşriklere karşı çetin mücadeleler neticesinde Allah davası uğrunda şehidler verilerek kutsal davanın fedakârlık örnekleri sergilenmiştir.

 

İnançlarına samimane bağlılıkları sayesinde Hakk’ın temsilcileri olan Müslümanlar, ilahi yardımla muzaffer oldular. Hakk’ı sahiplenmenin mükâfatı zafer olarak çıktı karşılarına.

 

İslam Ümmeti’nin derdiyle dertlenerek Hakk’a hizmet ettiklerini iddia eden tüm fertlerin zaman ve mekânlar karşısında değişmeyen Kur’ani metod ve yöntemden başka bir yol aramamaları ve hak ile bâtılı birbirine karıştırmamaları gerekmektedir.

 

Hak olsun batıl olsun her dava için fedakârlık gerektiğini dile getiren Bediüzzaman Hazretleri; ”samimi ihlâs Şer’de bile olsa muvaffakiyet vardır” demekle Hakk’ın hâkim olması için mutlaka fedâkârlık ve zorluklara katlanmanın gereğine işarette bulunmuştur.

 

Hak ve batılın birbirinden ayırt edilmesi için nefisleri imtihana tâbi tutan Yüce Allah, iyileri kötülerden ayırmak suretiyle mükâfatlandırır. Yüksek ateşe atılan altın, cevheri cürufundan ancak bu şekilde ayıklanarak temize çıkar, kıymet kazanır.

 

Ahzab Suresi’nin son ayetlerine göre insan, ilahi emaneti taşıyamadığında çok câhil ve zâlim olur. Nefs-i Emmare’nin her türlü manevi kirden, pastan ve günahlardan arındırılması içinnefisle mücadele edilmelidir. Bu, her şeyin sahibi olan Allah'ın sünneti yani değişmez yasasıdır.

 

Zaman ve mekân kayıtlarını aşarak Taif’te taşlanan Rahmet Peygamberi Hz. Peygamber SAV’ bir an için gözlerimizin önüne getirip şöyle bir düşünelim. Peygamber olarak gönderilmesinden önce pek çok sıkıntılara maruz kaldığı gibi, peygamber olduktan sonra da daha sıkıntılı olaylarla karşı karşıya gelmiş ve tüm bu sıkıntılara şekva etmeden sabrederek katlanmıştır.

 

Tehditler, iftiralar, baskılar, işkenceler, öldürmeler… Bütün bu haksızlıklara karşı insanlığın gönlünde taht kurmuş Hz. Peygamber SAV’i, onların bilemediği ve anlayamadığı ve hesaba katmadığı koruyan bir güç vardı ve o ilahi güç, bütün düzenbaz ve hilekâr güçlerin üstünde bir kuvvete sahiptir.

 

Gün geldi, vakt-i saat tamam oldu ve tarih 630'a geldiğinde putlar ve putlaşan otoriteler yerle bir olarak yıkıldılar. Artık güç te, iktidar da Müslümanların oldu.

 

Böylece “Hak geldi ve bâtıl yok olup gitti” İsra Suresi hakikati tecelli etti.

 

Hakk’ın ve halkın önünde hiç bir engel duramaz.

 

Nur külliyatında geçen; fena ve fâni bir adamın, güzel ve bâki  bir sözüyle yazımızı bitiriyoruz:

 

Zulmün topu var, güllesi var, kal’ası varsa,


Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.

 

 

Bu yazı 13143 defa okunmuştur .

Son Yazılar